İdare Hukuku – Harbiye Hukuk https://www.harbiyehukuk.com İstanbul Avukat - 0507 433 00 00 Thu, 15 Oct 2026 12:09:50 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.1.3 https://www.harbiyehukuk.com/wp-content/uploads/2026/05/cropped-harbiye-favicon-32x32.webp İdare Hukuku – Harbiye Hukuk https://www.harbiyehukuk.com 32 32 Sel Felaketinde İdareden Tazminat Nasıl Alınır? https://www.harbiyehukuk.com/sel-zararinda-idareden-tazminat-almak/ https://www.harbiyehukuk.com/sel-zararinda-idareden-tazminat-almak/#respond Thu, 15 Oct 2026 12:04:33 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1007565 Sel felaketinde belediyenin sorumluluğu, sorumlu idarenin işini yapıp yapmadığına bağlıdır. Mazgalı tıkalı bir cadde ile ıslah edilmemiş bir dere, aynı yağışta farklı sonuç verir. Tazminat davası da bu farkın belgelenmesine dayanır. Sel sebebiyle tazminat talepleri çoğu zaman hukuki gerekçeden önce, kaçırılan süre ve delillerin toplanmaması sebebiyle olumsuz şekilde sonuçlanabilir. Hak kaybının önlenmesi ve tazminatın alınabilmesi […]

Sel Felaketinde İdareden Tazminat Nasıl Alınır? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sel felaketinde belediyenin sorumluluğu, sorumlu idarenin işini yapıp yapmadığına bağlıdır. Mazgalı tıkalı bir cadde ile ıslah edilmemiş bir dere, aynı yağışta farklı sonuç verir. Tazminat davası da bu farkın belgelenmesine dayanır.

Sel sebebiyle tazminat talepleri çoğu zaman hukuki gerekçeden önce, kaçırılan süre ve delillerin toplanmaması sebebiyle olumsuz şekilde sonuçlanabilir. Hak kaybının önlenmesi ve tazminatın alınabilmesi için davalı idarenin ya da idarelerin doğru seçilmesi, başvuru süreleri ve delil toplama işlemlerine en doğru şekilde riayet edilmelidir.

Sel Felaketinde Belediyenin Sorumluluğu Ne Zaman Doğar?

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası, idareyi kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü kılar.[ref]Anayasa m.125/son fıkra.[/ref] Sel zararında bu yükümlülük hizmet kusuru üzerinden işlemektedir. Hizmetin hiç yapılmaması, geç yapılması ya da gereği gibi yapılmaması idareyi sorumlu hale getiren bu kusur durumunun temelini oluşturur.

Belediyenin görevi kanunda açıkça yazılıdır. 5393 sayılı Kanunun 14/a maddesi imar ile su ve kanalizasyon hizmetlerini kentsel alt yapı hizmeti sayar. Atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılması ise 15/e maddesine göre belediyenin yetkisindedir.[ref]5393 sayılı Belediye Kanunu m.14/a ve m.15/e.[/ref]

İdarenin sel baskınında zarar görenlerin zararlarını tazmin etmesi için kusurlu olması tek başına yeterli olmaz. Uğranılan zarar ve idareinin ihmali arasında nedensellik bağı kurulması da gerekir. Örneğin yoldaki bir mazgal açık olsaydı su baskını olmayacaksa ve buna bağlı zarar da oluşmayacaksa bu durumda bağ var demektir. Eğer idare sorumluluğunu yerine getirse de bu durum olaşacaksa nedensellik bağının kurulması zorlaşır.

Kavramın genel çerçevesi İdarenin Hizmet Kusurundan Kaynaklanan Tazminat Davaları yazısında anlatılıyor.

Sel Zararında Hangi İdareye Dava Açılır?

Aynı sokaktaki su baskınında üç dört kurumun adı geçebilir. Tablo, mevzuatta açıkça yazılı görevleri gösteriyor.

İdare Mevzuattaki görev Dayanak
Büyükşehir belediyesi Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, derelerin ıslahını yapmak 5216 sayılı Kanun m.7/r
İlçe belediyesi Büyükşehire verilenler dışındaki yerel hizmetler, atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılması 5216 sayılı Kanun m.7, 5393 sayılı Kanun m.15/e
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi İstanbul’da su ve kanalizasyon hizmeti, yağmur suyu tesisleri ilgili belediyenin harcamayı karşılaması şartıyla 2560 sayılı Kanun m.1 ve m.25
DSİ’nin bağlı olduğu bakanlık Su baskınına uğrayabilecek yerlerde önleyici tedbirleri almak 7269 sayılı Kanun m.3
Valilik Afet halinde acil tedbirleri almak, kurtarma ve yardım programlarını düzenlemek 7269 sayılı Kanun m.1 ve m.4

Sorumluluğu belirleme konusunda sıkça hata yapılmaktadır. Yanlış hasımla açılan davada mahkeme, 2577 sayılı Kanun m.15/1-c uyarınca dilekçeyi gerçek hasma tebliğ eder.

Eylül 2009 İstanbul selinde eşyaları zarar gören kişilerin dosyasında büyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, su idaresi ve bakanlık farklı paylarla sorumlu tutuldu. Danıştay 8. Daire bu dağılımı 16.06.2025 tarihli kararıyla onadı ve yalnızca faiz başlangıcını düzeltti.[ref]Danıştay 8. Daire, E.2022/969, K.2025/5712, 16.06.2025.[/ref] Olaydan karara on altı yıl geçmişti. İstanbul dışındaki illerdeyse su idaresinin görevi kendi kuruluş düzenlemesine bağlıdır.

Doğal Afet Savunması Tek Başına Neden Yetmez?

Belediyelerin söz konusu tazminat davalarında sundukları cevaptaki savunmalar genellikle standarttır. Bu savunma “Beklenenin üstünde ve hayatın olağan akışına aykırı bir yağış olduğu için sorumluluk doğmamaktadır.” beyanıdır. Bu savunma hukukta mücbir sebep hali iddiasıdır.

Danıştay 8. Daire’nin 08.09.2025 tarihli kararı bu savunmanın sınırlarını belirler.[ref]Danıştay 8. Daire, E.2024/256, K.2025/6538, 08.09.2025.[/ref] Ankara’da bir işyerini basan Haziran 2021 yağışını idare mahkemesi afet saymış ve davayı reddetmişti, istinaf da sonuç vermemişti. Daire, bölge idare mahkemesinin kararını oybirliğiyle bozdu.

Hukuki değerlendirme bölümündeki ilgili cümle şöyledir.

“kategorik olarak da her afet olayının, zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağını kestiğinin kabulü mümkün değildir.”

Daire, dosyada afet bölgesi ilanına dair bilgi veya belge bulunmadığını da not etti. Yağış afet boyutunda olsa bile idarenin hizmetinin zararı artırmış olabileceğini belirtti. Bu durumdan görüleceği üzere afet vasfı davalarda ödenmesi talep edilen tazminatı doğrudan sıfırlamaz, idarenin kusuru oranında indirim sebebi olarak görülebilir.

Ayrıca doğru bilirkişi raporu da mahkemenin hükmüne esas alınması açısından çok önenlidir. Aşırı yağışa bağlı sel dosyalarında bilirkişi heyetinde meteoroloji mühendisinin de bulunması gerektiği aynı kararda yazılıdır. Heyette bu uzman yoksa rapora bilirkişi raporuna itiraz dilekçesiyle itiraz ederek, dosyanızın yeni bir bilirkişiye tevdii edilmesini isteyebilirsiniz.

Doğal Afet Savunmasına Karşı Dikkat Edilecek Noktalar

Doğal Afet Savunmasına Karşı

Öngörülebilirlik durumuna bir örnek olarak Van’ın bir köyünde 2011 selinde ölen kişinin yakınlarının açtığı davaya bakalım. Köyde daha önce de 2007 ve 2008’de de sel yaşanmıştı.

Danıştay 10. Daire, DSİ’nin olay gününe kadar hiçbir ıslah çalışması yapmamasını hizmet kusuru saydı.[ref]Danıştay 10. Daire, E.2022/1994, K.2024/1033, 21.03.2024.[/ref] Oysa kamu kurumları ıslahı gerekli gören bir rapor yazmış, halk da defalarca başvuruda bulunmuştu. Bilirkişinin bulduğu %70 kusur oranı esas alındı.

Bilirkişinin ek raporunda, on yılda bir görülebilecek şiddetteki yağış için idarenin payından %10 indirim yapılmıştı. Kuvvetli yağış, ihmal edilmiş bir derede sorumluluğu ortadan kaldırmadı.

Sel Baskınında Belediyenin Kusuru Nasıl Kanıtlanır?

Sel felaketinde belediyenin sorumluluğu belgelerle kanıtlanır. Kusur türüne göre aranan delil ve belgeler değişir.

  • Mazgal ve yağmur suyu hattı: Temizlik ve bakım kayıtları, hat kapasite hesabı, aynı noktadaki eski şikayetler.
  • Dere yatağı ve menfez: Islah projesi, kurumlar arası yazışmalar, önceki taşkın tutanakları, halkın eski başvuruları.
  • İmar ve yapılaşma: İmar planı değişiklikleri, yapı ruhsatı tarihleri, taşkın sınırı haritası.
  • Uyarı ve müdahale: Meteoroloji uyarısı, itfaiye ve 112 çağrı kayıtları, tahliye yapılıp yapılmadığı.
  • Otopark ve bodrum kat: Yapı ruhsatı, iskan belgesi, pompa ve set bulunup bulunmadığı, binanın yol kotuna göre konumu.

5216 sayılı Kanun m.8 uyarınca büyükşehirlerde alt yapı yatırım programları, alt yapı koordinasyon merkezinde birleştirilir. Hat için program yapılmamış ya da ertelenmişse bu kayıt ihmalin ispatında kullanılabilir.

İstanbul’da bir işyerinin emtia zararı buna örnek olarak verilebilir. Açılan davada idare mahkemesi taşkının nedenini mazgalların yetersiz kapasitesi ya da atıklarla tıkanması olarak saptadı. Aynı caddede benzer taşkınların daha önce yaşandığını ve su idaresinin bunu bildiğini de kayda geçirdi.

İşyerinin zemin katı yoldan yaklaşık 30 santim aşağıdaydı ve tekrar eden taşkınlara rağmen set yapılmamıştı. Mahkeme su idaresine %70, işyeri sahibine %30 kusur verdi. Danıştay 8. Daire 15.06.2023 tarihli kararında temyiz istemini reddederek hükmü oybirliğiyle onadı.[ref]Danıştay 8. Daire, E.2018/1859, K.2023/3117, 15.06.2023.[/ref]

Zarar görenin kendi kusuru varsa alacağı tazminat kendi kusuru oranında azaltılır. Tacir davacılarda basiret ölçüsü de gündeme gelir. Ankara’daki işyeri dosyasında Danıştay dairesi, ticari faaliyetin mevzuata uygunluğunu ve davacı şirketin basiretli tacir olarak müterafik kusurunu araştırılacak konu olarak saymıştır.

Delil Toplama ve Delil Tespiti Nasıl Yapılmalıdır?

Su baskını sonrası sular çekildiğinde belediye temizlik işlerine başladığı için deliller ortadan kaybolmaktadır. Bu sebeple 3 gün içerisinde delillerin toplanması hayati olabilmektedir.

  • Su izi çizgisini ve elektrik prizlerindeki su seviyesini tarihli fotoğraf ve videoyla kaydedin.
  • Mazgalı, kanal ağzını ve sokağın eğimini gösteren görüntü alın.
  • İtfaiye, 112 ve belediye çağrılarını başvuru kayıt numaralarıyla saklayın.
  • Tanık olabilecek komşu ve esnafın iletişim bilgisini, gördüklerini de yazılı alın.
  • Hasarlı eşyayı atmadan önce tek tek listeleyin, sigorta ihbarını yapın.

İlk fotoğrafı temizlikten önce, su izi duvarda görünürken çekin. Eşya atılacaksa ya da duvar boyanacaksa delil tespiti istenmelidir. HMK m.400’e göre dava açılmadan önce keşif, bilirkişi incelemesi ya da tanık dinletilmesi talep edilebilir. Delilin hemen tespit edilmemesi halinde kaybolma ya da ileri sürülmesinin önemli ölçüde zorlaşması ihtimali varsa bu istekte hukuki yarar kabul edilir.

