Tazminat HukukuDeprem Sonrası Hukuki ve Cezai Sorumluluk

Müteahhidin hukuki ve cezai sorumluluğu konusu son olarak 6 Şubat tarihinde yaşanan ve 11 ilde (Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elâzığ) yıkıcı etki gösteren 7.7 ve 7.6 şiddetindeki ikiz Kahramanmaraş depremlerinden sonra tekrar gündeme gelmiştir. Kıtasal hareketliliğin fazla olduğu Türkiye’de levhalardaki hareketlilikten dolayı çok fazla deprem görülmektedir. Türkiye’de, Kuzey Anadolu Fay Hattı, Doğu Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı olmak üzere 3 büyük fay hattı bulunmaktadır. Bu fay hatlarına bağlı olarak daha küçük çaplı fay hatları olduğundan Türkiye’nin birçok yerinde depremlere neden olmaktadır.

Söz konusu depremlerde birçok can ve mal kaybı oluşmuş veya bu kayıplar bugün itibarıyla da devam etmektedir. Bunun yanında birçok yapı da ağır hasar almış veya yıkılmıştır. Bu durum vatandaşların mağduriyetine yol açmıştır. Bu yazımızda depremde sonrası hasar gören yapılarda müteahhidin cezai ve hukuki sorumluluğunu incelenmektedir.

  • Deprem Sonrası Müteahhidin Hukuki Sorumluluğu

Müteahhitler, inşaat öncesi ve sırasında yapıyı mevzuata ve bi­limin gereklerine uygun projelendirmekle, inşa etmekle ve ya­pının projesine uygun yapıldığını denetlemekle yükümlü mühendis, yapı denetçileri gibi teknik görevliler, binalara inşaat ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, veren görevli ve yetkililer, her aşamada denetim görevini yerine getirmeyen ilgili beledi­ye, bakanlık yetkilileri bakımından: Yapının projelerinin mevzuata, fennin gereklerine uygun olmadığının, inşaat malzemesi kalitesinin standartlara uygun olmadığının, yapımda işçilik hataları olduğunun, yapıların inşaat ruhsatının ve projelerinin bulunmadığının veyahut mevzuata aykırı olduğunun, zemin yüzeyinin yapılaşmaya elveriş­li olmadığının, gerekli güçlendirmenin yapılmadığının, yapı statiğini zayıflatan mevzuata aykırı tadilatların yapıldığının veya denetimlerin hiç veya yeteri kadar yapılmadığının vb. tespiti hâlinde bu kişilerin cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir.

Müteahhitler “gerekli özenin gösterilmemesinden” ve “ruhsata aykırı şekilde bina inşa etmesinden” doğan zararlardan sorumludurlar. Müteahhitlerin sorumluluk alanına birkaç örnek olarak; kolon ve kirişlerin bağlantısında sorun olması, etriye demirinin eksik kullanılması, beton kalitesinin düşük olması, yıkanmamış deniz kumu kullanılması, kolonların gereğinden fazla kısa olması yahut ucuz işçilik sebebi ile meydana gelen hasarlar gösterilebilir. Türkiye gibi deprem kuşağında olan ve yüksek risk altında olan bir ülkede bu olgunun gerektirdiği kurallara uygun olarak yapılaşma gerekmektedir.

Müteahhidin cezai ve hukuki olarak sorumlu tutulabilmesi için binayı mevzuatlara uygun olarak yapmamış olması gerekir. Yani müteahhidin kusuru olmalıdır. Bu kusurun oluşması sonrasında müteahhidin ayıba karşı tekeffül sorumluluğu doğmaktadır.

Tamamlanan eserin teslim edilmesi yani müteahhidin sözleşmeye göre tamamladığı eseri iş sahibinin emirine vermesi halinde ayıba karşı tekeffül sorumluluğu doğar. İş sahibinin ihbar ve muayene yükümlülüğü de teslim ile başlamaktadır. Eserin tesliminden sonra iş sahibi tarafından eser kontrol edilmeli ve eksikliklerin müteahhide bildirilmelidir. İş sahibinin muayene ve ihbar külfeti sadece açık ayıplar için geçerlidir.

