İcra ve İflas HukukuVEFAT EDEN KİŞİYE KARŞI İCRA TAKİBİ YAPILABİLİR Mİ

Vefat eden bir kişiye karşı icra takibi başlatılması, usul hukuku ve maddi hukukun temel prensipleri gereği hukuken mümkün değildir. Zira Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-d maddesi uyarınca taraf ehliyeti, dava ve takip şartlarından biri olup, HMK m. 50’de taraf ehliyetinin, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olmayı gerektirdiği açıkça düzenlenmiştir. Bu ehliyetin maddi hukuk bakımından dayanağını ise Türk Medeni Kanunu’nun 8 ve 28. maddeleri çerçevesinde düzenlenen hak ehliyeti ve kişilik kavramı oluşturmaktadır.

Türk Medeni Kanunu uyarınca hak ehliyeti ve kişilik, ölümle birlikte kesin olarak sona erer. Kişiliğin sona ermesiyle birlikte, ölen kişinin artık herhangi bir hukuki işlemin öznesi olması imkânsız hale gelir. Bu maddi hukuk gerçeğinin usul hukukuna yansıması, HMK m. 50 kapsamında ölen kişinin icra takibinde “taraf” olma sıfatını kaybetmesi şeklinde ortaya çıkar.

Bu nedenle, hak ehliyeti sona ermiş bir kişi bakımından taraf ehliyetinin varlığından söz edilemez. Sonuç olarak, ölü kişi adına veya ölü kişi aleyhine başlatılan icra takipleri, “taraf yokluğu” sebebiyle baştan itibaren sakattır.

İÇİNDEKİLER

GENEL OLARAK ÖLEN KİŞİNİN MİRASÇILARINA İCRA TAKİBİ

Borçlunun ölümü, alacak hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Türk hukukunda ölüm, borcun sona ermesi sonucunu doğurmaz; aksine borç, terekenin pasifi olarak varlığını sürdürür. Bu nedenle, vefat eden kişiye karşı icra takibi yapılamamakla birlikte, belirli şartlar altında mirasçılar aleyhine icra takibi yapılması mümkündür.

Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca, miras, miras bırakanın ölümü ile bir bütün olarak mirasçılara geçer. Bu geçiş, yalnızca malvarlığı değerlerini değil, aynı zamanda borçları da kapsar. TMK madde 599 uyarınca mirasçılar, murisin ölümüyle birlikte onun borçlarından şahsen ve müteselsilen sorumlu hale gelirler; bu durum alacaklıya, borcun tamamını mirasçıların herhangi birinden veya tamamından talep etme yetkisi verir. Ancak bu takibin başlatılabilmesi için mirasçıların “mirasçı” sıfatının kesinleşmiş olması ve borçlunun ölümünden itibaren başlayan yasal bekleme sürelerine riayet edilmesi hukuki bir zorunluluktur.

Alacaklının mirasçılara karşı icra takibi başlatabilmesi için öncelikle Sulh Hukuk Mahkemesi veya noterden alınmış bir mirasçılık belgesini (veraset ilamı) icra dosyasına sunması gerekir. Bu belge olmadan, kimin hangi oranda mirasçı olduğu resmi olarak kanıtlanamayacağı için icra müdürü takip talebini işleme koyamaz.

Mirasçılar, murisin borçlarından sadece miras kalan mallarla değil, kendi şahsi mal varlıklarıyla da müteselsilen sorumludurlar. Ancak mirasçılar, terekenin borca batık olması durumundamirasın reddi hakkını kullanırlarsa veya “resmi defter tutma” talebinde bulunurlarsa bu kişisel sorumluluktan kurtulabilirler.

Belirtmek gerekir ki; reddi miras süresi içinde mirasçılar aleyhine icra takibi başlatılabilir; ancak İİK m.53 gereğince takip işlemleri ilerletilemez.

İİK Madde 53 – Terekenin borçlarından dolayı ölüm günü ile beraber üç gün içinde takip geri bırakılır. Mirasçı mirası kabul veya reddetmemişse bu hususta Kanunu Medenide muayyen müddetler geçinceye kadar takip geri kalır.

ÖLMÜŞ KİŞİYE KARŞI İCRA TAKİBİ YAPILMASI

Kural olarak, icra takibinin muhatabı borcun süjesi olan kişidir ve bu kişinin taraf ehliyetine sahip olması zorunludur. Türk Medeni Kanunu’na göre gerçek kişilerin kişiliği ve buna bağlı hak ehliyeti ölümle sona erdiğinden, vefat eden bir kişi adına veya aleyhine icra takibi yapılamaz. Ölü kişi aleyhine başlatılmış geçersiz bir icra takibinin, kendiliğinden mirasçılara yönelmiş sayılması mümkün değildir.

Ölmüş kişiye karşı icra takibi başlatılması normalde taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle takibin iptalini gerektirse de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun güncel içtihadına göre alacaklının bu hatası “kabul edilebilir bir yanılgı” veya “maddi hata” olması halinde takip ölen borçlunun mirasçılarına karşı devam ettirilebilir. HMK madde 124/3-4 hükümleri uyarınca, alacaklı dürüstlük kuralına aykırı davranmamışsa, ölü kişi aleyhine başlatılan takibi iptal ettirmeden, mirasçılara yönelterek (taraf değişikliği yaparak) süreci devam ettirebilir.

Anılan Hukuk Genel Kurulu 19.10.2022 T., 2019/731 E., 2022/1317 K. sayılı ilamı:

HMK’nın 124. maddesinin 3. fıkrası uyarınca borçlu aleyhine başlatılan takipte borçlunun takip tarihinden önce öldüğünün anlaşılması hâlinde, takibin ölü kişi aleyhine başlatılması hususunun maddi hatadan kaynaklandığı veya taraf değişikliği talebinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığı belirlendiği takdirde takibin mirasçılara yöneltilmesi mümkündür.” şeklindedir.

Bu kapsamda;

Taraf değişikliği ne zaman mümkündür? Karara göre, alacaklı vekilinin borçlunun öldüğünü bilmeden takip açması maddi hata kapsamında değerlendirilir ve icra müdürlüğünden alınacak yetki belgesiyle mirasçılık belgesi çıkarılarak takip mirasçılara yöneltilebilir. Bu durumda “taraf ehliyeti yokluğu” mutlak bir iptal sebebi olmaktan çıkıp, mirasçılara tebligat yapılarak düzeltilebilen bir eksikliğe dönüşmüştür.

Mirasın reddi bu durumda nasıl ileri sürülür? Eğer mirasçılar takipten önce mirası reddetmişlerse, bu durum artık bir “şikâyet” değil, borca itiraz olarak kabul edilir. Kararda vurgulandığı üzere, mirasın reddi bir taraf ehliyeti sorunu değil, maddi hukuka dayalı bir sıfat (borçlu olmama) sorunudur; bu nedenle mirasçılar yasal süre içinde icra dairesine giderek borca itiraz etmelidir.