Dava henüz yoksa talep, davaya bakacak mahkemeden ya da incelenecek şeyin bulunduğu yerdeki sulh mahkemesinden istenir (HMK m.401). Karşı tarafa haber verilmeden de tespit yapılabilir, ancak bu yalnızca haklarının korunması bakımından zorunluluk bulunan hallerde mümkündür (HMK m.403). İdari yargıda delil tespiti konusunda da HMK uygulanır (2577 sayılı Kanun m.31).

Talebin yazımında delil tespit talebi dilekçe örneği yol gösterir. Tespit dosyası asıl dava dosyasının eki sayılır (HMK m.405).

Sel Sonrası İlk Üç Günde Yapılacaklar

Sel Sonrası İlk Üç Gün

İdareye Başvuru ve Dava Süreleri

Sel zararı bir idari eylemdir. Dava açmadan önce 2577 sayılı Kanun m.13 uyarınca ilgili idareye yazılı başvuru yapılır. Sıra şöyledir.

  1. Yazılı başvuru. Zararı öğrenmekten itibaren bir yıl, her halde olaydan itibaren beş yıl içinde yapılır.
  2. İdarenin cevabı. Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.
  3. Dava. Ret tebliğinden ya da otuz günün bitiminden itibaren altmış gün içinde idare mahkemesinde açılır.

Bir yıllık başvuru süresi kaçarsa dava süre aşımından reddedilir. Yıkım gibi yazılı bir işlemde dava süresi tebliğden itibaren altmış gündür (2577 sayılı Kanun m.7). Aynı Kanunun m.11’indeki üst makama başvuru bu süreyi durdurur ve başvuruya kadar geçen süre hesaba katılır. Eylem başvurusunda (m.13) ise altmış gün ancak ret ya da zımni retle başlar.

Genel işleyiş için tam yargı davası nasıl açılır yazısına bakılabilir. Diğer dava türlerinin süreleri idari yargıda süreler yazısındadır.

Sel Zararında İdareye Başvuru ve Dava Süreleri

Sel Zararında Süreler

Belediyeye Tazminat Başvuru Dilekçesi Örneği

Örnek dilekçe, yazılı başvurunun hangi unsurları taşıması gerektiğini gösterir. Boş bırakılan yerler olaya göre doldurulur.

Sel Zararı İçin İdareye Tazminat Başvurusu

………… BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NA
(Varsa ………… SU VE KANALİZASYON İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NE)

BAŞVURU SAHİBİ
Ad Soyad
T.C. Kimlik No
Adres

KONU: …/…/… tarihli sel nedeniyle uğranılan zararın 2577 sayılı Kanun m.13 uyarınca tazmini talebidir.

AÇIKLAMALAR

1. …/…/… tarihinde ………… Mahallesi ………… Sokak No … adresinde yağış sonrası su baskını yaşanmış, taşınmazım/aracım/işyerim zarar görmüştür.

2. Su baskınında yağmur suyu hattının ve mazgalların bakımsızlığı, kapasite yetersizliği ve olay öncesinde önlem alınmaması etkili olmuştur. Aynı noktada …/…/… tarihlerinde de benzer baskınlar yaşanmış, idareye başvurular yapılmıştır.

3. Zararım ………… kalemlerinden oluşmaktadır. Fotoğraf, video, ekspertiz raporu, fatura ve delil tespit dosyası ekte sunulmuştur.

4. Sigorta veya devlet yardımı kapsamında …/…/… tarihinde ………… tutarında ödeme almıştım. Talebim bu ödemenin karşılamadığı kısma ilişkindir.

SONUÇ VE İSTEM

Açıklanan nedenlerle zararımın ………… TL’sinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminini, otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde talebimin reddedilmiş sayılacağını bildirir, gereğini saygılarımla arz ederim.

…/…/…
Ad Soyad
İmza

EKLER
1. Fotoğraf ve video kayıtları
2. Ekspertiz/bilirkişi raporu
3. Fatura ve belgeler
4. Delil tespit dosyası
5. Kimlik ve tapu/ruhsat fotokopisi

Sel Zararında Hangi Kalemler İstenebilir?

İstenecek kalem, zarar görenin konumuna göre değişir. Tablo sık görülen grupları ayırıyor.

Kim İstenebilecek kalem İspat belgesi
Mülk sahibi Onarım bedeli, boş kalan dönem için kira kaybı Ekspertiz ve bilirkişi raporu, kira sözleşmesi
Kiracı Kendi eşya ve demirbaşının zararı. Bina zararını kural olarak mülk sahibi ister Eşya listesi, fatura, fotoğraf
İşyeri sahibi Stok ve makine zararı, çalışılamayan günlerin kazanç kaybı Defter, fatura, beyannameler
Araç sahibi Onarım ya da rayiç bedel, olayın özelliğine göre değer kaybı Servis ve ekspertiz raporu, kasko ödeme belgesi
Ölenin yakınları Cenaze gideri, destekten yoksun kalma, manevi tazminat Nüfus kaydı, gelir belgeleri, ölüm belgesi
Yaralanan kişi Tedavi gideri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, manevi tazminat Sağlık raporları, faturalar, bordro

Ölüm ve yaralanmada tazminat kalemleri Borçlar Kanunu m.53 ve m.54’te sayılır. TBK m.55 ise Kanun hükümlerinin idari eylemlerin yol açtığı ölüm ve bedensel zarar davalarında da uygulanacağını belirtir. İdare mahkemesi bu zararları özel hukuktaki hesap ilkeleriyle belirler.

TBK m.56’nın ikinci fıkrası, ölüm ya da ağır bedensel zararda yakınlara da manevi tazminat verilebileceğini yazar. Danıştay 10. Daire’nin Van’daki sel dosyasında anne ve babanın yanında kardeşler için de manevi tazminata hükmedilmişti.

TBK m.55’e 7589 sayılı Kanunla eklenen faiz ve mahsup fıkraları, yürürlük tarihi olan 31.07.2026’dan sonra meydana gelen olaylara uygulanır. Daha önceki olaylarda maddenin eski hükmü geçerlidir.

Devlet Yardımı ve Sigorta Ödemesi Tazminatı Etkiler mi?

Devlet yardımı her sel olayında kendiliğinden doğmaz. 7269 sayılı Kanun, yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören yerlerde uygulanır ve su baskınını bu afetler arasında sayar.[ref]7269 sayılı Kanun m.1.[/ref] Zararın genel hayata etkili olup olmadığına kanun, yönetmelik esaslarına göre idarenin karar vermesini bırakır. Bir sokak ya da mahalle ölçeğindeki taşkında kanun devreye girmeyebilir, o zaman zarar görenin elinde tazminat yolu kalır.

Kanun dört yardım türü öngörür.

  • Acil yardım. Kurtarma, barındırma ve iaşe gibi hizmetler valiliklerce hazırlanan programlarla yürütülür (m.4). Yedirme, giydirme, barındırma ve onarım için afetzedelere nakdi ödeme yapılması, ilgili bakanlığın muvafakatine bağlıdır (m.6/3).
  • Geçici barınma. Baraka ya da konut sağlanabilir. Bunlar kısa sürede yapılamıyorsa geçici barınmayı kendileri sağlamak isteyenlere nakdi yardım da yapılabilir (m.13/d).
  • Konut veya kredi. Yıkılan ya da ağır hasar gören binalarda oturan hak sahibi ailelere konut yaptırılır veya kredi verilir (m.29).
  • İşyeri kredisi. Ekonomik ve sosyal hayatı kesintiye uğratan dükkan ve fırın gibi binalar için borçlandırma hükümleri dairesinde inşaat kredisi verilebilir (m.29).

Bu yardımlar tazminat değildir. Konut ve inşaat yardımları borçlandırmaya bağlanır. Konut için borçlandırma faizsizdir, dükkan ve fırın gibi yerler için yıllık yüzde dört faiz uygulanır.[ref]7269 sayılı Kanun m.40.[/ref] Eşya, araç ve ticari mal zararını karşılayan ayrı bir kalem ise kanunda sayılmaz.

Konut yaptırmak ya da inşaat kredisi almak isteyenler, mahalli ilan tarihinden itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı başvuru yapmak ve taahhütname vermek zorundadır. Yetkili bakanlık bu süreyi bir ay uzatabilir.[ref]7269 sayılı Kanun m.28/1.[/ref] Bu başvuru, belediyeye karşı yapılacak tazminat başvurusundan ayrıdır ve onun yerine geçmez.

Olay 7269 sayılı Kanun kapsamında afet sayılırsa kanunun 13. maddesi, fen kurullarınca hasar tespit raporu düzenlenmesini öngörür. Rapora mahalli ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde itiraz edilebilir.

Gayrimenkulü hasarsız tespit edilenler ya da hasar tespiti hiç yapılmayanlar için kanun, yargıya gitmeden önce aynı sürede ilgili idareye başvuruyu zorunlu kılar. Güvenli yol, bu başvuruyu ve belediyeye yönelik 2577 sayılı Kanun m.13 başvurusunu ayrı ayrı ve süresinde yapmaktır.

Kanunun tam metni mevzuat.gov.tr adresindedir. Hak sahipliğinin şartları 29. maddede toplanır.[ref]7269 sayılı Kanun m.29.[/ref] Aynı maddedeki sigorta hükmü şöyledir.

“Hasarlı bina veya işyeri sigortalı ise yapılacak yardımdan sigorta tutarı indirilmez.”

Aynı maddeye göre bazı kişiler hak sahibi sayılmaz. Başkasının arsasında ruhsatsız yapı yapanlar ile imar planında su baskını gibi sebeplerle yapı yapılması sakıncalı belirlenen yerlerde ruhsatsız yapı yapanlar bu gruptadır. Aynı yerde kendisine veya eşine ait müstakil hasarsız başka bir bina ya da dairesi olan ailelere kredi verilmez. Mülkiyeti tüzel kişiye ait binalara da yardım yapılmaz.

Maddenin son fıkrasına göre zorunlu deprem sigortası kapsamındaki binalarda, sigorta yaptırılmamış olmasının tespitiyle Devletin konut kredisi açma ve bina yaptırma yükümlülükleri ortadan kalkar. Bu hükmün sel zararlarında nasıl uygulanacağı kanun metninden açıkça anlaşılmaz. Binanız DASK kapsamındaysa poliçenin varlığını yardım başvurusundan önce netleştirin.

7269 sayılı Kanunda yardımın sonradan tazminattan düşülüp düşülmeyeceğini düzenleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu yüzden alınan her ödeme başvuru dilekçesinde belirtilmelidir.

Sigortalı olanlar için Türk Ticaret Kanunu m.1472/1 geçerlidir. Sigortacı ödeme yaptığında sigortalının yerine geçer ve dava hakkı ödediği kadar ona intikal eder. Kısmi ödemede sigortalı, kalan zarar için sorumlulara karşı hakkını korur (m.1472/2).

Sel Sonrası Araç Zararında Görevli Yargı Yolu

Araç hasarında hangi yargı yoluna gidileceği her dosyada sabit değildir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m.110, bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini yazar. Kanun maddesi, işleteni veya sahibi kamu kuruluşu olan araçların sebep olduğu zararları da kapsar.

Kanun, karayolundaki sel ve su birikintisi zararını ismen anmaz. Bu zararın “bu Kanundan doğan sorumluluk” sayılıp sayılmayacağı, yani davanın adli mi idari yargıda mı görüleceği tartışmalıdır. Görev, olayın niteliğine göre belirlenir.

Konut ve işyeri zararlarında görevli mahkeme nettir. Bu yazıda anılan Danıştay kararları, belediye ve su idaresine karşı açılan bu davaları idari yargıda esastan karara bağlamıştır.

Yanlış yargı yoluna gitmek hakkı hemen kaybettirmez ama süreyi daraltır. Adli yargıdaki görevsizlik kararı kesinleşince, kesinleşmeyi izleyen günden itibaren otuz gün içinde idari yargıda dava açılabilir (2577 sayılı Kanun m.9/1). Adli yargıya başvuru tarihi, idari yargıya başvuru tarihi sayılır.

Aynı maddenin ikinci fıkrası ek bir imkan verir. Otuz gün geçmiş olsa bile idari dava süresi henüz dolmamışsa o süre içinde dava açılabilir. Tam yargı davasında ayrıca m.13/2 gereği, görevsiz adli yargıya açılan davanın görev yönünden reddi halinde idareye ön başvuru şartı aranmaz.

Yargı yolundan emin değilseniz idareye yazılı başvuruyu süresi içinde yine de yapın. Bu, idari yargı yolunu açık tutar.