Ayrıca binada açıkça görülen bariz bir ayıp yoksa ve binadaki kusurlar depremle birlikte ortaya çıkmışsa bu durumda arsa sahibinin yapması gereken ilk iş müteahhide haber vermek, ihbar etmektir. Bildirim ile birlikte arsa sahiplerinin TBK m. 475’te düzenlenen 3 adet seçimlik hakkı ortaya çıkmaktadır. Bu haklar şu şekildedir;

İş sahibinin seçimlik hakları

MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde iş sahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

  1. Eser iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme.
  2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme.
  3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme.

Tüm bu imkânlara ilave olarak arsa sahiplerinin, uğradıkları zararın tazminini isteme hakları saklıdır. Diğer yandan belirtmek gerekir ki müteahhitlerin sorumluluğu, inşaatın arsa sahibine teslimden itibaren 5 yıl, eğer ağır bir kusur varsa 20 yıllık süre için geçerlidir. Dolayısıyla arsa sahipleri, bu sürelerin geçmesiyle birlikte müteahhitlerden herhangi bir hak talep edemeyecek olup hak kayıplarının yaşanmaması için bu sürelerin gözetilmesi ve alanında uzman çalışma kadrosuna sahip Harbiye Hukuk Bürosundan yardım alınması faydalı olacaktır.

  • Deprem Sonrası Müteahhidin Cezai Sorumluluğu

Deprem sonrası müteahhidin cezai sorumluluğunun ortaya çıkması için yapının inşasında gerekli özeni göstermemesi, binayı mevzuata uygun olarak yapmaması gerekmektedir. Nitekim, müteahhidin tamamen usulüne uygun olarak inşa ettiği bina depremden dolayı hala hasar görmüş ise, aradaki nedensellik bağının kesilmesi nedeniyle müteahhit sorumlu tutulamayacaktır. Kısacası cezai sorumluluk müteahhit yapıyı usule uygun yapsaydı eğer bir mal veya can kaybı oluşmayacaktı ise meydana gelmektedir. Cezai sorumluluk bakımından yapının uygun şekilde yapılmaması halinde uygun olsaydı hiç doğmayacak bir ölüm veya yaralama meydana gelirse müteahhit uygulamada taksirle öldürme ve yaralamadan sorumlu olacaktır. Fakat kanaatimizce ülkemiz gibi sık sık depremlerin yaşandığı, deprem kuşağında olan ve 3 büyük fay hattına sahip bir ülkede gerekli ölçümler, analizler, çalışmalar ve raporlar yapılmasına rağmen deprem bölgesi olarak bilinen bölgelerde deprem yönetmeliğine uygun bina yapılmaması durumlarında yakın zamanda 11 ilde etkisini gösteren 7.7 ve 7.6 şiddetindeki ikiz depremlerde olduğu ağır ve yıkıcı hasarların meydana gelmesi sonucunda taksir değil olası kastın varlığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