İcra mahkemesine mi yoksa icra dairesine mi başvurulmalı? Hukuk Genel Kurulu, mirasın reddine dayalı itirazların “borca itiraz” niteliğinde olduğunu belirterek, başvurunun icra mahkemesine (şikâyet yoluyla) değil, icra dairesine yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır. İcra mahkemesine yapılan başvurular “gereksiz ve geçersiz” sayılarak reddedilebileceğinden, mirasçıların 7 günlük sürede icra müdürlüğüne dilekçe vermesi hayati önem taşır.

BORÇLUNUN ÖLÜMÜNÜN İCRA TAKİBİNE ETKİSİ

Borçlunun icra takibi başlatılmadan önce vefat etmiş olması hâlinde, artık borçlunun kişiliği ve hak ehliyeti sona erdiğinden, ölü kişi aleyhine geçerli bir icra takibi kurulamaz. Bu durumda başlatılan takip, HMK m. 50 ve 114/1-d kapsamında taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle hukuken sakattır. Böyle bir sakatlık, kamu düzenine ilişkin olup, icra dairesi ve icra mahkemesi tarafından re’sen gözetilmesi gereken niteliktedir.

Buna karşılık, icra takibi borçlu hayatta iken başlatılmış ve takip devam ederken borçlu vefat etmişse, durum farklıdır. Bu hâlde takip, başlangıçta geçerli olarak kurulmuş olup, borçlunun ölümüyle birlikte İİK m. 53 hükmü devreye girer. Anılan madde uyarınca, borçlunun ölüm günü ile üç gün süreyle takip geri bırakılır; ayrıca mirasçılar, mirası kabul veya reddetmemişlerse, TMK m. 606’da öngörülen üç aylık mirası ret süresi boyunca mirasçılar aleyhine takip yapılamaz. Bu süreler içerisinde yapılan takip işlemleri, İİK m. 53’e aykırılık teşkil eder ve bu aykırılık, kamu düzenine ilişkin olduğundan, icra mahkemesinde süresiz şikâyete konu edilebilir.

Ölüm hâlinde, takibin mirasçılara yöneltilmesi için mirasçılık sıfatının belirlenmesi gerekir. Bu da ancak veraset ilamı ile mümkündür. Mirasçılar, mirası kabul etmişlerse veya ret süresi geçmişse, takip tereke borçlarından sorumluluk esasları çerçevesinde mirasçılara yöneltilebilir. Ancak mirasın reddedilmiş olması hâlinde, reddeden mirasçı bakımından takibin devamı hukuken mümkün değildir.

Eklemekte fayda vardır ki sağlığında iflasa tabi olan bir borçluya karşı dahi ölümden sonra ancak haciz veya rehinin paraya çevrilmesi yoluyla işlem yapılabilir. Bu, mirasçıların şahsi iflasının istenemeyeceği ve takibin mirasın tasfiyesi hükümlerine göre şekilleneceği anlamına gelir.

TEREKE (MİRAS ORTAKLIĞI) NEDİR?

Tereke, ölen kişinin (murisin) ölümüyle mirasçılarına geçen, parayla ölçülebilen tüm hak, alacak ve borçlarının oluşturduğu hukuki bütündür. TMK m. 599 uyarınca, miras, murisin ölümü ile kendiliğinden ve kül(bütün) olarak mirasçılara geçer.

Miras ortaklığı, birden fazla mirasçının bulunduğu durumlarda mirasın açılmasından paylaşmaya kadar geçen sürede, mirasçılar arasında kanun gereği kurulan zorunlu bir hukuki topluluktur. TMK madde 640 uyarınca mirasçılar, terekeye ait haklar ve mallar üzerinde “elbirliği mülkiyeti” esasına göre hak sahibi olurlar. Bu mülkiyet türünde, mirasçıların belirli payları bulunmaz; her bir mirasçı, terekenin tamamı üzerinde birlikte ve bölünmemiş bir hakka sahiptir.

Elbirliği mülkiyetinin en önemli sonucu, mirasçıların terekeye dâhil mallar üzerinde tek başlarına tasarrufta bulunamamalarıdır. Tereke üzerinde yapılacak tasarruf işlemleri, kural olarak tüm mirasçıların birlikte hareket etmesini gerektirir. Bu durum, miras ortaklığının, mirasçılar arasında sıkı bir hukuki bağlılık yarattığını göstermektedir.

Miras ortaklığı, hukuki niteliği itibarıyla geçici bir yapıdır. Bu ortaklık; mirasın paylaşılması, mirasın reddi, resmî tasfiye veya miras ortaklığının mahkeme kararıyla sona erdirilmesi hâllerinde ortadan kalkar. Ortaklığın sona ermesiyle birlikte, elbirliği mülkiyeti yerini paylı mülkiyete veya bireysel mülkiyete bırakır.

Miras ortaklığının sorumluluk düzeyi nedir? Miras ortaklığına dahil olan mirasçılar, tereke borçlarından dolayı birbirleriyle müteselsilen sorumludurlar. Bu, alacaklının mirasçılar arasındaki iç paylaşımı beklemek zorunda kalmadan, ortaklığın tamamından veya seçtiği herhangi bir mirasçıdan borcun tamamını talep edebileceği anlamına gelir.

TEREKENİN BORCA BATIK OLMASI

Terekenin borca batık olması, murisin ölüm tarihinde pasiflerinin (borçlarının), aktiflerinden (mal varlığından) açıkça daha fazla olması durumunu ifade eder. Terekenin borca batık olması, murisin ölüm tarihinde pasiflerinin (borçlarının), aktiflerinden (mal varlığından) açıkça daha fazla olması durumunu ifade eder.

  • Hükmen ret için dava açmak şart mıdır? Gerçek reddin aksine hükmen ret için 3 ay içinde bir beyanda bulunulması gerekmez; borca batıklık olgusu her zaman icra mahkemesinde borca itiraz olarak veya genel mahkemelerde tespit davası yoluyla ileri sürülebilir. Resmî tespit, genellikle terekenin resmî tasfiyesi sırasında veya mahkeme kararıyla yapılır. Terekenin borca batık olup olmadığı, murisin ölüm anındaki malvarlığı durumu esas alınarak Sonradan meydana gelen değer artışları veya azalışları, kural olarak bu değerlendirmede dikkate alınmaz.
  • Aciz halinin tespiti nasıl yapılır? Borca batıklık, muris hakkında sağlığında alınmış bir “aciz belgesi” veya ölüm anındaki mal varlığının borçları karşılamaya yetmediğine dair somut verilerle ispatlanır. Mirasçı, terekeye ait bir malı sahiplenmiş, gizlemiş veya borçları ödemeye başlamışsa (mirası kabul anlamına gelen davranışlar), tereke borca batık olsa dahi hükmen ret hakkını kaybeder.
  • İcra takibine etkisi nedir? Alacaklı, borca batık bir terekeye dayanarak mirasçının şahsi mal varlığına yönelirse, mirasçı borca batıklık itirazında bulunarak sorumluluktan kurtulur. Bu durumda icra takibi mirasçı açısından durdurulur ve alacaklı ancak terekenin resmi tasfiyesi sonucunda elde edilecek (varsa) varlıklar üzerinden tahsilat yapabilir.