Sel Baskınında İdarenin Sorumluluğu Hakkında Sorular

Sel davalarında en sık karşılaşılan sorular kısa cevaplarıyla verilmiştir.

Sel Felaketinde İdareden Tazminat Nasıl Alınır? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/sel-zararinda-idareden-tazminat-almak/feed/ 0
Memura Kira Yardımı Var mı? Yasal Durum ve Lojman Farkı https://www.harbiyehukuk.com/memura-kira-yardimi-var-mi-yasal-durum-ve-lojman-farki/ https://www.harbiyehukuk.com/memura-kira-yardimi-var-mi-yasal-durum-ve-lojman-farki/#respond Fri, 09 Oct 2026 06:00:00 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1006819 Memura kira yardımı aramasının arkasında genellikle “böyle bir hak resmen var mı” sorusu yatıyor. Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda tüm memurları kapsayan, doğrudan nakit olarak ödenen genel bir kira yardımı düzenlemesi bulunmuyor. Kanun, konut ihtiyacına ilişkin olarak nakit yardım yerine ayni bir imkanı, yani kamu konutu (lojman) tahsisini esas almış durumda. Bu ayrımın gözden […]

Memura Kira Yardımı Var mı? Yasal Durum ve Lojman Farkı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Memura kira yardımı aramasının arkasında genellikle “böyle bir hak resmen var mı” sorusu yatıyor. Oysa 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda tüm memurları kapsayan, doğrudan nakit olarak ödenen genel bir kira yardımı düzenlemesi bulunmuyor. Kanun, konut ihtiyacına ilişkin olarak nakit yardım yerine ayni bir imkanı, yani kamu konutu (lojman) tahsisini esas almış durumda. Bu ayrımın gözden kaçması, konuyu her toplu sözleşme döneminde yeniden gündeme taşıyan asıl neden.

Memura Kira Yardımı Diye Genel Bir Ödeneğin Bulunmaması

Anayasa’nın 128. maddesine göre memurların aylık, ödenek ve diğer mali haklarının kanunla ya da mali ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleriyle belirlenmesi gerekir.[ref]2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, madde 128[/ref] Bu ilke gereği hiçbir kamu kurumu, yasal dayanağı bulunmayan bir ödemeyi kendi kararıyla “kira yardımı” adı altında memuruna veremez. 657 sayılı Kanun’un sosyal haklar ve yardımlar bölümünde aile yardımı ödeneği (madde 202), ölüm yardımı ödeneği (madde 208) gibi kalemler tek tek sayılmışken, bunlar arasında nakdi bir kira yardımı kalemine yer verilmemiştir.

Kanunun konutla ilgili hükümleri de aynı çizgide ilerler ve para yardımı yerine ayni bir imkanı öngörür. “Kira yardımı var mı” sorusunun yanıtının hayır olması, büyük ölçüde bu tercihten kaynaklanıyor.

657 Sayılı Kanunda Memur Konutuna İlişkin Hükümler

657 sayılı Kanun’un 192, 193 ve 194 üncü maddeleri memur konutu konusunu düzenler, ancak üçü de birbirinden farklı bir mekanizma öngörür. Madde 192, T.C. Emekli Sandığına tabi hizmeti 10 yıl ve daha fazla olan memurlara, istekleri halinde Toplu Konut Fonundan özel şartlarla konut kredisi verilmesine imkan tanır. Bu bir yardım değil, geri ödemeli bir kredidir.[ref]657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, madde 192[/ref] Madde 193, lüzum ve zaruret görülen yerlerde memurların kiralık konut ihtiyacının, Cumhurbaşkanınca onanacak programlar çerçevesinde bütçeye konulacak ödeneklerle karşılanmasını öngörür ve maddenin uygulamasını özel kanunlara bırakır.[ref]657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, madde 193[/ref] Madde 194 ise bazı memurlara doğrudan konut tahsisini düzenliyordu. Bu madde 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu’nun 12. maddesiyle 1983 yılında yürürlükten kaldırılmıştır.[ref]657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, madde 194, Mülga: 9/11/1983-2946/12 md.[/ref]

Madde 194’ün kaldırılmış olması, konut tahsisinin asıl çerçevesinin bugün artık 657 sayılı Kanun değil, 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu olduğu anlamına gelir. Kurumlar lojman işlemlerini uygulamada bu ikinci kanuna ve ona bağlı yönetmeliğe göre yürütür.

Kamu Konutları (Lojman) Tahsisi İle Kira Yardımının Farkı

2946 sayılı Kanun’un amacı, kamu konutlarının tahsis biçimini, oturma süresini, kira, bakım, onarım ve yönetimine ilişkin ilkeleri belirlemektir. Kanun, konutları şu dört gruba ayırır.

  • Özel tahsisli konutlar.
  • Görev tahsisli konutlar.
  • Hizmet tahsisli konutlar.
  • Sıra tahsisli konutlar.

Öğretmenlerin zorunlu hizmet bölgelerinde kaldığı lojmanlar ile bekçi veya orman muhafaza memuru gibi görevlerin ikametle iç içe geçtiği konutlar, genellikle görev veya hizmet tahsisli konut kategorisine girer.

Lojman burada bir “yardım” değil, kiralanabilir bir konuttur. Tahsis edilen konutun aylık kira bedeli, rayiç kira birim fiyatı ile brüt inşaat alanının çarpılmasıyla hesaplanır ve personelin maaşından peşin olarak, bordro üzerinden kesilir. Kesilen tutar, genel bütçeli kurumlarda hazineye, diğer kurumlarda kendi bütçelerine gelir kaydedilir.

Danışmanlık başvurularında en sık karşılaşılan yanlış anlama tam olarak burada ortaya çıkıyor. Lojmanda oturan memur para almaz, tam tersine devlete kira öder. Sağladığı avantaj, bu bedelin genellikle serbest piyasa kirasının altında kalmasından ibarettir.

Üç farklı uygulamanın birbirine karıştırılması yaygın bir hata. Aşağıdaki tabloda bu ayrım gösterilmektedir.

Uygulama Yasal Dayanağı Niteliği
Lojman (kamu konutu) tahsisi 2946 sayılı Kamu Konutları Kanunu Ayni imkan. Memur piyasa altı bedelle kira öder
Konut kredisi 657 sayılı Kanun madde 192 Geri ödemeli kredi; 10 yıl ve üzeri hizmet şartı arar
Nakdi kira yardımı Yürürlükte genel bir düzenleme bulunmuyor Sendikaların toplu sözleşme talebi
Memurun Konutla İlgili 3 Yasal İmkanı

Memurun Konutla İlgili 3 Yasal İmkanı

Lojmandan Yararlanamayan Memurların Durumu

Kamu konutu stoku sınırlı olduğundan sıra tahsisli lojmanlarda bekleme listeleri oluşur ve her memura talep ettiği anda konut tahsis edilemez. Sırada bekleyen ya da görev yaptığı yerde hiç lojman bulunmayan memur için 657 sayılı Kanun’da veya 2946 sayılı Kanun’da alternatif bir nakdi ödeme öngörülmemiştir. Bu durumdaki memur, konut ihtiyacını piyasadan kendi imkanlarıyla karşılamak zorunda kalır.

Bazı kurumlar sözleşmeli statüdeki personeline farklı ücret bileşenleri belirleyebilir. Ancak bu uygulamalar 657’ye tabi kadrolu memur için geçerli bir kira yardımı anlamına gelmez ve kurumdan kuruma, sözleşme türünden türüne değişir.

Toplu Sözleşmelerde Kira Desteği Talepleri ve Gelinen Nokta

Kamu görevlileri sendikaları, lojmandan yararlanamayan memurlara aylık kira desteği verilmesini yıllardır toplu sözleşme masasına taşıyor. Bazı sendikalar, lojman imkanı bulunmayan personele en düşük memur brüt aylığının belirli bir oranında aylık kira yardımı ödenmesini talep etmiştir. Görüşmelerin Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na taşındığı dönemlerde bu talep nihai toplu sözleşme metnine girmemiştir.

2026 yılı itibarıyla yürürlükte, tüm memurları kapsayan kalıcı bir nakdi kira yardımı düzenlemesi bulunmuyor. Konu, önümüzdeki toplu sözleşme dönemlerinde yeniden masaya gelebilecek bir talep olarak duruyor. “Memura kira yardımı çıktı mı” sorusunun güncel yanıtı, ilgili dönemin toplu sözleşme metninin Resmi Gazete’de yayımlanıp yayımlanmadığına bakılarak verilmeli. Bugünden kesin bir tarih vermek mümkün değil.

Kira Yardımıyla Karıştırılan 2 Ödenek

Kira Yardımıyla Karıştırılan 2 Ödenek

Aile Yardımı ve Diğer Sosyal Haklarla Karıştırılmaması

657 sayılı Kanun’da yer alan aile yardımı ödeneği (madde 202), evli memura eşi ve çocukları için aylık olarak ödenir ve maaş bordrosuna yansır. Bu kalem nakdidir, ancak kira yardımıyla hiçbir ilgisi bulunmuyor. Adından da anlaşılacağı gibi ailevi statüye bağlı ayrı bir sosyal haktır. Aynı şekilde ölüm yardımı ödeneği (madde 208) de farklı bir riske karşılık gelen, bağımsız bir düzenlemedir.

Bu kalemlerin bazı sendika duyurularında veya sosyal medya paylaşımlarında “memura ek destek” başlığı altında bir arada anılması, okuyucuda kira yardımının da fiilen ödendiği izlenimini yaratabiliyor. Maaş bordrosunda görünen kalemlerden hangisinin hangi maddeye dayandığını netleştirmek, bu karışıklığı önlemenin en pratik yolu.

Kira Yardımı Talebiyle Hukuki Yol Aranabilir mi?

Yürürlükte doğrudan bir hak bulunmadığından, bireysel bir memurun idareye başvurarak kira yardımı talep etmesi, mevcut mevzuat çerçevesinde kabul görmeyecektir. Buna karşılık lojman tahsisinde yaşanan usulsüzlükler, sıra listesinin haksız işletilmesi ya da tahsis sonrası kira bedelinin hatalı hesaplanması gibi uyuşmazlıklar idari yargının konusu olabilir. Bu tür ihtilaflarda 2946 sayılı Kanun’un tahsis ve tahliye hükümleri ile kurumun kendi yönetmeliği birlikte değerlendirilir.

Lojman tahsisi, sıra bekleme süresi ya da tahliye işlemleriyle ilgili somut bir uyuşmazlık yaşayan memurların, dosyalarını İdare Hukuku alanında çalışan bir avukatla değerlendirmesi, hak kaybını önlemek açısından daha güvenli bir yol olur. İdari işleme karşı itiraz ve dava süreçlerinin genel işleyişi için İdari İşlemlere İtiraz Nasıl Yapılır? yazımıza da bakabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Memura kira yardımı konusunda okuyuculardan en çok gelen sorular aşağıda yanıtlanmıştır.

Memura Kira Yardımı Var mı? Yasal Durum ve Lojman Farkı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/memura-kira-yardimi-var-mi-yasal-durum-ve-lojman-farki/feed/ 0
33/a ve 50/d Araştırma Görevlisi Farkları Nedir? https://www.harbiyehukuk.com/33a-50d-arastirma-gorevlisi-farklari/ https://www.harbiyehukuk.com/33a-50d-arastirma-gorevlisi-farklari/#respond Mon, 05 Oct 2026 07:25:57 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/33a-50d-arastirma-gorevlisi-farklari/ 33/a ve 50/d araştırma görevlisi ayrımı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre atanan araştırma görevlilerinin bağlı olduğu kadro türünü ve buna bağlı iş güvencesini belirleyen temel bir hukuki farktır. Kanunun 33. maddesinin (a) fıkrasına göre atananlar, kendi üniversitesine bağlı ve sürekliliği olan bir kadroda görev yapar. 50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendine göre atananlar ise lisansüstü […]

33/a ve 50/d Araştırma Görevlisi Farkları Nedir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
33/a ve 50/d araştırma görevlisi ayrımı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre atanan araştırma görevlilerinin bağlı olduğu kadro türünü ve buna bağlı iş güvencesini belirleyen temel bir hukuki farktır. Kanunun 33. maddesinin (a) fıkrasına göre atananlar, kendi üniversitesine bağlı ve sürekliliği olan bir kadroda görev yapar. 50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendine göre atananlar ise lisansüstü eğitim süresiyle sınırlı, geçici bir statüde çalışır.