TBB’nin Depremzedeler İçin Hukuk Rehberi adlı makalesinde deprem sonucu meydana gelen ölümler için müteahhitlerin ve diğer yetkili kişilerin cezai sorumlulukları ile ilgili hukuki görüş şu şekildedir; “Deprem sonucu ölüm meydana gelmişse kasten insan öldürme suçu iş­lenmiş olacaktır. Uygulamada deprem sonucu ölümlerde genellikle kas­ten değil, basit ya da bilinçli taksirle insan öldürme suçu gündeme gel­mektedir. Basit taksirde kişinin öngörmesi gereken bir netice bakımından gerekli dikkat ve özeni göstermemesi; bilinçli taksirde öngördüğü netice­nin yetenek, şans gibi çeşitli gerekçelerle gerçekleşmeyeceğini umma­sı, bu anlamda neticeyi kabullenmemesi söz konusudur. Olası kastta ise öngörülen netice “olursa olsun” düşüncesiyle kabullenilmektedir. Örnek olarak Kahramanmaraş Depremleri öncesi deprem bölgesi olan Kahra­manmaraş ve üzerinde bulunduğu fay hattında yakın zamanda büyük bir depremin beklendiği idari makamlarca ve kamuoyunca bilinmektey­di. Bu hususun uzun zamandır il afet riski azaltma planı raporları ve bi­limsel çalışmalarla ortaya konulduğu (örnek olarak bkz. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası 02.03.2021 tarihli raporu; Kahramanmaraş Valiliği İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünün 2020 yılı Kahramanmaraş İl Afet Risk Azaltma Planı) dikkate alındığında depremin gerçekleşeceğinin öngö­rüldüğü kabul edilmelidir. Böyle bir yerde bu tür yapıları inşa eden, inşa edilmesine seyirci kalan veyahut bu hususu denetlemeyen kişilerin böyle bir depremi öngördüğü ve ölüm neticesini “olursa olsun” diyerek kabul­lendiği açıktır. Bu nedenle bu kişiler olası kastla insan öldürme suçundan ceza almalıdırlar. Bu suçlarda olası kastın varlığını kabul etmek modern ceza hukukun bir gereğidir. Karşılaştırmalı hukukta bu yönde birçok ör­nek vardır. Hukukumuzda ise konuya ilişkin olarak Yargıtay 12 Ceza Dai­resi’nin 01.03.2013 tarih, 2012/11165-2013/4980 sayılı ve 06.04.2017 tarih 2017/172-2017/2866 sayılı kararlarından yararlanılabilecektir.”

  • Müteahhidin Sorumluluğunda Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?

Müteahhidin sorumluluğunda zamanaşımının ne zaman başlayacağı ile ilgili olarak yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince müteahhidin hem hukuki hem de cezai sorumluluğunu gerektirecek bir fiilin aynı tarihlerde tamamlanmış olduğu kabul edilerek müteahhidin sorumluluğunda dava zamanaşımı deprem tarihi olarak kabul edilir.

Yargıtay’ın konu ile ilgili hükümleri deprem nedeniyle oluşan zararların tazminine ilişkin davalarda, zararın öğrenildiği tarihin, dolayısıyla, o zararın ortaya çıktığı deprem tarihinin zamanaşımı sürelerine başlangıç olarak alınması gerektiği yönündedir.

  1. Deprem Sonrası Kat Maliklerinin Sorumluluğu ve Hakları

Ülkemizde yaşanan son depremlerin yıkıcı etkileri sonucu deprem sonrası kat maliklerinin sorumluluğu ve hakları konusu tekrar gündeme gelmiştir. Ana yapının tümü veya bağımsız bölümlerden biri veya birkaçının deprem ve benzeri felaketler sebebiyle harap olması durumunda izlenmesi gereken yol ile kat maliklerinin hak ve yükümlülükleri Kat Mülkiyeti Yasasının 47. maddesinde düzenlenmiştir. Harap olma kavramı, enkaz haline gelme değil, “oturulamaz duruma gelme” olarak anlaşılmalıdır. Harabiyetin yapının zamanla eskiyip yıpranması, yapım veya bakımdaki eksiklikten kaynaklanması durumunda, bu madde uygulanmaz.

Ana yapının tümünün harap olması: Ana yapının tümü harap olmuşsa ana gayrimenkul üzerindeki kat mülkiyeti kendiliğinden sona erer. Kendiliğinden sona erme durumu ana yapının harap olduğuna ilişkin bir tespiti ve tapu kütüğünde buna dayalı bir işlemin yapılması gereğini ortadan kaldırmaz.