TEREKENİN RESMEN TASFİYESİ VE İCRA TAKİBİNE ETKİSİ

Terekenin resmen tasfiyesi, mirasçıların mirası en baştan reddetmesi, hiçbir mirasçının mirası kabul etmemesi veya alacaklıların ciddi bir alacak tehlikesi görmesi durumunda Sulh Hukuk Mahkemesi aracılığıyla terekenin mal varlığının borçları ödemek üzere resmi bir el ile yönetilmesidir. TMK madde 612 ve 632 hükümleri uyarınca, resmi tasfiye süreci başladığında tereke artık mirasçıların yönetiminden çıkar ve tasfiyeyi yürüten memur veya mahkeme kontrolüne geçer. Bu süreç, terekeye karşı yürütülen veya yürütülecek olan icra takiplerini doğrudan etkileyen hukuki bir koruma rejimidir.

  • Resmi Tasfiyeyi Kimler Talep Edebilir?
  1. Mirasçılar: Mirasçılardan her biri, mirası reddetmek yerine terekenin resmen tasfiyesini isteyebilir (TMK 632).
  2. Alacaklılar: Murisin alacaklıları, mirasçının borç ödemeden aczini veya alacaklarının tehlikeye düştüğünü ispat ederek (ölümden itibaren 3 ay içinde) tasfiye isteyebilirler (TMK 633).
  3. Rehinli Alacaklılar: Alacağını rehinle teminat altına almamış olan muris alacaklıları da haklarını korumak için başvurabilir.
  • Resmi tasfiye süresince icra takibi yapılabilir mi? TMK madde 634 uyarınca, resmi tasfiye kararı verildiği andan itibaren tereke aleyhine yeni bir icra takibi başlatılamaz. Eğer devam eden bir takip varsa, bu takip tasfiye sonuçlanıncaya kadar kendiliğinden durur. Bu durum, terekenin tüm alacaklılarının eşit şekilde korunmasını ve mal varlığının sistematik bir sıra dahilinde paylaştırılmasını amaçlar.
  • Tasfiye sırasında haciz ve satış işlemleri ne olur? Resmi tasfiye süreci başladığında, tereke malları üzerinde daha önce konulmuş olan hacizler geçerliliğini korusa da bu malların satışı icra dairesi kanalıyla değil, tasfiye memuru kanalıyla gerçekleştirilir. Tasfiye memuru, İİK hükümlerine göre bir “sıra cetveli” hazırlar ve alacaklılar borçlarını bu cetveldeki sıralarına göre tasfiye masasından alırlar.
  • Mirasçıların şahsi sorumluluğu sona erer mi? Resmi tasfiye talep edildiğinde veya kanunen uygulandığında, mirasçılar tereke borçlarından dolayı kendi şahsi mal varlıklarıyla sorumlu tutulamazlar. Alacaklılar, yalnızca tasfiye edilen tereke varlığından elde edilen miktar ile yetinmek zorundadırlar; eğer tasfiye sonunda borç ödenmezse, mirasçıların geri kalan miktar için şahsi bir yükümlülüğü kalmaz.

ÖLEN KİŞİNİN MİRASÇILARINA İCRA TAKİBİ (TEREKENİN BORÇLU OLMASI)

Terekenin borçlu olması durumunda, alacaklılar alacaklarını tahsil edebilmek için takibi doğrudan mirasçılara yöneltmek zorundadırlar. TMK madde 599 uyarınca mirasçılar, murisin ölümüyle birlikte borçlardan kişisel olarak ve müteselsilen sorumlu hale geldikleri için, alacaklı tüm mirasçılara karşı tek bir takip başlatabileceği gibi, mirasçılardan sadece birini seçerek borcun tamamını ondan da talep edebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca, miras mirasçılara murisin ölümü ile geçer. Mirasçılar, mirası reddetmemişlerse, murisin borçlarından kural olarak sorumlu hâle gelirler. Ancak bu sorumluluk, murisin borçlarının doğrudan mirasçılara geçmesi anlamına gelmez; borçlar öncelikle tereke borcu niteliğini korur.

Terekenin borçlu olması hâlinde, icra takibinin mirasçılara yöneltilebilmesi için mirasçıların mirası kabul etmiş olmaları veya mirası reddetme süresinin sona ermiş bulunması gerekir. TMK m. 606 uyarınca mirasçılara tanınan üç aylık ret süresi içerisinde, kural olarak mirasçılar aleyhine icra takibi yapılamaz. Bu aşamada önemle belirtmek gerekir ki, mirasçılara yöneltilecek icra takibi, murisin borçlarından doğan bir takip olmakla birlikte, mirasçıların sorumluluğu tereke ile sınırlı değildir. TMK m. 641 hükmü gereğince, mirası kabul eden mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Bu nedenle alacaklı, borcun tamamı için mirasçıların her birine veya birkaçına icra takibi yöneltebilir.

  • Tebligat kime ve nasıl yapılmalıdır? Takip talebinde borçlu olarak mirasçıların isimleri açıkça belirtilmeli ve ödeme emri her bir mirasçıya ayrı ayrı tebliğ edilmelidir. Mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti olsa dahi, her mirasçının savunma hakları (itiraz, şikâyet vb.) şahsi olduğundan, tek bir mirasçıya yapılan tebligat diğer mirasçılar açısından takibi kesinleştirmez.
  • Mirasçılar borçtan kurtulmak için ne yapabilir? Mirasçı, kendisine ödeme emri gönderildiğinde eğer mirası reddetmişse veya tereke borca batıksa, bu durumu yasal süreleri içinde icra dairesine bildirerek takibe itiraz etmelidir. Eğer mirasçı mirası kayıtsız şartsız kabul etmişse, artık sadece miras kalan mallarla değil, kendi şahsi mal varlığıyla da borcun tamamından sorumlu olur.
VEFAT EDEN KİŞİYE KARŞI İCRA TAKİBİ YAPILABİLİR Mİ

VEFAT EDEN KİŞİYE KARŞI İCRA TAKİBİ YAPILABİLİR Mİ

MİRASÇILARIN BORÇLARDAN SORUMLULUĞUNUN KAPSAMI VE SINIRI

 Mirasçıların sorumluluğu, Türk Medeni Kanunu’nun külli halefiyet ilkesine dayanır ve kural olarak sınırsızdır. TMK madde 641 uyarınca mirasçılar, tereke borçlarından dolayı sadece kendilerine intikal eden miras paylarıyla değil, kendi kişisel mal varlıklarıyla da sorumlu tutulurlar. Bu sorumluluk, mirasçılar arasında bir öncelik sıralaması olmaksızın müteselsil (zincirleme) bir yapıdadır; yani alacaklı, miras paylarına bakmaksızın borcun tamamını mirasçılardan herhangi birinden tahsil etme yetkisine sahiptir.