İki kadro da aynı unvanı taşısa da doktora bittikten sonra kişinin başına gelecekler açısından sonuçları birbirinden ayrışır.

2547 Sayılı Kanunda Araştırma Görevlisi Kadro Türleri

Yükseköğretim kurumlarında araştırma görevlisi istihdamı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun iki ayrı hükmüne dayanır. Bunlardan ilki 33. maddenin (a) fıkrası, ikincisi ise 50. maddenin birinci fıkrasının (d) bendidir. Her iki hüküm de aynı kanunda yer almasına rağmen amaçları, atama usulleri ve kadronun sona erme koşulları farklı kurgulanmıştır.

Uygulamada 2017 yılından bu yana önemli bir değişiklik söz konusudur. 2547 sayılı Kanuna eklenen ek 38. madde ile üniversitelerdeki araştırma görevlisi kadrolarına yapılacak atamaların, 33. maddedeki onay usulüne uygun biçimde ancak 50. maddenin (d) bendi kapsamında yapılması esası getirilmiştir. Bu düzenleme sonrasında yeni işe başlayan araştırma görevlilerinin büyük bölümü, atanma usulü 33. maddeye benzese dahi hukuki statü olarak 50/d kapsamında sayılmaktadır.

Bu ayrım, kadro kalıcılığı sorulduğunda çoğu zaman kafa karışıklığına yol açan noktadır.

33/a Araştırma Görevlisi Nedir?

33/a araştırma görevlisi, 2547 sayılı Kanunun 33. maddesinin (a) fıkrası uyarınca, ilgili anabilim dalı başkanının önerisi, bölüm başkanının olumlu görüşü ile dekan veya enstitü müdürünün teklifi ve rektörün onayıyla atanan kişidir. Bu kadro, atandığı üniversitenin kendi kadrosudur ve YÖK’ün doğrudan bir onayına tabi değildir. Atama süresi kanunda azami üç yıl olarak öngörülmüştür. Sürenin bitiminde görev kendiliğinden sona erer, ancak aynı usulle yeniden atama yapılabilir.

33/a kapsamındaki bir araştırma görevlisinin çalıştığı üniversite ile bağı, lisansüstü eğitiminin devam edip etmemesinden bağımsızdır. Kişi doktorasını tamamlasa da, kadronun hizmetin yürütülmesi amacına dayanması nedeniyle görevine üniversitede devam edebilir. Bu yönüyle 33/a, akademik kariyerin doktora sonrasında da aynı kurumda sürdürülebilmesine imkan tanıyan bir yapıdadır.

50/d Araştırma Görevlisi Nedir?

50/d araştırma görevlisi, 2547 sayılı Kanunun 50. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre, lisansüstü eğitim gören öğrencilerin öğrenimleri süresince araştırma görevlisi kadrosunda istihdam edilmesini ifade eder. Bu düzenlemenin çıkış amacı, burs almayan lisansüstü öğrencilerine mali destek sağlamaktır. Kişi burada esas olarak öğrenci sıfatıyla bulunur, akademik personel sıfatı ikinci plandadır. Atama, öğrencinin kayıtlı olduğu enstitünün bağlı bulunduğu üniversite tarafından yapılır ve doğrudan öğrenim süresine endekslidir.

Yüksek lisans için en fazla üç yıl, doktora veya sanatta yeterlik için en fazla altı ya da yedi yıllık bir süre söz konusudur. Bu süre içinde eğitim tamamlanmazsa veya öğrencilik sıfatı sona ererse kadroyla ilişik kesilir. 50/d kapsamındaki araştırma görevlisi kendi üniversitesinde çalışsa da, statü YÖK’ün belirlediği çerçeveye ve merkezi kurallara daha sıkı biçimde bağlıdır. Doktora bittiğinde otomatik bir kadro devamlılığı yoktur. Kişi, üniversitenin ayrı bir atama işlemi yapmadığı sürece görevden ayrılmak durumunda kalır.

33/a ve 50/d Arasındaki Karşılaştırmalı Farklar

33a 50d Temel Farkı

33/a ve 50/d Temel Farkı

İki kadro türü arasındaki farkları tek tek okumak yerine yan yana görmek, hangi statüde bulunulduğunu anlamayı kolaylaştırır. Aşağıdaki tablo, bağlılık, kadronun sahibi ve doktora sonrası durum gibi kriterleri karşılaştırmalı olarak özetler.

Kriter 33/a Araştırma Görevlisi 50/d Araştırma Görevlisi
Yasal dayanak 2547 sayılı Kanun m. 33/a 2547 sayılı Kanun m. 50/1-d
Atamanın amacı Hizmetin yürütülmesi Lisansüstü öğrenciye mali destek
Kadronun sahibi Atandığı üniversite Öğrencinin kayıtlı olduğu üniversite, YÖK çerçevesine bağlı
Süre Azami 3 yıl, yenilenebilir Öğrenim süresiyle sınırlı (yüksek lisansta 3, doktorada 6-7 yıl)
Doktora sonrası durum Görev kural olarak devam eder Ayrı bir atama olmadıkça ilişik kesilir
İş güvencesi riski Düşük Yüksek
Eğitimin başka kuruma aktarılması Doğrudan etkilemez Görevden ayrılma sonucu doğurabilir

Tablodan çıkan sonuç açıktır. 33/a, akademik personel kimliğini öne çıkaran ve süreklilik vaat eden bir kadrodur. 50/d ise öğrencilik kimliğini esas alan, eğitimin sonuna kadar geçerli bir destek mekanizmasıdır.

Hangi Durumda Hangi Kadro Tercih Edilir?

Üniversiteler, doktora sonrası kurumda kalmasını istedikleri, uzun vadeli akademik kadro planlaması yaptıkları kişiler için 33/a kadrosunu tercih eder. Bu kadro, özellikle asistanlık sürecinde başarılı olmuş ve ileride öğretim üyeliğine hazırlanan araştırmacılar için bir güvence niteliği taşır. 33/a ile atanan bir araştırma görevlisinin, ders yükü ve idari görevler bakımından kadroya bağlı sorumlulukları daha geniş yorumlanabilir.

50/d kadrosu ise 2017 sonrası dönemde neredeyse standart atama biçimi haline gelmiştir. Yeni bir araştırma görevlisi ilanına başvuran adayların büyük kısmı bu statüde işe başlar. Üniversite açısından 50/d’nin tercih edilme nedeni, kadronun öğrenim süresiyle otomatik olarak sona ermesi ve norm kadro planlamasını kolaylaştırmasıdır. Adaylar açısından bakıldığında ise 50/d, akademiye giriş için bir başlangıç noktası olsa da, tek başına kalıcı bir kariyer güvencesi sağlamaz.

50/d Kadrosunda Görevden Ayrılma ve Geri Çağrılma Riski

50d Araştırma Görevlisi Doktora Sonrası

50/d Araştırma Görevlisi Doktora Sonrası

50/d araştırma görevlisinin en somut dezavantajı, lisansüstü eğitimle doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklanır. Öğrencinin şu davranışları, kadronun ihdas amacına aykırı bir durum yaratabileceği için ilişik kesilmesine yol açabilir.

  • Danışman değiştirmesi.
  • Tez konusunu başka bir üniversiteye taşıması.
  • Yatay geçiş yapması.

Danıştay içtihadında da, 50/d kapsamındaki araştırma görevliliğinin kadronun ihdas amacına bağlı geçici bir görev olduğu, lisansüstü eğitimin azami öğrenim süresi içinde tamamlanamaması halinde kadroyla ilişiğin kesilmesinin hukuka uygun bulunduğu yönünde yerleşik bir uygulama vardır.[ref]Danıştay 8. Dairesi, E.2019/8237, K.2022/5374, 05.10.2022[/ref]

Doktora ya da sanatta yeterlik eğitimini tamamlayan 50/d araştırma görevlisi için otomatik bir 33/a’ya geçiş hakkı bulunmaz. Üniversite senatosunun belirlediği ve YÖK’ün onayladığı performans kriterlerine göre, doktora veya sanatta yeterlik eğitimini tamamlayanların en fazla %30’u doktor öğretim üyesi kadrosuna atanabilir. Diğerleri için görev, eğitimin bitişiyle birlikte sona erer. Bu noktada üniversitenin tesis ettiği işlemin hukuka uygunluğunun sorgulanması gerektiği durumlarda, idari işlemin iptali davası yoluna başvurulabilir.

50/d’den 33/a’ya Geçiş İmkanı

7437 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanuna eklenen geçici 84. madde, 9 Şubat 2023 tarihli ve 32099 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu düzenleme, tezli yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik eğitimine devam eden ya da bu eğitimi tamamlamış olan 50/d kapsamındaki araştırma görevlilerine, kadrosunun bulunduğu üniversite tarafından 33/a kapsamına geçiş imkanı tanımıştır. Tıp, diş hekimliği, eczacılık ve veterinerlik alanlarında uzmanlık eğitimi görenler bu geçişin kapsamı dışında tutulmuştur.

Geçiş talebinin, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılması ve 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu’nun 3. maddesindeki şartların sağlanması aranmıştır. Bu altı aylık başvuru süresi 2023 yazında sona ermiştir. Bugün itibarıyla aynı kapsamda yeni bir başvuru penceresi bulunmamaktadır. Buna karşılık benzer bir düzenlemenin tekrar gündeme gelme ihtimali, akademik camianın gündeminde güncelliğini korumaktadır.

33/a ve 50/d Farkının Pratikteki Görünümü

Bir araştırma görevlisinin kendi statüsünü öğrenmesi için en pratik yol, atama yazısında veya personel özlük dosyasında hangi madde ve fıkraya atıf yapıldığına bakmaktır. Kadronun 33/a mı yoksa 50/d mi olduğu, izin, atama, görevlendirme ve disiplin süreçlerinde farklı usul kurallarının uygulanmasına da yol açar. Akademik maaş ve ek ödeme unsurları bakımından iki statü arasında önemli bir fark bulunmamakla birlikte, unvan ve kıdeme göre değişen ücret kalemleri hakkında ayrıntılı bilgiye akademisyen maaşları başlıklı yazıdan ulaşılabilir.

Görevine haksız yere son verildiğini düşünen bir araştırma görevlisinin, işlemin tebliğinden itibaren yasal süre içinde idari başvuru ve dava haklarını kullanması gerekir. Sürecin usule uygun yürütülmesi, ilerideki bir idari işlemlere itiraz başvurusunun sonucunu doğrudan etkiler.

Sık Sorulan Sorular







33/a ve 50/d Araştırma Görevlisi Farkları Nedir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/33a-50d-arastirma-gorevlisi-farklari/feed/ 0
Etik İhlal Nedir? Türleri, Şikayet Süreci ve Sonuçları https://www.harbiyehukuk.com/etik-ihlal-nedir/ https://www.harbiyehukuk.com/etik-ihlal-nedir/#respond Mon, 05 Oct 2026 07:25:55 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/etik-ihlal-nedir/ Bir kamu görevlisinin, kanun ve yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilkelerine aykırı tutum, işlem veya eylemde bulunması etik ihlal olarak tanımlanır. Türkiye’de bu alanın temel dayanağı 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile buna dayanılarak çıkarılan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’tir. […]

Etik İhlal Nedir? Türleri, Şikayet Süreci ve Sonuçları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bir kamu görevlisinin, kanun ve yönetmeliklerle belirlenen etik davranış ilkelerine aykırı tutum, işlem veya eylemde bulunması etik ihlal olarak tanımlanır. Türkiye’de bu alanın temel dayanağı 5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile buna dayanılarak çıkarılan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’tir. Kanunun amacı, kamu görevlilerinin uyması gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik ve kamu yararını gözetme gibi ilkeleri belirlemek ve bu ilkelere uyumu izlemektir.[ref]5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması Hakkında Kanun, madde 1[/ref]

Etik ihlal iddiası, ilgili kamu görevlisinin unvanına göre ya Kamu Görevlileri Etik Kuruluna ya da kurumun yetkili disiplin kuruluna taşınır. Kanunun kapsamı geniştir.

Genel bütçeli daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar ve mahalli idareler bu kapsama girer. Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ile üniversiteler ise kanunun kapsamı dışında bırakılmıştır.

Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri Nelerdir?

Yönetmelik, 5 ila 22. maddeleri arasında kamu görevlilerinin uyması gereken davranış ilkelerini tek tek düzenler. Her ilke aynı zamanda bir etik ihlal türünün de sınırını çizer. Bir ilkeye aykırı davranış, kural olarak o ilkenin ihlali sayılır.