Ana gayrimenkulün veya ana yapının tümünün veya bir kısmının harap olması halinde durum yönetici tarafından o gayrimenkulün bulunduğu yerin tapu idaresine ve bütün kat maliklerine; eğer yönetici yoksa, bağımsız bölümü harap olan kat maliki tarafından tapu idaresine derhal bildirir. Bunun bildirilmemesi yüzünden doğacak zararların tümünden bağımsız bölümü harap olan kat maliki, zararın beşte biri oranındaki kısmından da yönetici dayanışmalı olarak sorumlu olup, hazine sorumlu değildir.

Bağımsız bölümlerden birinin harap olması: Ana yapının bağımsız bölümlerinden biri tamamen harap olursa o bölümün maliki harap olma tarihinden itibaren iki yıl içinde bölümünü yeniden yaptırmalıdır.

Ama dikkat edilmelidir ki harabiyetin sebebi yapının zamanla eskiyip yıpranması değil deprem gibi felaketlerin yapıyı etkilemesi olmalıdır. Harap olan bağımsız bölümün maliki yapıyı harabiyetin yaşandığı zamandan itibaren 2 yıl içerisinde yeniden yaptırmalı aksi takdirde diğer kat malikleri veya bunlardan bir kısmı, bu sürenin tamamlanmasından başlayarak bir yıl içinde o bölüme ait arsa payının, değeri karşılığında ve arsa payları oranında kendilerine devredilmesini talep edebilirler. Ancak bağımsız bölümün kat sahibi harabiyetin zararını karşılayamayacağını ifade ederse 2 yıllık sürecin tamamlanmasını beklemeye gerek kalmaz.  Kat maliki, “harap olan bağımsız bölümünü geciktirmeksizin yaptırmaya başladığını, yapım işinin sürdüğünü, ancak haklı sayılabilecek bir nedenle süresi içinde tamamlayamadığını” ileri sürmüş ve mahkemece taşınmazın yerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda bu savın doğruluğu saptanmış ise, o kat malikine bağımsız bölümünün yapımını tamamlaması için makul ve belli bir süre tanımalı, sürenin sonunda oluşacak sonuç doğrultusunda hüküm kurmalıdır.

Ana yapıda birden fazla ve hasarları birbiri ile bağlantılı olan bağımsız bölümler harap olmuşsa harabiyete sahip kat malikleri karşılıklı olarak altı ay içerisinde yapıyı onarıp onaramayacağına dair yazılı beyanı birbirine iletmelidir. Eğer bir kat maliki yapıyı onaramayacağını belirtmişse veya herhangi bir bildiri yayımlamamışsa bağımlı hasara sahip diğer kat malikine arsa payının değeri karşılığında devir işlemi yapılabilir. Devir koşulunun rıza ile yerine getirilmemesi durumunda, mahkemeye başvurulduğunda, buna mahkeme karar verecektir. Eğer bağımsız bölümünü yaptırmak istemeyen kat maliki devir işlemini onaylar fakat taraflar bedelde anlaşamazlar ise anlaşmazlık yargıç tarafından çözümlenecektir. Eğer bağımsız bölümünü yaptırmak isteyen taraf yaptırmak istemeyen tarafın arsa payını devralmak istemiyorsa kendi bağımsız bölümünü de yaptırmak istemiyor gibi kabul edilmelidir çünkü hasarlar birbiri ile bağlantılıdır. Böyle bir durumda diğer kat malikleri yeniden yapılmayan harap bağımsız bölümün veya bölümlerin arsa paylarını devralıp onları yeniden yaparlar ya da yapmadıkları takdirde bunları dışlayarak arsa paylarını yeniden düzenlerler. Bu da olmaz ise ana taşınmaz üzerindeki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona ermesi koşulları gerçekleşecektir.