  • Mirasçıların borçlardan sorumluluğu, mirasın kabul edilmesine bağlıdır. Mirasın reddedilmesi durumunda, reddeden mirasçı bakımından murisin borçları ile olan hukuki bağ tamamen sona erer. Bu sorumluluğun önemli bir sınırı, terekenin borca batık olması hâlidir.
  • Sorumluluğun şahsi niteliği nedir? Mirasçılar, murisin borçlarını üstlenirken bu borçlar artık kendi borçları haline gelir. İcra takibi kesinleştiğinde, icra dairesi mirasçının sadece muristen kalan evine veya arabasına değil, mirasçının kendi adına kayıtlı olan banka hesaplarına, maaşına ve diğer tüm taşınır/taşınmaz mallarına haciz uygulayabilir.
  • Sorumluluğu sınırlandıran yöntemler nelerdir? Mirasçılar, sınırsız sorumluluktan kurtulmak için TMK madde 619 uyarınca “resmi defter tutma” talebinde bulunabilirler. Bu durumda mirasçılar, sadece deftere kaydedilen borçlardan ve sadece miras kalan malların değeriyle sınırlı olarak sorumlu olurlar; defter dışı kalan borçlardan ise şahsen sorumlu tutulamazlar.
  • Sorumluluğun zaman aşımı ve süresi var mıdır? Mirasçıların müteselsil sorumluluğu, mirasın paylaşılmasından itibaren kural olarak beş yıl daha devam eder (TMK madde 681). Ancak bu beş yıllık süre, sadece mirasçıların birbirlerine karşı olan teselsülünü etkiler; alacaklının muristen kalan borç için asıl zamanaşımı süreleri içinde takip yapma hakkı saklıdır.

İCRA TAKİBİNİN BORÇLUNUN SAĞLIĞINDA BAŞLAMIŞ OLMASI

İcra takibi borçlu henüz sağ iken usulüne uygun olarak başlatılmışsa, borçlunun takip kesinleşmeden veya kesinleştikten sonra vefat etmesi takibi sona erdirmez, ancak takibin yürütülüş usulünü değiştirir. Bu durumda İİK madde 53 devreye girerek takibi geçici olarak durdurur ve alacaklıya takibi mirasçılara yöneltme (teşmil etme) yükümlülüğü yükler. Takip sağlığında başladığı için yeniden bir takip talebi oluşturulmasına gerek yoktur; mevcut dosya üzerinden mirasçılara muhtıra niteliğinde ödeme emri gönderilerek sürece devam edilir.

  • Takip kesinleşmeden ölüm gerçekleşirse ne olur? Eğer borçlu ödeme emri tebliğ edildikten sonra ancak itiraz süresi dolmadan vefat ederse, duran itiraz süreleri mirasçılar için yeniden başlar.
  • Takip kesinleştikten sonra ölüm gerçekleşirse ne olur? Takip kesinleşmiş ve haciz aşamasına geçilmişken borçlu vefat ederse, konulmuş olan hacizler geçerliliğini korur. Ancak satış aşamasına geçilebilmesi için takibin mirasçılara yöneltilmesi ve satış ilanının tüm mirasçılara tebliğ edilerek taraf teşkilinin sağlanması zorunludur.
  • Sürelerin işlemesi nasıl etkilenir? Borçlunun ölümüyle birlikte tüm icra süreleri (itiraz, ödeme, mal beyanı vb.) mirasçılar açısından durur. Bu süreler, ancak İİK 53’teki 3 günlük yas süresi ve ardından mirasın reddi süreleri geçtikten sonra, takibin mirasçılara usulüne uygun tebliği ile kaldığı yerden işlemeye devam eder.

BORÇLUNUN ÖLÜMÜNDEN SONRA İCRA TAKİBİ

Borçlunun ölümünden sonra doğrudan ölü kişi aleyhine icra takibi başlatılması, hukuken mümkün değildir. Zira gerçek kişilerin kişiliği ve hak ehliyeti ölümle sona erer. HMK m. 50 ve 114/1-d hükümleri uyarınca taraf ehliyeti, takip şartı olup, ölen kişinin artık icra takibinde taraf olması mümkün değildir. Bu nedenle, ölü kişi aleyhine başlatılan takipler taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle baştan itibaren sakattır.

Bununla birlikte, borçlunun ölümünden sonra icra takibi yapılacaksa, takip mirasçılar aleyhine yöneltilmelidir. Ancak bu durum, mirasçıların her hâlükârda takip borçlusu olduğu anlamına gelmez. TMK m. 606 uyarınca mirasçılara tanınan üç aylık mirası ret süresi içinde, kural olarak mirasçılar aleyhine icra takibi yapılamaz. Bu sürede yapılan takipler, İİK m. 53’e aykırılık teşkil eder. Ancak mirasçı mirası daha önce kabul etmişse, bu sürelerin dolması beklenmeden takip açılabilir.

Öte yandan, uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum olarak, alacaklının borçlunun öldüğünü bilmeden icra takibini ölü kişi aleyhine başlatması mümkündür. Bu hâlde, HMK m. 124/3 kapsamında takibin ölü kişi aleyhine başlatılmasının maddi hataya dayandığı ve dürüstlük kuralına aykırı olmadığı kabul edilirse, takibin mirasçılara yöneltilmesi mümkün olabilmektedir.

ÖLÜM HALİNDE DEVAM EDEN İCRA TAKİBİNDE USUL VE YAPILMASI GEREKENLER

  1. Borçlunun Ölümünün Öğrenilmesi ve Takibin Geçici Olarak Durdurulması

Borçlunun icra takibi devam ederken vefat ettiğinin öğrenilmesi hâlinde, İİK m. 53 uyarınca icra takibi ölüm günü ile üç gün süreyle geri bırakılır. Bu süre içinde icra takibine ilişkin hiçbir işlem yapılamaz. Bu aşamada yapılan işlemler, kanuna aykırı olup hukuki sonuç doğurmaz.