Aşağıdaki tablo, en sık başvurulan ilkeleri ve karşılık geldikleri madde numaralarını bir araya getirir.

İlke Yönetmelik Maddesi Özü
Kamu hizmeti bilinci Madde 5 Saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme
Dürüstlük ve tarafsızlık Madde 9 Ayrım yapmama, keyfilikten uzak durma, eşit muamele
Saygınlık ve güven Madde 10 Kamu hizmetine duyulan güveni zedelememe
Çıkar çatışmasından kaçınma Madde 13 Kişisel menfaat ile görev arasında mesafe koyma
Menfaat sağlama yasağı Madde 14 Görev, unvan ve yetkiyi kişisel çıkar için kullanmama
Hediye alma yasağı Madde 15 Tarafsızlığı etkileyebilecek hediyeyi reddetme
Kamu malının kullanımı Madde 16-17 Kamu kaynağını amacı dışında kullanmama, savurganlıktan kaçınma
Saydamlık ve katılımcılık Madde 19 Bilgi edinme hakkına saygı, kararlara katılımı kolaylaştırma
Mal bildirimi Madde 22 3628 sayılı Kanun uyarınca mal bildiriminde bulunma

Bu ilkelerin ortak paydası, kamu görevlisinin görevini yürütürken kişisel çıkarını değil kamu yararını esas almasıdır. Etik Kurulu, bir başvuruyu değerlendirirken somut olayın bu maddelerden hangisine aykırılık oluşturduğunu tek tek tespit eder.

Bir eylem birden fazla ilkeyi aynı anda ihlal edebilir. Örneğin ihaleye fesat karıştırmaya yönelik bir talep hem çıkar çatışması hem de menfaat sağlama yasağı kapsamında değerlendirilir.

Etik İhlal Türleri ve Örnekleri

Etik ihlaller, Yönetmelikte sayılan ilkelerin her birine aykırı davranış biçiminde ortaya çıkabilir. Aşağıdaki başlıklar, mevzuatta en sık karşılaşılan ihlal tiplerini bir araya getirir.

Çıkar Çatışması

Yönetmeliğin 13. maddesi çıkar çatışmasını doğrudan tanımlar.[ref]Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, madde 13[/ref] Buna göre çıkar çatışması, kamu görevlisinin görevini tarafsız biçimde yürütmesini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi görünen, kendisine, yakınlarına veya ilişkide bulunduğu kişi ve kuruluşlara sağlanan menfaatlerin bulunduğu durumdur.

“Çıkar çatışması; kamu görevlilerinin görevlerini tarafsız ve objektif şekilde icra etmelerini etkileyen ya da etkiliyormuş gibi gözüken ve kendilerine, yakınlarına, arkadaşlarına ya da ilişkide bulunduğu kişi ya da kuruluşlara sağlanan her türlü menfaati ve onlarla ilgili mali ya da diğer yükümlülükleri ve benzeri şahsi çıkarlara sahip olmaları halini ifade eder.”

Bir memurun, yakın akrabasının şirketiyle ilgili bir ihale sürecinde görev alması ya da bu şirket lehine bilgi paylaşması tipik bir çıkar çatışması örneğidir. Kamu görevlisi, çatışmanın farkına vardığı anda durumu üstlerine bildirmek ve menfaat kapsamına giren işlemden kendini uzak tutmakla yükümlüdür.

Hediye Kabul Etme ve Menfaat Sağlama

Yönetmeliğin 15. maddesi, kamu görevlisinin tarafsızlığını etkileyebilecek her türlü eşya ve menfaati hediye kapsamına alır ve kural olarak hediye almayı yasaklar. Görev yaptığı kurumla iş ilişkisi bulunan kişilerden alınan karşılama, veda veya kutlama hediyeleri, burs, ücretsiz seyahat ve konaklama bu yasağın kapsamındadır. Buna karşılık halka açık etkinliklerde kazanılan ödüller ile sembolik değeri bulunan tanıtım ürünleri yasak dışında tutulmuştur.

Görev ve Yetkinin Kişisel Çıkar İçin Kullanılması

Yönetmeliğin 14. maddesi, kamu görevlisinin görev, unvan ve yetkisini kendisi, yakınları veya üçüncü kişiler lehine menfaat sağlamak amacıyla kullanmasını yasaklar. Akraba, eş, dost veya hemşehri kayırmacılığı ile siyasal kayırmacılık bu maddenin kapsamına girer. Görev sırasında elde edilen gizli bilgilerin kişisel çıkar için kullanılması da aynı hükmün ihlali sayılır.

Kamu Kaynaklarının Kötüye Kullanılması ve Savurganlık

Kamu bina, taşıt ve diğer kaynaklarının kamusal amaç dışında kullanılması Yönetmeliğin 16. maddesiyle yasaklanmıştır. Aynı Yönetmeliğin 17. maddesi, mesai süresinin ve kamu kaynaklarının israf edilmeden, etkin ve tutumlu biçimde kullanılmasını öngörür. Resmi aracın özel işler için kullanılması ya da izinli gösterilerek harcırahtan yararlanılması bu başlığın somut örnekleri arasındadır.

Ayrımcılık, Kayırmacılık ve Gerçek Dışı Beyan

Yönetmeliğin 9. maddesi, kamu görevlisinin dil, din, felsefi inanç, siyasi düşünce, ırk ve cinsiyet gibi sebeplerle ayrım yapmasını, insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı davranışlarda bulunmasını yasaklar. Aynı madde, takdir yetkisinin keyfilikten uzak ve eşitlik ilkesine uygun kullanılmasını şart koşar. Yönetmeliğin 18. maddesi ise kamu görevlisinin yetkisini aşarak kurumunu bağlayan taahhütte bulunmasını ve gerçek dışı beyanat vermesini etik ihlal saymıştır.

Bildirim Yükümlülüğünün İhmali

Bir kamu görevlisinin, etik ilkelerle bağdaşmayan bir eylemden haberdar olmasına rağmen durumu yetkili makama bildirmemesi de Yönetmeliğin 12. maddesi çerçevesinde ayrı bir yükümlülük ihlalidir.[ref]Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, madde 12[/ref] Aynı madde, ihbarda bulunan kamu görevlisinin kimliğinin gizli tutulmasını ve kendisine zarar gelmemesi için tedbir alınmasını da güvence altına alır.

Etik İhlal Şikayeti Nasıl Yapılır?

Etik İhlal Şikayeti Kime Yapılır

Etik İhlal Şikayeti Kime Yapılır

5176 sayılı Kanunun 4. maddesi, başvuru mercisini kamu görevlisinin unvanına göre ikiye ayırır.[ref]5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması Hakkında Kanun, madde 4[/ref] En az genel müdür veya eşiti seviyedeki kamu görevlileri hakkındaki iddialar doğrudan Kamu Görevlileri Etik Kuruluna taşınır. Diğer kamu görevlileri için yapılan başvurular ise ilgili kurumun yetkili disiplin kurulunca, etik ilkelere aykırılık yönünden ayrıca değerlendirilir.

Başvuru, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre yapılır. Medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler başvuru sahibi olabilir. Kamu Görevlileri Etik Kurulu, başvuruları elektronik ortamda e-başvuru sistemi, e-posta veya posta yoluyla kabul eder.

Kurul şu nitelikteki başvuruları değerlendirmeye almaz.

  • Karalama amacı taşıyanlar.
  • Haklı bir gerekçeye dayanmayanlar.
  • Yeterli bilgi ve belge içermeyenler.

Yargı organında görülmekte olan ya da karara bağlanmış bir uyuşmazlık hakkında da Kurula veya disiplin kuruluna başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılırsa işlem durdurulur.

Kurul, kendisine ulaşan başvuruyu en geç üç ay içinde sonuçlandırmak zorundadır.

Etik İhlalin Disiplin Hukukuyla İlişkisi ve Farkı

Etik İhlal ile Disiplin Suçu Farkı

Etik İhlal ile Disiplin Suçu Farkı

Etik ihlal incelemesi ile disiplin soruşturması aynı olay üzerinden yürütülebilir, ancak ikisi farklı amaçlara hizmet eder. Kamu Görevlileri Etik Kurulu, bir eylemin etik ilkelere aykırı olup olmadığını tespit eder ve bu tespiti ilgili makama bildirir. Kurul doğrudan disiplin cezası veremez.

Cezayı, ilgili personel mevzuatı uyarınca yetkili disiplin amiri veya disiplin kurulu ayrıca değerlendirir.

5176 sayılı Kanunun 5. maddesi, Kurul tarafından yapılan inceleme ve araştırmanın genel hükümlere göre ceza kovuşturmasına veya tabi olunan personel kanunları hükümlerine göre disiplin kovuşturmasına engel oluşturmayacağını açıkça belirtir.[ref]5176 sayılı Kamu Görevlileri Etik Kurulu Kurulması Hakkında Kanun, madde 5[/ref] Aynı fiil için hem etik incelemesi hem disiplin soruşturması hem de -suç oluşturuyorsa- ceza soruşturması eş zamanlı yürüyebilir. Bu üç süreç birbirinden bağımsız sonuçlanır, birinin sonucu diğerini otomatik olarak bağlamaz.

Disiplin soruşturmasıyla ceza yargılamasının nasıl etkileştiği kamu görevlileri açısından ayrı bir teknik sorun oluşturur. Bu konu Ceza Yargılamasının Memur Disiplin Soruşturmasına Etkisi başlıklı yazıda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Etik İhlalin Sonuçları

Kurul, bir başvuruyu incelediğinde etik ilkelere aykırılık tespit ederse sonucu yazılı olarak ilgililere bildirir. Kararın kamuoyuna Resmi Gazete yoluyla duyurulmasını öngören hüküm, Anayasa Mahkemesinin 4.2.2010 tarihli ve E.2007/98, K.2010/33 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.[ref]Anayasa Mahkemesi, E.2007/98, K.2010/33, 4.2.2010 (RG 18.05.2010-27585)[/ref]

Bu nedenle güncel uygulamada tespit doğrudan kamuoyuna ilan edilmez, ilgili makama bildirimle sınırlı kalır. Bildirim üzerine somut yaptırımı belirleme yetkisi, ilgili kurumun disiplin mercilerine aittir.

Etik ihlal oluşturan fiil, aynı zamanda tabi olunan personel mevzuatına göre bir disiplin suçu tanımına da uyuyorsa disiplin cezası uygulanabilir. Fiil, Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç oluşturuyorsa -örneğin rüşvet veya zimmet gibi- ayrıca ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülür.

Bir kamu görevlisinin aynı olay nedeniyle üç ayrı süreçle karşılaşması ilk bakışta ağır görünebilir. Oysa bu, hukuk düzeninin idari, disiplin ve ceza sorumluluğunu birbirinden bağımsız üç ayrı güvence olarak kurgulamasının doğal sonucudur.

Kamu görevlisi hakkında yürütülen bir etik veya disiplin sürecinde hak kaybı yaşanmaması için sürecin başından itibaren usule uygun savunma yapılması önem taşır. Bu noktada idare hukuku avukatı desteği almak, ilgili kişinin hem Kurul nezdindeki hem de disiplin kurulu nezdindeki haklarını korumasına yardımcı olur.

Etik İhlal Hakkında Sık Sorulan Sorular

Etik ihlal iddialarıyla karşılaşan kamu görevlileri ve vatandaşların en çok sorduğu sorular aşağıda yanıtlanmıştır.

Etik İhlal Nedir? Türleri, Şikayet Süreci ve Sonuçları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/etik-ihlal-nedir/feed/ 0
Cezaevi Yemek Bedeli Ödeme Emri ve İptal Davası https://www.harbiyehukuk.com/cezaevi-yemek-bedeli-odeme-emri-ve-iptal-davasi/ https://www.harbiyehukuk.com/cezaevi-yemek-bedeli-odeme-emri-ve-iptal-davasi/#respond Wed, 30 Sep 2026 11:07:31 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/cezaevi-yemek-bedeli-odeme-emri-ve-iptal-davasi/ Cezaevi yemek bedeli, bir hükümlünün ceza infaz kurumunda kaldığı süre boyunca beslenme giderinin karşılığı olarak kendisinden istenen tutardır ve halk arasında yiyecek bedeli veya iaşe bedeli olarak da anılır. Bu bedelin herkesten değil, yalnızca ödeme gücü bulunduğu araştırmayla ortaya konan mahkumlardan istenebileceği çoğu zaman gözden kaçar. Ödeme emri elinize ulaştığında bu araştırmanın yapılıp yapılmadığını kontrol […]

Cezaevi Yemek Bedeli Ödeme Emri ve İptal Davası yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Cezaevi yemek bedeli, bir hükümlünün ceza infaz kurumunda kaldığı süre boyunca beslenme giderinin karşılığı olarak kendisinden istenen tutardır ve halk arasında yiyecek bedeli veya iaşe bedeli olarak da anılır. Bu bedelin herkesten değil, yalnızca ödeme gücü bulunduğu araştırmayla ortaya konan mahkumlardan istenebileceği çoğu zaman gözden kaçar. Ödeme emri elinize ulaştığında bu araştırmanın yapılıp yapılmadığını kontrol etmek borcun akıbetini belirler.