  1. Örnek Kararlar

YARGITAY 12.Ceza Dairesi 2020/ 10626 E., 2022 / 10721 K. sayılı kararı, “… Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığına bağlı İnşaat Mühendisliği tarafından düzenlenen Nisan 2012 tarihli raporda; “deprem nedeni ile yıkılan binada … aşaması ve sorumluluk ilişkilendirilmesi” adı altında tablo hazırlandığı, söz konusu binanın yapılış tarihi itibariyle, 1975 Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmeliğe tabi olduğu, binada kullanılan betonun yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan B160’ı sağladığı ancak karot sayısı ve yapı enkazı resimleri dikkate alındığında, hesaplanan bu ortalama değerin, tüm yapıya ait betonu yansıtma olasılığının düşük olduğunun, statik projelerde herhangi bir kolon düşey açılımı ve kolon-kiriş bağlatı detayının bulunmadığı, parça beton numuneleri içerisinde boyut itibariyle standart dışı agregaların olduğu, binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu ve bu yetersizlikler dolayısıyla proje müellifleri, yapı sahibi ve müteahhidinin, teknik uygulama sorumlusunun ve belediyenin ilgili birimlerinin sorumlu olduğunun belirtildiği, ayrıca binanın … bitimi aşamasında biten bina inşaatının projeye uygunluğunun denetlenmediği, bu nedenle belediyenin teknik uygulama yetkililerinin sorumlu olduğu sonucuna varıldığı,

İnşaatın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan, 1580 sayılı Belediyeler Kanunun “Belediyenin Vazifeleri” başlıklı 15. maddesinin 79. bendinde “İmar planlarının yapımı ve uygulanması ile yapıların inşaat ve iskan ruhsatı aşamasında, Türk Standartları Enstitüsünün ilgili standardına uygunluk sağlamak, uygulamaları denetlemek ve bütünlüğü sağlayıcı tedbirler alma” hükmünün yer aldığı, Buna göre, … Apartmanına ait 14.10.1994 tarih ve 330/A numaralı yapı ruhsatının bulunduğu, 20.06.1995 tarih ve 252 numaralı tadilat ruhsatı ile de kat ilavesi yapıldığı ancak söz konusu yapıya ait yapı kullanma izin belgesinin bulunmadığı, yapı ruhsatının … tarafından düzenlendiği, kontrol işlemlerini …’ ın yaptığı, …’ın ise yapı ruhsatını onaylayan İmar Müdürü olduğu, bina sahibi tarafından inşaatına başlanılacak binanın yapım aşamalarına başlamadan önce İmar Kanunu ve Yönetmelikleri gereğince gerekli olan evrakların temin ettirilerek dosyasına konulmamasından, inşaat ruhsatının 54. bölümünün fenni mesule imzalattırılmadan inşaat ruhsatının verilmesi nedeniyle; 3194 sayılı İmar Kanunun “Ruhsat alma şartları” başlıklı 22. maddesindeki, “Yapı ruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanuni vekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnai hallerde tapu senedi yerine geçecek belge) mimari proje, statik proje, elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperli veya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir. Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleri incelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir. Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaat tarihinden itibaren on beş gün içinde müracaatçıya ilgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildikten sonra yapılacak müracaattan itibaren en geç on beş gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.” hükmüne aykırı davrandıkları; binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, beton içerisinde standart dışı agregaların olduğu, malzeme kalitesinde, binanın proje ve yapım aşamasında yetersizlikler olması sonucu binanın meydana gelen deprem nedeni ile yıkılmasında, sanıklar …, … ve …’ın objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalarına rağmen, İmar Kanununa, 1975 Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümlerine ve dönem itibariyle bilim ve fennin gerektirdiği teknik şartlara aykırı davrandıkları, üzerlerine düşen dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak, mevcut sonucun gerçekleşmesinde etkili oldukları, bu nedenle meydana gelen ölümler bakımından sanıkların eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin, oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle sanıklar …, … ve … hakkında beraat kararları verilmesi, kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz sebepleri bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA…” şeklindedir.