  1. Mirasın Reddi Süresi İçinde Takibin Durumu

Üç günlük sürenin sona ermesinden sonra, mirasçıların mirası kabul veya reddetmemiş olmaları hâlinde, TMK m. 606’da öngörülen üç aylık mirası ret süresi boyunca mirasçılar aleyhine icra takibine devam edilemez. Bu süre dolmadan yapılan takip işlemleri, İİK m. 53’e aykırılık teşkil eder ve kamu düzenine ilişkin olduğundan şikâyet yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

  1. Taraf Teşkilinin Sağlanması

Borçlunun ölümüyle “taraf ehliyeti” son bulduğundan, takip ölü kişiye karşı yürütülemez. Alacaklı, icra dairesinden alacağı yetki belgesi ile mirasçılık belgesini (veraset ilamı) dosyaya sunmalı ve takibi mirasçılara yöneltmelidir. Mirasçıların tamamının kimlik ve adres bilgileri dosyaya girilmelidir.

  1. Yenileme Muhtırası mı, Ödeme Emri mi?
  • Takip Kesinleşmişse: Borçlu sağlığında ödeme emrine itiraz etmemiş ve takip kesinleşmişse, mirasçılara sadece takibin kendilerine karşı devam edeceğini bildiren bir “yenileme muhtırası” gönderilir.
  • Takip Kesinleşmemişse: Borçlu ödeme emri tebliğ edilmeden veya tebliğ edilip de 7 günlük itiraz süresi dolmadan ölmüşse, mirasçılara yeniden “ödeme emri” tebliğ edilmesi zorunludur
  1. Mirasın Reddedilmesi veya Kabulü Sonrası Takibin Akıbeti

Mirasın reddedilmiş olması hâlinde, reddeden mirasçı bakımından takibin sürdürülmesi mümkün değildir. Buna karşılık, mirası kabul eden veya ret süresi geçmiş olan mirasçılar hakkında takip, TMK m. 641 uyarınca müteselsil sorumluluk esasına göre devam eder.

HACİZ İŞLEMLERİNİN BORÇLUNUN ÖLÜMÜ HALİNDE DURUMU

Haciz işlemlerinin akıbeti, ölümün gerçekleştiği ana (hacizden önce mi, sonra mı) göre değişkenlik gösterir.

Ölümden Önce Konulmuş Hacizlerin Akıbeti: Borçlu henüz sağ iken malları üzerine konulmuş olan hacizler, borçlunun ölümüyle kendiliğinden kalkmaz. Bu hacizler “kazanılmış hak” olarak tereke malları üzerinde devam eder. Ancak, bu malların satış aşamasına geçilebilmesi için mutlaka mirasçılara karşı takibin yenilenmesi ve taraf teşkilinin sağlanması gerekir.

Ölümden Sonra Yeni Haciz Yapılabilir mi? İİK madde 53 uyarınca, borçlunun ölümüyle birlikte takip “talik” (erteleme) haline girer. Bu yasal bekleme süreleri (3 günlük yas süresi ve mirasçılar için 3 aylık reddi miras süresi) içinde tereke malları üzerine yeni bir haciz işlemi yapılamaz. Eğer bu süreler içinde bir haciz uygulanmışsa, bu işlem usulsüzdür ve mirasçılar tarafından süresiz şikâyet yoluyla iptal ettirilebilir.

Hacizli Malın Satışı ve Paraya Çevrilmesi: Borçlu sağken haczedilen bir malın satışı istenmiş olsa dahi, borçlu ölürse satış işlemleri durur. İcra müdürlüğü, satışı gerçekleştirmeden önce mirasçıların tamamına takibin devam ettiğine dair tebligat yapmalıdır.

Maaş Hacizlerinin Durumu: Borçlu memur veya işçi ise ve sağlığında maaşına haciz konulmuşsa, ölümle birlikte iş akdi veya memuriyet sona ereceği için maaş haczi kendiliğinden hükümsüz kalır. Ancak, ölüm nedeniyle mirasçılara ödenen “ölüm tazminatı” veya “ikramiye” gibi ödemeler terekeye dahil ise, bunlar üzerine mirasçılara karşı takip yürütülerek yeni haciz konulabilir.

Emekli Maaşları Üzerindeki Hacizler: Borçlunun sağlığında (muvafakatiyle) emekli maaşına konulan hacizler ölümle birlikte durur. Muristen mirasçılara intikal eden dul ve yetim aylıkları ise, mirasçıların kendi şahsi borcu olmadığı sürece (murisin borcu için) haczedilemez.

Emekli Maaşları Üzerindeki Hacizler: Borçlunun sağlığında emekli maaşına konulan hacizler ölümle birlikte durur. Muristen mirasçılara intikal eden dul ve yetim aylıkları ise, mirasçıların kendi şahsi borcu olmadığı sürece (murisin borcu için) haczedilemez.

TEREKENİN ALACAKLI OLMASI

Miras bırakanın ölümüyle birlikte, malvarlığına dâhil olan alacak hakları da terekenin aktifini oluşturur. Bu alacaklar, ölüm anından itibaren mirasçılara intikal eder; ancak intikal, mirasın paylaşılmasına kadar elbirliği mülkiyeti esasına tabidir.

Miras bırakanın ölümüyle birlikte, malvarlığına dâhil olan alacak hakları da terekenin aktifini oluşturur. Bu alacaklar, ölüm anından itibaren mirasçılara intikal eder; ancak intikal, mirasın paylaşılmasına kadar elbirliği mülkiyeti esasına tabidir.

Mirasçılar arasında temsilci atanmışsa veya tereke resmen tasfiye ediliyorsa, alacakların takibi bu temsilci ya da tasfiye memuru tarafından gerçekleştirilir. Bu durumda mirasçıların bireysel hareket etmesi değil, atanan kişi aracılığıyla takip yapılması esastır.

Mirasın paylaşılmasından sonra ise, terekeye ait alacak belirli bir mirasçıya özgülenmişse, ilgili mirasçı kendi adına ve tek başına icra takibi başlatabilir. Bu aşamada artık tereke değil, kişisel alacak söz konusudur.

BORCU ÖDEYEN MİRASÇININ RÜCU HAKKI

Mirasçıların, murisin borçlarından dolayı dış ilişki dediğimiz alacaklıya karşı olan sorumluluğu müteselsil iken; iç ilişki dediğimiz mirasçıların kendi aralarındaki sorumluluğu, miras payları oranında şahsi bir nitelik taşır. Bir mirasçının, borcun tamamını veya payından fazlasını ödemesi durumunda diğer mirasçılara yönelme hakkı doğar.