Cezaevi Yemek Bedelinin Yasal Dayanağı

Yemek bedeli, 1934 tarihli 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkumlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanun‘a dayanır. Kanunun 2. maddesi, her mahkumun cezaevinde bulunduğu müddetçe yiyecek bedelini ödemekle mecbur olduğunu düzenler[ref]2548 sayılı Kanun m.2[/ref].

Bu bedel bir para cezası değildir. Devletin sunduğu bir hizmetin bedelinin geri istenmesine dayanan, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun[ref]6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun[/ref] kapsamında takip edilen idari bir kamu alacağıdır.

Cezaevi Yemek Bedelinin Yasal Dayanağı

Cezaevi Yemek Bedelinin Yasal Dayanağı

Yemek Bedelinin Hesaplanması ve Tahakkuk Süreci

Yiyecek bedelinin ilk hesabını cezaevi idaresi yapar. 2548 sayılı Kanun’a göre bu bedel her altı ayda bir bordro düzenlenerek tahakkuk ettirilir. Mahkumiyeti altı aydan kısa olanlar için bordro, salıverilme tarihinden bir hafta önce hazırlanır.

Düzenlenen bordronun mahkuma tebliğ edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Tebliğden sonra ödeme yapılmazsa dosya, ödeme gücü araştırması için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık bu araştırmayı tamamladıktan sonra borç, tahsil edilmek üzere ilgili vergi dairesine veya malmüdürlüğüne aktarılır.

Yemek Bedelini Ödemekle Yükümlü Olmayanlar

2548 sayılı Kanun, bu bedelden muaf tutulacak kişileri açıkça sayar. Yargılaması süren ve henüz kesinleşmiş bir mahkumiyeti bulunmayan tutuklulardan, masumiyet karinesi gereği yemek bedeli istenmez.

Cezaevi bünyesindeki iş yurtlarında çalışarak emek harcayan hükümlülerden de bu bedel alınmaz. Üçüncü ve en sık başvurulan muafiyet ise ödeme gücü bulunmadığı araştırmayla tespit edilen mahkumlara tanınır.

Durum Yemek Bedeli Yükümlülüğü
Tutuklu (mahkumiyeti kesinleşmemiş) Yok
İş yurdunda çalışan hükümlü Yok
Ödeme gücü araştırmayla olmadığı tespit edilen hükümlü Yok
Ödeme gücü bulunan hükümlü Var
Yemek Bedelini Ödemekle Yükümlü Olmayanlar

Yemek Bedelini Ödemekle Yükümlü Olmayanlar

Ödeme Gücü Araştırmasının Borcun Ön Şartı Olması

2548 sayılı Kanun’un 2. maddesinin üçüncü fıkrası, ödenmeyen bordrolar için Cumhuriyet Başsavcılığının, mahkumun ikametgahındaki belediye veya kaymakamlık aracılığıyla ödeme gücünü tahkik etmesini emreder[ref]2548 sayılı Kanun m.2/3[/ref]. Bu araştırma isteğe bağlı bir formalite değil, borcun hukuken doğması için aranan bir ön şarttır.

Önemli: Ödeme gücü araştırması yapılmadan düzenlenen bir bordro, tahsil aşamasına geçse dahi hukuka aykırı kabul edilir.

Bu ilke yalnızca kanun metninde kalmıyor, idare mahkemesi kararlarına da yansıyor. Samsun 2. İdare Mahkemesi, savcılık araştırması yapılmadan tahakkuk ettirilen bir yemek bedeli işlemini şu gerekçeyle iptal etmiştir:

“…davacının borcu ödemeye muktedir olup olmadığının tespitine yönelik tahakkuku yapan idare tarafından hiçbir araştırma yapılmadığı, kamu borcunun usulüne uygun olarak doğmadığı kanaatine varılmıştır.” (Samsun 2. İdare Mahkemesi, E. 2023/1072, K. 2024/526, T. 30.04.2024, kesin)

Ödeme Gücü Araştırmasının Borcun Ön Şartı Olması

Ödeme Gücü Araştırmasının Borcun Ön Şartı Olması

Savcılık Araştırması Yapılmadan Gönderilen Ödeme Emrine İtiraz Yolları

Araştırma eksikliğini fark eden bir mahkumun elinde, sürecin hangi aşamasında olduğuna göre değişen birkaç yol bulunur. Bordro henüz cezaevindeyken de, ödeme emri elinize ulaştıktan sonra da itiraz mümkündür.

  • Bordro aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçeyle ödeme gücü araştırması talep edilir.
  • Araştırma yapılmadan dosya malmüdürlüğüne gönderildiyse infaz hakimliğine şikayet yoluna gidilir.
  • Ödeme emri tebliğ edildiyse idare mahkemesinde iptal davası açılır.
  • Dava öncesi, dava açma süresini durduran Kamu Denetçiliği Kurumuna başvuru seçeneği değerlendirilebilir.

Bordro Aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığına Başvuru

Cezaevindeyken kendisine bordro tebliğ edilen mahkum, ikametgahının bağlı olduğu Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak ödeme gücünün bulunmadığının araştırılmasını talep edebilir. Dilekçeye bordronun bir örneği eklenir. Araştırma olumlu sonuçlanırsa bordro, tahsil edilmeden cezaevine geri gönderilir.

Savcılık İşlemine Karşı İnfaz Hakimliğine Şikayet

Mali durum araştırması yaptırılmadan bordronun tahsil için malmüdürlüğüne gönderildiğini öğrenen ve henüz ödeme emri almamış bir mahkum, bu işleme karşı infaz hakimliğine şikayet yoluna başvurabilir. Bu adım, ödeme emri kesinleşmeden sürecin durdurulabilmesi açısından değerlidir.

Ödeme Emrinin İptali İçin İdare Mahkemesine Dava

Ödeme emri tebliğ edildikten sonraki savunma, önce ilgili malmüdürlüğüne yazılan bir dilekçeyle başlayabilir. İdarenin ret cevabı veya sessiz kalması üzerine ödeme emrinin iptali istemiyle idare mahkemesinde dava açılır. Uygulamada en sık kabul gören dava gerekçesi, savcılığın ödeme gücü araştırmasını hiç yapmamış veya eksik yapmış olmasıdır.

Dava Öncesi Kamu Denetçiliği Kurumuna (KDK) Başvuru Seçeneği

İdareye yapılan itirazın reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde, dava açmadan önce Kamu Denetçiliği Kurumuna başvurmak da bir seçenektir. 6328 sayılı Kanun’un 17/8. maddesi uyarınca bu başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur[ref]6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu m.17/8[/ref].

İpucu: KDK’ya başvuru ücretsizdir, e-Devlet üzerinden yapılabilir ve kurul altı ay içinde karar veremezse dava açma süresi kaldığı yerden yeniden işlemeye başlar.

Ödeme Emrinin İptali Davasında Süre ve Yetkili Mahkeme

Ödeme emrine karşı iptal davası, tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde açılmalıdır[ref]6183 sayılı Kanun m.58[/ref]. Yemek bedeli bir vergi alacağı değil idari bir kamu alacağı sayıldığından dava, vergi mahkemesine değil idare mahkemesine yöneltilir.

Uyarı: Bu süre kaçırıldığında ödeme emri kesinleşir ve haciz işlemleri önündeki en etkili engel ortadan kalkar.

Yemek Bedeli Ödenmezse Karşılaşılacak Yaptırımlar

Haciz ve Gecikme Zammı Riski

Süresinde ödenmeyen veya iptali istenmeyen yemek bedeli borcu için vergi dairesi, 6183 sayılı Kanun çerçevesinde zorla tahsil sürecini başlatabilir. Banka hesaplarına e-haciz konulması, araç ve taşınmazlara haciz şerhi işlenmesi bu sürecin en sık görülen sonuçlarıdır. Vadesinde ödenmeyen tutara ayrıca gecikme zammı işletilir.

Yemek Bedeli Borcu Nedeniyle Hapis Cezası veya Denetimli Serbestlik İhlali Söz Konusu Mu?

Yemek bedeli borcunun ödenmemesi kişinin yeniden hapse girmesine yol açmaz, çünkü bu bir amme alacağıdır ve Türk Ceza Kanunu anlamında bir suç değildir. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinde sayılan denetimli serbestlik yükümlülükleri arasında yemek bedelinin ödenmesi yer almadığından, bu borç nedeniyle denetimli serbestlik de iptal edilmez.

Tek istisna, ödeme emri tebliğ edilen borçlunun on beş gün içinde ne borcu ödemesi ne de mal bildiriminde bulunmasıdır. Bu durumda 6183 sayılı Kanun’un 60. maddesi uyarınca, mal bildiriminde bulununcaya kadar ve üç ayı geçmemek üzere bir defaya mahsus tazyik hapsi uygulanabilir[ref]6183 sayılı Kanun m.60[/ref].

Cezaevi Yemek Bedeli Borcunda Zamanaşımı Süresi

2548 sayılı Kanun’un 2. maddesinin beşinci fıkrasına göre yemek bedelinden doğan alacaklar, mahkumiyetin hitamı tarihinden itibaren beş yıllık zamanaşımına tabidir[ref]2548 sayılı Kanun m.2/5[/ref]. Bu süre geçtikten sonra idare, borcu cebren tahsil edemez ve borçlu zamanaşımı def’ini ileri sürerek ödemeden kaçınabilir.

Cezaevi Yemek Bedeli Borcunda Zamanaşımı Süresi

Cezaevi Yemek Bedeli Borcunda Zamanaşımı Süresi

Harbiye Hukuk Bürosu Cezaevi Yemek Bedeli Ödeme Emri İptali Hizmeti

Harbiye Hukuk Bürosu, cezaevi yemek bedeli dosyalarında savcılık aşamasından idare mahkemesindeki iptal davasına kadar sürecin tamamını takip eder. Ödeme gücü araştırmasının usulüne uygun yapılıp yapılmadığı dosya üzerinden incelenir, gerektiğinde infaz hakimliğine şikayet veya idare mahkemesine iptal davası hazırlanır.

On beş günlük dava açma süresinin kaçırılması çoğu zaman geri dönüşü zor bir haciz sürecini başlatır. Ödeme emrini elinize aldığınız andan itibaren süreci bir avukatla değerlendirmeniz, borcun usulüne uygun doğup doğmadığının doğru tespiti açısından önem taşır.

Bilgi: Ödeme emrinizin tebliğ tarihini ve varsa savcılık araştırma evrakını elinizde bulundurmanız, ilk değerlendirmeyi hızlandırır.

Cezaevi yemek bedeli ödeme emrinize itiraz etmek veya süresi içinde iptal davası açmak için Harbiye Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilir, dosyanızı uzman bir avukatla değerlendirebilirsiniz.

Cezaevi Yemek Bedeli Hakkında Sık Sorulan Sorular









Cezaevi Yemek Bedeli Ödeme Emri ve İptal Davası yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/cezaevi-yemek-bedeli-odeme-emri-ve-iptal-davasi/feed/ 0
Danıştay Nedir? İdari Yargıdaki Görevleri ve Yapısı https://www.harbiyehukuk.com/danistay-nedir-gorevleri/ https://www.harbiyehukuk.com/danistay-nedir-gorevleri/#respond Sat, 26 Sep 2026 07:40:29 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/danistay-nedir-gorevleri/ Danıştay nedir sorusunun kısa cevabı, onun Türkiye idari yargı sisteminin en üst yargı organı olduğudur. Danıştay, idarenin işlem ve eylemlerini hukuka uygunluk yönünden denetler. Anayasanın 155. maddesi Danıştayı, idari mahkemelerce verilen kararların son inceleme mercii olarak tanımlar ve bazı davalara ilk ve son derece mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevlendirir. Kurumun yetkileri tek bir işlevle sınırlı değildir, […]

Danıştay Nedir? İdari Yargıdaki Görevleri ve Yapısı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Danıştay nedir sorusunun kısa cevabı, onun Türkiye idari yargı sisteminin en üst yargı organı olduğudur. Danıştay, idarenin işlem ve eylemlerini hukuka uygunluk yönünden denetler. Anayasanın 155. maddesi Danıştayı, idari mahkemelerce verilen kararların son inceleme mercii olarak tanımlar ve bazı davalara ilk ve son derece mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevlendirir. Kurumun yetkileri tek bir işlevle sınırlı değildir, yargı görevinin yanında yürütmeye danışmanlık yapar, idari uyuşmazlıkları çözer ve kendi içindeki kararlar arasında birlik sağlar.