DANIŞTAY 11.Daire 2002/5249 E.,2004 / 1085 K. sayılı ilamında “Davacı tarafından, depremde ağır hasar gören hisseli maliki olduğu konuttan dolayı hak sahibi kabul edilmesi yolundaki başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. İdarenin depremzedelere yapacağı yardımlara ilişkin işlemlerin bir plan ve program dahilinde yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak öngörülen başvuru ve itiraz süreleri hesaplanırken, depremin yarattığı olağanüstü koşullarla birlikte ilgililerin ileri sürdüğü mazeretlerin de dikkate alınması gerekir.şeklinde hüküm kurmuştur.

DANIŞTAY 11.Daire 2001/ 4552 E., 2004 / 2026 K. sayılı kararı, “Bir idari işlem veya bir idari sözleşmenin uygulanması durumunda olmayan, idarenin her türlü faaliyetlerinden veya hareketsiz kalmasından, araçlarının kullanımından, taşınır ve taşınmaz mallarının veya tesislerinin işletilmesinden dolayı oluşan zararları idari eylem sonucu oluşan zarar ve buna yol açan eylemi de sonuç olarak idari eylem kavramı içerisinde kabul etmek gerekir. Olayda davacıların, depremde yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri manevi zararı, davalı idarenin deprem sonrasında yapması gereken kurtarma faaliyetlerinin ve koordinasyon çalışmalarının yetersizliğine dayandırdıkları, dolayısıyla manevi zarar, söz konusu hizmetlerin geç veya hiç işlememesi şeklinde oluşan fiil ve hareketlerle somutlaştığından, bu şekilde oluştuğu ileri sürülen zararın idari işlemlerden değil, idari eylemlerden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmaktadır. Durum böyle olunca, olayda idarenin hareketsizliği söz konusu olmakta ve böylelikle öğretide de kabul edildiği gibi, idarenin bu hareketsizliğinin “olumsuz eylem” olarak kabulü gerekmektedir. Bu durumda, uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın, idarenin olumsuz eyleminden kaynaklandığı sonucuna ulaşıldığından, idare mahkemesince 2577 sayılı Yasanın 13. maddesi uyarınca davanın süresi içinde açılıp açılmadığının değerlendirilmesi ve bu sonuca göre uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmesi gerekir.” şeklindedir.

DANIŞTAY 11.Daire 2005/ 1353 E., 2007 / 6248 K. sayılı ilamı, Deprem kuşağında yer alan bölgede, deprem gerçeğinin bir veri alınması suretiyle yerleşmelerle ilgili alanların belirlenmesi, bu alanlardaki yapılaşmaya ilişkin kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili idari faaliyetlerin bütünündeki olumsuzluklardan oluşan idarenin bulunması durumunda, depremin mücbir sebep olarak değerlendirilerek zararla illiyet bağını kestiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Bu durumda, Mahkemece uğranıldığı ileri sürülen zararın oluşumunda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmesi gerekir.” şeklindedir.

DANIŞTAY 11.Daire 2000/ 8700 E., 2003 / 1863 K. sayılı kararı, “Veraseten intikal eden ve depremde ağır hasar gören taşınmazdan kaynaklanan, davacının hissesi oranında hak sahipliğinin kabulü gerekirken, taşınmazda oturmaması neden gösterilerek hak sahipliğinin kabul edilmesi isabetsizdir.” şeklindedir.

Unutulmamalıdır ki hak kayıplarının yaşanmaması adına alanında uzman bir ekibe sahip olan Harbiye Hukuk’a danışmak sizlere büyük fayda sağlayacak olup telafisi güç sorunların ortaya çıkmasına engel olacaktır. Harbiye Hukuk, sizlere deneyimi, çözüm odaklı yaklaşımı ve ilgisi ile her zaman profesyonel hizmet sunmaktadır. Ayrıca depremin ilk anından beri adaletin tesisi adına gerekli girişimleri yapan Türkiye Barolar Birliği, depremzede vatandaşlarımız için bir hukuk rehberi hazırlamıştır. Bu hukuk rehberine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Daha fazla hukuki danışmanlık ve sorularınız için WhatsApp hattımızdan veya e-mail adresimizden bize ulaşabilirsiniz.