  • Rücu Hakkının Temeli: TMK madde 641/2 uyarınca; “Paylaşmada aksine bir hüküm bulunmadıkça mirasçılar, tereke borçlarından kendi aralarında miras payları oranında sorumludurlar.” Alacaklı, borcun tamamını mirasçılardan herhangi birinden tahsil ettiğinde, ödemeyi yapan mirasçı diğer mirasçıların borç yükünden kurtulmalarını sağlamış olur. Bu durum, ödemeyi yapan mirasçıya diğerlerine karşı kanuni bir halefiyet ve rücu hakkı
  • Rücu Edilecek Miktar Nasıl Belirlenir? Ödemeyi yapan mirasçı, ödediği tutarın tamamını değil; sadece diğer mirasçıların miras paylarına düşen kısmını onlardan talep edebilir. Örneğin; iki mirasçının yarı yarıya pay sahibi olduğu bir terekede, 100.000 TL’lik borcun tamamını ödeyen mirasçı, diğer mirasçıdan kendi payına düşen 50.000 TL’yi isteyebilir.
  • Rücu Hakkının Kullanılması: Mirasçı, bu hakkını iki şekilde kullanabilir:
    1. İlamsız İcra Takibi: Ödediği miktara ilişkin belgeleri (icra tahsil harcı makbuzu, banka dekontu vb.) ekleyerek diğer mirasçılara karşı yeni bir icra takibi başlatabilir.
    2. Rücu Davası: Eğer diğer mirasçılar borca itiraz ederse, Genel Mahkemelerde açılacak bir alacak davası ile bu miktar talep edilir.
  • İcra Takibi Dosyasında Halefiyet: Uygulamada, borcu ödeyen mirasçı asıl icra dosyasında alacaklının haklarına halef olur. Yani alacaklının o dosyadaki sıfatını devralarak, dosya üzerinden diğer mirasçıların mallarına (kendi paylarını aşan kısım için) haciz konulmasını isteyebilir. Ancak bu işlem için icra müdürlüğüne ödeme belgesinin sunulması ve halefiyet kararının verilmesi gerekir.

MİRASIN REDDİ HALİNDE İCRA TAKİBİNİN AKIBETİ

Mirasın reddi (reddi miras), mirasçıların murisin borçlarından sorumlu tutulmasını engelleyen en güçlü hukuki mekanizmadır. Mirasın reddedilmesi durumunda, icra takibinin akıbeti reddin türüne ve zamanına göre şekillenir.

Gerçek Red Halinde Takibin Durumu: Mirasçılar, ölümden itibaren 3 ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak mirası reddederlerse, bu mirasçılar açısından takip durur. Alacaklı, mirası reddeden mirasçıya karşı icra işlemlerine devam edemez. Mirasın reddi kararı icra dosyasına sunulduğunda, icra müdürü bu mirasçı üzerindeki hacizleri kaldırmalı ve takibi onun yönünden sonlandırmalıdır.

Hükmen Ret (Terekenin Borca Batık Olması): Ölüm tarihinde murisin ödemeden aczi (borca batıklığı) açıkça belli ise, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Bu durumda 3 aylık süre sınırı yoktur. İcra takibi sırasında mirasçı “tereke borca batıktır” iddiasıyla mirasın hükmen reddedildiğini ileri sürerse, icra mahkemesi bu durumu genellikle bekletici mesele yapar veya mirasçının bu konuda tespit davası açması gerekir.

Tüm Mirasçıların Mirası Reddetmesi: Eğer en yakın mirasçıların tamamı mirası reddederse, tereke İflas Hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m. 612). Bu durumda alacaklı artık mirasçılara gidemez; alacağını tasfiye edilen terekeden (iflas masası gibi) almaya çalışır. Tasfiye sonunda borç kapanmazsa, mirasçıların şahsi bir sorumluluğu kalmaz.

Mirasın Reddi Savunmasının Usulü: Yargıtay içtihatlarına göre, mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığı iddiası bir “borca itiraz” mahiyetindedir. Mirasçı, kendisine ödeme emri veya muhtıra tebliğ edildiğinde 7 gün içinde icra dairesine başvurarak mirası reddettiğini bildirmelidir. Eğer bu süre kaçırılırsa, ancak belirli şartlar altında (gecikmiş itiraz veya dava yoluyla) bu hak ileri sürülebilir.

Mirasın Reddi Halinde Konulan Hacizler: Mirasçı mirası reddetmeden önce kendi şahsi mallarına haciz konulmuşsa, reddi miras kararının kesinleşmesiyle birlikte bu hacizler hukuki dayanaktan yoksun kalır. Mirasçı, kesinleşmiş mahkeme kararını dosyaya sunarak hacizlerin kaldırılmasını talep edebilir.

VERASET İLAMININ İCRA TAKİBİNDEKİ ÖNEMİ

Veraset ilamı (mirasçılık belgesi), borçlunun ölümü halinde takibin yasal bir zeminde devam edebilmesi için gerekli olan en temel belgedir. İcra müdürlüğü, veraset ilamı olmadan takip açılabilir; ancak takibin mirasçılara yöneltilmesi ve terekeye ilişkin işlemler yapılamaz.

  • Taraf Teşkilini Sağlar: Alacaklının, ölen borçlu yerine kimleri muhatap alacağını (yeni borçluları) resmen kanıtlayan tek belgedir. Veraset ilamı olmadan takip açılabilir; ancak takibin mirasçılara yöneltilmesi ve terekeye ilişkin işlemler yapılamaz.
  • Yetki Belgesi ile Alınır: Borçlunun mirasçıları bu belgeyi almaktan kaçınırsa, alacaklı icra müdürlüğünden alacağı “yetki belgesi” ile Sulh Hukuk Mahkemesi veya noterden bu belgeyi bizzat temin edebilir.
  • Haciz ve Satışın Ön Şartıdır: Terekeye dahil taşınmazların veya araçların haczinde ve özellikle satış (paraya çevrilme) aşamasında, mülkiyetin mirasçılara intikalini göstermek için icra dairesince mutlaka aranır.
  • Pay Oranlarını Belirler: Mirasçıların borçtan müteselsil sorumluluğu olsa da kendi aralarındaki rücu ilişkisinde ve tereke üzerindeki hak sahipliği oranlarının tespitinde belirleyicidir.

ZAMANAŞIMI, ÖLÜM VE İCRA TAKİBİ İLİŞKİSİ

Borçlunun ölümü, zamanaşımı sürelerini kendiliğinden durdurmaz ancak takibin ilerleyemediği yasal bekleme süreleri (talik halleri), zamanaşımı hesaplamalarında kritik öneme sahiptir.