Danıştay Nedir, Anayasal Konumu Nedir?

Danıştay, idari yargı kolunun en üst derece mahkemesidir ve doğrudan Anayasa ile kurulmuştur. Anayasanın 155. maddesine göre Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir, kanunla gösterilen belli davalara ise ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Aynı madde Danıştayın davaları görmek, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında iki ay içinde düşüncesini bildirmek, idari uyuşmazlıkları çözmek ve kanunla gösterilen diğer işleri yapmakla görevli olduğunu belirtir.[ref]Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.155, mevzuat.gov.tr[/ref]

Kurumun işleyiş esasları 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile düzenlenmiştir. Kanunun 2. maddesi Danıştayın bağımsız olduğunu, yönetim ve temsilinin Danıştay Başkanına ait bulunduğunu, yürütmeyle ilgili işlerinin ise Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla yürütüldüğünü hükme bağlar. Bu bağımsızlık, Danıştay üyelerinin görev güvencesi ve teminatıyla desteklenir.

Danıştayın Kurumsal Yapısı ve Daire Sayısı

Danıştay Kanununun 13. maddesi, kurumun nihai yapısını dokuzu dava dairesi, biri idari daire olmak üzere on daire olarak öngörür. Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur, heyetler bir başkan ve dört üyenin katılımıyla toplanıp salt çoğunlukla karar verir. Dairelerde ayrıca yeteri kadar tetkik hakimi ve bir yazı işleri müdürlüğü görev yapar.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.13, mevzuat.gov.tr[/ref]

Bu on daireli yapı henüz tam olarak uygulamaya geçmemiştir, kanun buraya kademeli bir geçiş süreciyle ulaşılmasını öngörmüştür. Sürecin başladığı 2016 yılında kanuni daire sayısı on yediydi, çünkü 2014 yılındaki düzenlemeyle sayı on beşi dava ikisi idari daire olmak üzere on yediye çıkarılmıştı. Başkanlık Kurulu, iş durumunu ve ihtiyaçları gözeterek zaman içinde daireleri kapatmakta ve iş bölümünü yeniden belirlemektedir.

Daire Sayısının On Yediden On’a İndirilme Süreci

2575 sayılı Kanunun geçici 27. maddesinin 13. fıkrası, Başkanlık Kuruluna daire sayısını 13. maddede öngörülen sayıya indirme yükümlülüğü verir. Bu geçiş süresi 2016 yılındaki ilk düzenlemede üç yıl olarak belirlenmiş, sonraki değişikliklerle önce altı, ardından on yıla çıkarılmış ve 16 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanunla on dört yıla uzatılmıştır.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu geçici m.27/13 ve dipnotları, mevzuat.gov.tr[/ref] Kapatılan dairelerin başkan, üye ve tetkik hakimlerinin nereye görevlendirileceğine yine Başkanlık Kurulu karar verir ve bu kararlar Resmi Gazetede yayımlanır.

Aynı geçici maddenin 17. fıkrası, meslek mensubu kadro sayısı doksana düşünceye kadar boşalan her iki üyelik için bir üye seçimi yapılacağını öngörmüştü. 7589 sayılı Kanunla eklenen cümle, bu kuralın 23 Temmuz 2030 tarihine kadar uygulanmayacağını hükme bağlamış ve kadro azaltma sürecini de aynı takvime bağlamıştır. Uygulamada bu, önümüzdeki yıllarda Danıştay daire sayısında görülecek değişikliklerin tek seferde değil, Başkanlık Kurulu kararlarıyla aşamalı olarak gerçekleşeceği anlamına gelir.

Danıştayın Karar Organları ve Kurulları

Danıştay, tek bir kurul üzerinden değil birbirinden farklı işlevlere sahip birden çok organ üzerinden çalışır. Kanunun 5. maddesi bu organları daireler, Danıştay Genel Kurulu, İdari İşler Kurulu, İdari Dava Daireleri Kurulu, Vergi Dava Daireleri Kurulu, İçtihatları Birleştirme Kurulu, Başkanlar Kurulu, Başkanlık Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Disiplin Kurulu olarak sayar. Kurulların bir kısmı doğrudan yargısal işlev görürken bir kısmı idari ve danışma işlevi taşır.

  • Danıştay Genel Kurulu: Kanunla verilen seçim görevlerini yerine getirir, içtüzük ve yönetmelikleri kabul eder.
  • İdari İşler Kurulu: İmtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini inceler, idari daireler arası görev uyuşmazlıklarını çözer.
  • İdari Dava Daireleri Kurulu: İdare mahkemelerinin ısrar kararlarını ve idari dava dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararları temyizen inceler.
  • Vergi Dava Daireleri Kurulu: Aynı işlevi vergi mahkemeleri ve vergi dava daireleri için yürütür.
  • İçtihatları Birleştirme Kurulu: Dava daireleri veya kurullar arasında ortaya çıkan karar aykırılıklarını gidererek içtihat birliğini sağlar.
  • Başkanlar Kurulu: Danıştay Başkanının başkanlığında Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanlarından oluşur.

İdari Dava Daireleri Kurulu, idari dava dairelerinin başkanları ile her daireden Başkanlık Kurulunca iki yıl için görevlendirilen iki asıl ve iki yedek üyeden oluşur. Vergi Dava Daireleri Kurulunda ise her daireden görevlendirilen üye sayısı üç asıl ve üç yedektir. Toplantı ve görüşme yeter sayısı İdari Dava Daireleri Kurulu için on beş, Vergi Dava Daireleri Kurulu için on birdir.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.17, mevzuat.gov.tr[/ref]

Bir dairede karara katılmış üyenin kurul aşamasında görev alamayacağı kuralı da aynı maddede yer alır. Bu yasak, dava dairelerinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararların incelenmesinde ve iki dava dairesinin birlikte yaptığı toplantıda verilen kararların incelenmesinde uygulanır.

Kurullar ve Yeter Sayıları

Danıştay Başkanlık Kurulu ve Üyelerin Seçim Usulü

Danıştay Başkanlık Kurulu, Başkanlar Kurulundan farklı bir organdır ve daire kapatma, iş bölümü belirleme gibi idari nitelikli kararları alır. Kurul, Danıştay Başkanının başkanlığında üçü daire başkanı üçü Danıştay üyesi olmak üzere altı asıl ve ikisi daire başkanı ikisi üye olmak üzere dört yedek üyeden oluşur. Asıl ve yedek üyeler Danıştay Genel Kurulunca iki yıllığına seçilir ve aynı daireden birden fazla kişi Kurula seçilemez.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.19/A ve m.19/B, mevzuat.gov.tr[/ref]

Danıştay üyeliğine seçim usulü Anayasada doğrudan düzenlenmiştir. Üyelerin dörtte üçü, birinci sınıf idari yargı hakim ve savcıları ile bu meslekten sayılanlar arasından Hakimler ve Savcılar Kurulunca, dörtte biri ise nitelikleri kanunda belirtilen diğer görevliler arasından Cumhurbaşkanınca seçilir. Danıştay Kanununun 9. maddesi, üyelerin on iki yıl için seçildiğini ve bir kimsenin iki defa Danıştay üyesi seçilemeyeceğini ekler.

Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanları ise kendi üyeleri arasından Genel Kurulca, üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla dört yıllığına seçilir. Başkan ve Başsavcı seçilebilmek için altı yıl, başkanvekili ve daire başkanı seçilebilmek için üç yıl Danıştay üyeliği yapmış olmak zorunludur. Görev süresi dolan isimler yeniden seçilebilir, bu da kurumdaki tecrübe birikiminin korunmasını sağlar.

Danıştayın Üç Temel Görevi

Danıştay Kanununun 23. maddesi kurumun görevlerini tek tek sayar. Bu görevler üç ana eksende toplanabilir: yargı görevi, danışma görevi ve inceleme görevi. Her eksenin kapsamı ve muhatabı farklıdır, bir dava dosyasıyla Danıştaya giden uyuşmazlık ile yürütmenin görüş istediği bir imtiyaz sözleşmesi aynı kurum tarafından fakat farklı usullerle değerlendirilir.

Görev türü Kapsamı Yasal dayanak
Yargı görevi İlk derece mahkemesi olarak bakılan davalar ile idare ve vergi mahkemesi kararlarının temyiz incelemesi 2575 sayılı Kanun m. 23/a-b, 24, 25
Danışma görevi Kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirme 2575 sayılı Kanun m. 23/d, 46 ve Anayasa m. 155
İnceleme görevi İçtihat aykırılıklarının giderilmesi, disiplin ve görev uyuşmazlıklarının çözümü 2575 sayılı Kanun m. 18, 39, 46

Bu üçlü yapı, Danıştayı yalnızca bir temyiz mahkemesi olmaktan çıkarır. Kurum aynı zamanda yürütmenin hukuki danışmanı ve kendi içtihadının bekçisidir. Bu iki işlev, yargı görevinden ayrı organlar olan İdari İşler Kurulu ve İçtihatları Birleştirme Kurulu eliyle yürütülür.

Danıştayın Üç Temel Görevi

İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla Baktığı Davalar

Danıştay, her idari uyuşmazlığa ilk derece mahkemesi olarak bakmaz, bu yetki kanunla sınırlı bir dava grubuna hasredilmiştir. 2575 sayılı Kanunun 24. maddesi, Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakacağı davaları tek tek sayar. Bunlar arasında Cumhurbaşkanı kararlarına, Cumhurbaşkanınca çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri dışındaki düzenleyici işlemlere ve bakanlıklar ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlerine karşı açılan iptal ve tam yargı davaları yer alır.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24, mevzuat.gov.tr[/ref]

Aynı madde kapsamına, birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işler ile Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı açılan davalar da girer. Ayrıca belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatını kaybetmesine ilişkin istemler doğrudan Danıştayca incelenir. Bu davalarda Danıştay, bir üst mahkeme değil doğrudan yargılamayı yapan mahkeme sıfatıyla hareket eder.

İlk derece davalarının dava dairelerine dağılımı kanunun 27 ila 37. maddelerinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir, her dairenin hangi konularda görevli olduğu iş bölümü kararlarıyla netleştirilir. Bir idari işleme karşı doğrudan idare mahkemesinde değil Danıştayda dava açılması gerekip gerekmediğini belirlemek, davanın görev yönünden reddedilmemesi için kritik bir adımdır. Bu ayrımın hangi somut olayda nasıl işlediği idari dava nasıl açılır başlıklı yazıda ayrıca ele alınmıştır.

Temyiz Mercii Olarak Danıştayın Rolü

Danıştayın en yaygın bilinen işlevi, idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarını temyizen incelemektir. 2575 sayılı Kanunun 25. maddesine göre idare ve vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar ile Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalara ilişkin nihai kararlar Danıştayda temyiz yoluyla incelenir. Bu inceleme, dosyanın yeniden baştan görülmesi anlamına gelmez.

2016 yılında 6723 sayılı Kanunla eklenen hükümle Danıştayın temyiz mercii olarak görevi açıkça sınırlandırılmıştır. Kanunun 23. maddesine göre bu görev, bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması şeklinde ortaya çıkan hukuka aykırılıkların denetimiyle sınırlıdır. Delil takdiri veya maddi vakıanın yeniden değerlendirilmesi kural olarak temyiz aşamasının konusu değildir.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.23/a (Ek cümle: 1/7/2016-6723/6 md.), mevzuat.gov.tr[/ref]

Temyiz incelemesi, dosyanın niteliğine göre ya ilgili dava dairesi ya da İdari Dava Daireleri Kurulu veya Vergi Dava Daireleri Kurulu tarafından yürütülür. İdare mahkemelerinin ısrar kararları doğrudan bu kurullar önüne gelir. Bölge idare mahkemesi aşamasından geçen dosyaların Danıştaya taşınma koşulları farklı bir konudur ve bu ayrım idari yargıda istinaf mahkemesi yazısında ayrıca açıklanmıştır.