  • Zamanaşımının Durması (İİK 53): Borçlunun ölümüyle başlayan 3 günlük yas süresi ve mirasçıların 3 aylık mirası ret süresi boyunca icra takibi kanunen durur. Bu süre zarfında alacaklının işlem yapma imkânı hukuken kısıtlandığı için, bu bekleme süreleri zamanaşımı süresinin işlemesine engel olur.
  • Takip İşlemlerinin Zamanaşımına Etkisi: Alacaklının mirasçılık belgesi alması, mirasçılara yenileme muhtırası veya ödeme emri göndermesi gibi her bir “takip işlemi”, zamanaşımını keser ve süreyi baştan başlatır.
  • İlamsız Takiplerde 10 Yıllık Süre: Borç kesinleşmişse, genel zamanaşımı süresi olan 10 yıl geçerlidir. Borçlu ölse dahi bu süre mirasçılar aleyhine işlemeye devam eder. Ancak mirasçıların mirası reddetmesi halinde, borç artık onlara karşı zamanaşımına uğramış sayılmaz; çünkü borçluluk sıfatı hiç doğmamıştır.

ÖLEN KİŞİNİN MİRASÇILARINA İCRA TAKİBİ KONUSUNDA YARGITAY KARARLARI

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 15/02/2021 T., 2017/2530 E. , 2021/886 K. sayılı ilamı:

“Mirasın hükmen reddine ilişkin olarak açılan davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin malvarlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü v.b. kurum ve kuruluşlardan sorulması, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı göz önünde tutularak aktif ve pasifinin tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 19.10.2022 T., 2019/731 E., 2022/1317 K. sayılı ilamı:

“1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm bulunmadığından 04.05.1978 tarihli ve 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre ölü kişi hakkında takip yapılamayacağı ve açılan takibin mirasçılara yöneltilemeyeceği kabul edilmekteydi. Yargıtayın bu yöndeki uygulaması özellikle usul ekonomisi açısından eleştirilere tâbi tutulmuştur. Bu eleştirileri dikkate alan yasa koyucu HMK’da iradi taraf değişikliğine olanak veren bir düzenleme getirmiştir. HMK’nın 124. maddesinin 3. fıkrası uyarınca borçlu aleyhine başlatılan takipte borçlunun takip tarihinden önce öldüğünün anlaşılması hâlinde, takibin ölü kişi aleyhine başlatılması hususunun maddi hatadan kaynaklandığı veya taraf değişikliği talebinin dürüstlük kuralına aykırı olmadığı belirlendiği takdirde takibin mirasçılara yöneltilmesi mümkündür.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 16.09.2014 T., 2014/17279 E., 2014/21598 K. sayılı ilamı:

“İİK’nun 68/4. maddesinde; “Borçlu murisine ait bir alacak için takibedilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse, bu hususta ilam getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar, bekletici mesele yapılamaz”hükmü yer almaktadır. Buna göre borçlu mirasçıların başvuruları üzerine, icra mahkemesince borçlulara İİK.nun 68/3.maddesi uyarınca mirasın hükmen reddedilmiş olduğunun tesbiti amacıyla mahkemede dava açmaları ve ilam getirmeleri için uygun bir süre verilmesi ve bu hususun bekletici mesele yapılması gerekir.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 19.03.2007 T., 2007/2701 E., 2007/5159 K. sayılı ilamı:

Mirasçılar hakkındaki takip ilk takibin devamı olduğundan mirasçılar adına ödeme emri çıkarılmasına gerek bulunmamaktadır. Adı geçenlere muhtıra gönderilerek takibin kendilerine karşı da sürdürüleceği dileğinin bildirilmesi ile yetinilmelidir. Ancak, fazladan ödeme emri çıkarılması yeni bir takibin başlatıldığı anlamına gelmez. Bu nedenle de mirasçılar murisin ölümünden önceki işlemlere karşı itiraz edemezler. Mirasçıların itirazı mirasçı olunmadığı, mirasın reddedildiği gibi itirazlarla, imhal, itfa, zamanaşımı (İİK 71) benzer itirazlar olabilir. Murisin külli halefi olan mirasçının asıl borçlunun (murisin) itiraz hakkı kalmadığı durumlarda yeniden yetki itirazında bulunması mümkün değildir. O halde, mahkemece mirasçıların yetki itirazı ile imzaya itirazlarının reddi ile sair itirazlarının İİK’nun 71.maddesi kapsamında incelenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.”

SSS (SIK SORULAN SORULAR)

Vefat eden kişi adına icra takibi başlatılabilir mi?

Vefat eden kişi adına icra takibi başlatılamaz. Ölümle birlikte kişinin hak ve taraf ehliyeti sona erer. Bu nedenle ölü kişi adına başlatılan takip usulen geçersizdir.

Borçlu öldükten sonra icra dosyası açmak hukuka uygun mudur?

Borçlu öldükten sonra doğrudan onun adına icra dosyası açılması hukuka uygun değildir. Takibin mirasçılara yöneltilmesi gerekir. Aksi hâlde takip taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle sakattır.

Ölümden sonra açılan icra takibi geçerli olur mu?

Ölen kişi adına açılan bir takip kural olarak geçersizdir ancak Yargıtay içtihatlarına göre maddi hata durumunda mirasçılara teşmile izin verebilmektedir. Takip doğrudan mirasçılara karşı açılmışsa ve yasal sürelere uyulmuşsa tamamen geçerli bir takip sayılır. Usulüne uygun açılmayan takipler ise mirasçıların şikâyeti üzerine icra mahkemesince iptal edilir.

Vefat eden borçlunun borçları otomatik olarak mirasçılara mı geçer?

Külli halefiyet ilkesi gereği murisin tüm borçları ve mal varlığı ölüm anında kendiliğinden mirasçılara intikal eder. Mirasçılar bu borçlardan kurtulmak için yasal süre içerisinde mirası reddetmek zorundadır. Ret hakkı kullanılmadığı sürece borçlar mirasçıların sorumluluğuna geçer.

Mirasçılar borçlardan kişisel malvarlıklarıyla mı sorumludur?

Mirasçılar mirası kabul etmiş sayıldıklarında, murisin borçlarından dolayı sadece miras kalan mallarla değil, kendi kişisel mal varlıklarıyla da sorumludurlar. Bu sorumluluk müteselsil olup, alacaklı borcun tamamını mirasçıların herhangi birinden talep edebilir.

Mirasçılara karşı icra takibi başlatmak için veraset ilamı şart mı?

Mirasçıların kim olduğunu ve yasal paylarını gösteren veraset ilamı taraf teşkilinin sağlanması için zorunludur. İcra dairesi, alacaklıya bu belgeyi sunması için yetki verir ve alacaklı noterden veya Sulh Hukuk Mahkemesinden bu belgeyi temin eder. Belge dosyaya sunulmadan mirasçılara herhangi bir tebligat çıkarılamaz.

Veraset ilamı olmadan icra takibi açılırsa ne olur?

Veraset ilamı bulunmaksızın mirasçılar aleyhine icra takibi başlatılması, mirasçılık sıfatının ispat edilememesi nedeniyle usule aykırıdır. Bu durumda takip, pasif husumet ve taraf ehliyeti yönünden sakat hâle gelir. Söz konusu aykırılık, şikâyet yoluyla süresiz olarak ileri sürülebilir ve takibin iptalini gerektirir.

Mirasçılardan sadece birine karşı icra takibi yapılabilir mi?

Mirasçılar, mirasbırakanın borçlardan müteselsilen sorumlu oldukları için alacaklı, borcun tamamı için mirasçılardan sadece birini seçerek takip yapabilir. Bu durumda seçilen mirasçı borcun tamamını ödemek zorunda kalabilir. Ödemeyi yapan mirasçı, daha sonra diğer mirasçılara payları oranında rücu etme hakkına sahiptir.

Tüm mirasçılar birlikte mi takip edilmelidir?

Alacaklının tüm mirasçıları birlikte takip etme zorunluluğu yoktur; dilerse birine, dilerse birkaçına veya tamamına karşı takip başlatabilir. Ancak tereke mallarına (henüz paylaşılmamış ortak mallara) haciz konulmak isteniyorsa, kural olarak tüm mirasçıların dosyada yer alması gerekir.

Tereke adına icra takibi nasıl yapılır?

Tereke adına icra takibi, miras ortaklığı devam ettiği sürece mümkündür. Takip, tüm mirasçılar birlikte veya atanmış tereke temsilcisi aracılığıyla yürütülür. Tek bir mirasçının bireysel takibi mümkün değildir.

Tereke henüz paylaşılmamışsa icra takibi mümkün müdür?

Tereke paylaşılmamış olsa dahi icra takibi mümkündür. Ancak takip, elbirliği mülkiyeti esasına uygun şekilde yürütülmelidir. Mirasçıların birlikte hareket etmesi zorunludur.

Mirasın reddi halinde icra takibi devam eder mi?

Mirasın reddi kararı icra dosyasına sunulduğunda, mirası reddeden mirasçı hakkındaki takip derhal durur. Alacaklı, bu kişiye karşı haciz veya satış işlemi yapamaz ve mevcut hacizler kaldırılır. Eğer tüm mirasçılar reddetmişse, takip artık kişilere karşı değil, terekenin iflas usulü tasfiyesi şeklinde yürür.

Mirasın reddi için süre ne kadardır ve bu süre icrayı etkiler mi?

Mirasın reddi süresi, mirasçıların ölümü öğrendiği tarihten itibaren başlayan 3 aydır. İİK 53 uyarınca bu 3 aylık süre içinde mirasçılara karşı icra takibi yapılamaz ve hiçbir takip işlemi yürütülemez. Eğer bu süre içinde takip başlatılmışsa, mirasçı mahkemeden alacağı red kararı ile takibi iptal ettirebilir.

Vefat eden borçluya ait taşınmazlara haciz konulabilir mi?

Murise ait taşınmazlar terekeye dahil olduğu için bu mallar üzerine haciz konulması mümkündür. Ancak hacizden önce takibin mirasçılara yöneltilmesi ve yasal bekleme sürelerinin dolması şarttır. Borçlu sağken konulan hacizler ise geçerliliğini korur ancak satış için yine mirasçılara bildirim yapılmalıdır.

Ölüm olayının icra müdürlüğüne bildirilmesi zorunlu mudur?

Alacaklı veya mirasçılar, takibin sağlıklı yürütülebilmesi için ölüm olayını ve veraset ilamını icra dairesine bildirmelidir. İcra müdürü ölümü haricen öğrenirse veya kendisine bildirilirse takibi durdurmak zorundadır. Bildirim yapılmadan ölü kişi adına yapılan işlemler usulsüz sayılır ve şikayet yoluyla iptal edilir.

Borçlunun ölümü icra takibini durdurur mu?

Borçlunun ölümü takibi tamamen sona erdirmez ancak İİK 53 uyarınca geçici olarak durdurur (talik hali). Ölümden itibaren 3 gün boyunca ve sonrasında mirasçıların 3 aylık reddi miras süresince takibe devam edilemez. Bu süreler geçtikten veya mirasçılar mirası kabul ettikten sonra takip kaldığı yerden devam eder.

Devam eden icra dosyası ölüm halinde nasıl işlem görür?

Mevcut bir dosyada borçlu ölürse, alacaklı mirasçılık belgesi alarak takibi mirasçılara teşmil ettirir. Mirasçılara bir yenileme muhtırası gönderilerek borcu ödemeleri veya itiraz etmeleri istenir. Taraf teşkili sağlandıktan sonra haciz, satış ve tahsilat işlemleri mirasçılar üzerinden yürütülür.

Zamanaşımı, borçlunun ölümüyle kesilir mi?

Borçlunun ölümü zamanaşımını kesmez. Alacaklının mirasçılara karşı yapacağı her türlü “takip işlemi” (yenileme, haciz talebi vb.) zamanaşımını keser ve süreyi yeniden başlatır. Ölü kişi adına yapılan işlemler bu sonucu doğurmaz.

Ölümden sonra alacaklı ne kadar sürede icra takibi başlatmalıdır?

Alacaklı, borcun tabi olduğu genel zamanaşımı süresi (2 ve 10 yıl) içinde her zaman takip başlatabilir. Ancak mirasçılara karşı işlem yapabilmek için 3 günlük yas süresinin geçmesi beklenmelidir. Mirasçılar mirası reddetmeden önce hızlı davranmak, alacağın tahsil kabiliyetini artıracaktır.

Tereke borçları için faiz işlemeye devam eder mi?

Borçlunun ölümü asıl borca bağlı olan faizin işlemesini durdurmaz. Faiz, takibin durduğu yasal bekleme sürelerinde de işlemeye devam eder. Mirasçılar borcun tamamını öderken, ölümden sonraki süreçte biriken faizlerden de sorumlu olurlar.

Vefat eden kişinin kefili varsa icra takibi kime yöneltilir?

Alacaklı, asıl borçlu ölse dahi takibi doğrudan hayatta olan kefile karşı başlatabilir veya devam ettirebilir. Kefil borcu ödediğinde, murisin mirasçılarına karşı rücu hakkını kullanabilir. Alacaklı dilerse hem kefili hem de mirasçıları aynı dosyada birlikte takip edebilir. Kefalet borcu ölümle sona ermez.

Ölen borçlu hakkında açılmış takip iptal edilebilir mi?

Eğer takip, borçlu öldükten sonra sanki sağmış gibi onun adına açılmışsa, bu durum “taraf ehliyeti” yokluğu nedeniyle İİK 16 kapsamında şikâyete tabidir ve kural olarak iptal edilir. Ancak takip sağlığında açılmışsa borçlunun ölümü takibi iptal ettirmez, sadece İİK 53 uyarınca mirasçılara yöneltilene kadar durdurur.

Av. Bahadır AĞOLDAY

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yorum Yap