Danışma ve İnceleme Görevleri

Danıştayın yargı dışındaki en somut görevi, kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında görüş bildirmektir. Anayasanın 155. maddesi bu görüşün iki ay içinde verilmesi gerektiğini açıkça belirtir. Kanunun 46. maddesine göre bu inceleme İdari İşler Kurulu tarafından yapılır ve kurul, kanunlarda kendisinde görüşüleceği yazılı olan diğer işleri de karara bağlar.

Danıştayın geçmişte kanun ve tüzük tasarıları hakkında görüş bildirme görevi de bulunuyordu. Ancak 2018 yılında yürütmenin başkanlık sistemine geçmesiyle Bakanlar Kurulu ve buna bağlı tüzük çıkarma yetkisi ortadan kalkmış, 2/7/2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Danıştay Kanununun 23. maddesindeki ilgili bentler yürürlükten kaldırılmıştır. Bugün Danıştayın danışma görevi esas itibarıyla imtiyaz sözleşmeleriyle sınırlı hale gelmiştir.

İnceleme görevinin en belirgin örneği İçtihatları Birleştirme Kuruludur. Dava daireleri veya idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları arasında ya da birbirleriyle aykırılık görülmesi halinde, Danıştay Başkanının havalesi üzerine ve Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra bu Kurul devreye girer. Kurulun toplanma ve görüşme yeter sayısı en az otuz birdir ve bu yüksek sayı, içtihat birleştirme kararlarının geniş bir mutabakatla alınmasını sağlar.[ref]2575 sayılı Danıştay Kanunu m.18 ve m.39, mevzuat.gov.tr[/ref]

Bir idari işlemin iptali istemiyle açılan davada yürütmenin durdurulmasının talep edilip edilemeyeceği ise ayrı bir usul sorunudur ve yürütmenin durdurulması kararı ve şartları başlıklı yazıda ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Danıştayı ilgilendiren bir uyuşmazlıkta hangi dairenin ya da kurulun görevli olduğunu, davanın ilk derece mi yoksa temyiz aşamasında mı görüleceğini doğru tespit etmek sürecin başında yapılması gereken en önemli değerlendirmedir. Bu tür idari uyuşmazlıklarda idare hukuku avukatı desteği almak, görev ve süre hatalarından kaynaklanan hak kayıplarını önler.

Sıkça Sorulan Sorular

Danıştay Nedir? İdari Yargıdaki Görevleri ve Yapısı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/danistay-nedir-gorevleri/feed/ 0
4/B Sözleşmeli Personel Nedir? Hakları ve Kadroya Geçiş https://www.harbiyehukuk.com/4b-sozlesmeli-personel/ https://www.harbiyehukuk.com/4b-sozlesmeli-personel/#respond Sat, 26 Sep 2026 07:40:26 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/4b-sozlesmeli-personel/ 4/B sözleşmeli personel, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu‘nun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına dayanılarak kamu kurumlarında mali yılla sınırlı bir sözleşmeyle çalıştırılan, memur veya işçi sayılmayan kamu görevlisidir. Kanun bu istihdam şeklini, kalkınma planı ve yıllık programlarda yer alan önemli projelerin yürütülmesi için özel meslek bilgisi gerektiren, zaruri hallere münhasır işlerde öngörmüştür. Uygulamada sağlık, eğitim, […]

4/B Sözleşmeli Personel Nedir? Hakları ve Kadroya Geçiş yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
4/B sözleşmeli personel, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu‘nun 4 üncü maddesinin (B) fıkrasına dayanılarak kamu kurumlarında mali yılla sınırlı bir sözleşmeyle çalıştırılan, memur veya işçi sayılmayan kamu görevlisidir. Kanun bu istihdam şeklini, kalkınma planı ve yıllık programlarda yer alan önemli projelerin yürütülmesi için özel meslek bilgisi gerektiren, zaruri hallere münhasır işlerde öngörmüştür. Uygulamada sağlık, eğitim, mühendislik ve teknik hizmet alanlarında yaygın biçimde başvurulan bu istihdam türü, memur (4/A) statüsünden farklı bir hukuki rejime tabi olduğu için hem çalışma koşulları hem de kadroya geçiş süreçleri bakımından ayrı bir incelemeyi gerekli kılar.[ref]657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.4/B, mevzuat.gov.tr[/ref]

4/B Sözleşmeli Personelin Yasal Dayanağı

Kamu hizmetlerinin hangi statüdeki personel eliyle yürütüleceği 657 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde düzenlenir. Madde, kamu hizmetlerinin memur, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçi eliyle gördürüleceğini sayar, ancak geçici personele ilişkin (C) bendi 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmış ve bu düzenleme 7079 sayılı Kanunla aynen kabul edilmiştir. Sözleşmeli personel, maddenin (B) fıkrasında “işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlisi” olarak tanımlanır ve istihdamın esas ve usulleri Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir.

Sözleşmeli personel seçimindeki sınav esasları, ücretlerin üst sınırı, iş sonu tazminatı, izinler, pozisyon unvanları ve sözleşme fesih halleri, Cumhurbaşkanı kararıyla yürürlüğe konan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar üzerinden somutlaştırılır. Bu esaslar memurlara uygulanan bazı hükümlerle benzerlik taşısa da, sözleşmeli personeli 4/A hükümlerinden ayrı bir konuma yerleştirir. 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Kanun’la madde 4/B’ye eklenen fıkra, sözleşmeli istihdamın kapsamını genişletmiş ve kadroya geçiş için ilk kez kalıcı bir mekanizma getirmiştir.

Sözleşmeli Personel İstihdamının Kapsamı ve Şartları

4/B kapsamında çalıştırma, kural olarak geçici nitelikte, özel meslek bilgisi ve ihtisas gerektiren işlerle sınırlıdır ve pozisyonlar Cumhurbaşkanınca ihdas edilir. 19/1/2023 tarihli değişiklikle bu kurala bir istisna getirilmiş, Cumhurbaşkanınca belirlenecek pozisyon unvanlarında işin geçici olması şartı aranmaksızın da sözleşmeli personel istihdam edilebilmesi mümkün kılınmıştır. Bu değişiklik, sağlık ve eğitim başta olmak üzere birçok kurumda sözleşmeli istihdamı fiilen kalıcı bir çalışma biçimine dönüştürmüştür.

Sözleşme süresi mali yılla sınırlıdır ve her yıl yeniden düzenlenir, bu yönüyle memur kadrosundaki süresiz atamadan ayrılır. Sözleşmeli personel, görevde yükselme veya unvan değişikliği sınavına girerek üst göreve atanma imkanına memur gibi doğrudan sahip değildir. Yer değiştirme hakları da kural olarak sınırlıdır ve pozisyonun vizeli olduğu il ile bağlıdır.

4/B Sözleşmeli Personel ile 4/A Memur Arasındaki Farklar

İki istihdam şekli arasındaki farklar, çalışma süresinden mali haklara kadar birçok noktada kendini gösterir. Aşağıdaki tablo, iki statünün temel özelliklerini 657 sayılı Kanun hükümleri esas alınarak karşılaştırır.

Kriter 4/A Memur 4/B Sözleşmeli Personel
Yasal dayanak 657 sayılı Kanun m.4/A 657 sayılı Kanun m.4/B
Atama veya sözleşme süresi Süresiz kadro ataması Mali yılla sınırlı sözleşme
Görevine son verilmesi Kanunda sayılan haller dışında görevine son verilemez Sözleşme feshedilebilir veya yenilenmeyebilir
Sigortalılık 5510 sayılı Kanun m.4/1-c kapsamında kamu görevlisi sigortalısıdır Aynı şekilde m.4/1-c kapsamında kamu görevlisi sigortalısıdır
Yer değiştirme Naklen atama hakkı mevcuttur Pozisyonun vizeli olduğu yerle sınırlıdır
Görevde yükselme Sınavla üst unvana atanabilir Görevde yükselme sınavına tabi değildir
Disiplin rejimi 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümleri uygulanır Memura ait disiplin hükümleri aynen uygulanır, ağır hallerde sözleşme feshedilir
Kadroya geçiş Uygulanmaz, zaten kadroludur Belirli şart ve sürelerle memur kadrosuna atanabilir

Sözleşmeli Personelin Mali ve Sosyal Hakları

Sözleşmeli personelin ücreti, pozisyon unvanı, bu unvana ilişkin öğrenim durumu ve kamu kurumlarında aynı unvanda geçirilen hizmet süresi dikkate alınarak belirlenir. Ücretin üst sınırı ve ek ödemeler Cumhurbaşkanı kararıyla tespit edilir ve her yıl güncellenir. Memur maaş sistemindeki ek gösterge ve kıdem aylığı gibi bazı kalemler sözleşmeli personel için aynı biçimde uygulanmaz ve bu fark, iki statü arasındaki en somut mali ayrımlardan biridir.

İzin hakları bakımından sözleşmeli personel, Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar çerçevesinde memurlara tanınan sürelere büyük ölçüde paralel bir uygulamadan yararlanır:

  • Yıllık izin, mazeret izni ve hastalık izni memurdaki sürelere yakın biçimde kullanılır.
  • Doğum, evlat edinme ve süt izni de aynı esaslar kapsamında düzenlenmiştir.
  • Aylıksız izin ve bazı mazeret izinlerinin süresi, pozisyonun vize edildiği kurumun takdirine göre değişebilir.

Disiplin Süreci ve İş Güvencesi Durumu

Sözleşmeli personelin görevden uzaklaştırılması ve disipline aykırı fiilleri hakkında, 657 sayılı Kanun’un 4/B fıkrasına 7433 sayılı Kanun’la eklenen hüküm uyarınca Devlet memurlarının tabi olduğu disiplin ceza ve merci esasları aynen uygulanır. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını ve üstünü gerektiren fiillerde ise memurdaki gibi doğrudan disiplin cezası verilmez, disiplin kurulunun kararı alınarak atamaya yetkili amirin onayıyla sözleşmeye son verilir. Bu düzenleme, sözleşmeli personeli disiplin süreci bakımından memura yaklaştırırken sonucu itibarıyla görevden çıkarma yerine sözleşme feshiyle sınırlı bir yaptırım öngörür.

4/B sözleşmeli personel, kanunda açıkça “işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlisi” olarak tanımlandığından, 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işe iade davası gibi güvence mekanizmalarından yararlanamaz. Bunun yerine, hizmet sözleşmesinin sona ermesi halinde iş sonu tazminatı adı verilen ayrı bir ödeme öngörülmüştür. Memur kadrosuna atanan sözleşmeli personele iş sonu tazminatı ayrıca ödenmez, önceden tazminat ödenmemiş hizmet süreleri ise emekli ikramiyesine esas toplam hizmet süresinin hesabında dikkate alınır.

Sözleşme Feshi veya Yenilenmemesi Durumunda Haklar

Sözleşmeli personelin görevine, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı davranışı nedeniyle kurum tarafından tek taraflı fesih yoluyla son verilebilir. Personelin kendi isteğiyle sözleşmeyi feshetmesi de mümkündür, ancak Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenen istisnalar dışında bu durumda dahi bir süre kısıtlaması devreye girer. 657 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesine 5917 sayılı Kanun’la eklenen hükme göre, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket nedeniyle sözleşmenin kurumca feshedilmesi ya da personelin sözleşmeyi tek taraflı feshetmesi halinde fesih tarihinden, personelin sözleşmeyi yenilememesi halinde ise sözleşmenin bitim tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kişi kurumların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemez.

Bu bir yıllık kısıtlama, sözleşmesini kendi iradesiyle sona erdiren personel açısından ciddi bir sonuç doğurur. Kurumun performans yetersizliği ya da kadro ihtiyacının ortadan kalkması gibi gerekçelerle sözleşmeyi yenilememesi ise hükmün kapsamı dışındadır.

Uygulamada sözleşmenin yenilenmemesi işleminin gerekçesiz veya keyfi biçimde tesis edildiği durumlarda idari yargıda iptal davası açılması mümkündür ve bu davalarda idarenin takdir yetkisini nesnel ölçütlere dayandırıp dayandırmadığı esas alınır. Sözleşmesi haksız yere yenilenmeyen personelin, dava açmadan önce bir idare hukuku avukatından değerlendirme alması sürecin doğru yönetilmesi açısından önemlidir.

Sözleşme Sona Erince Ne Olur

4/B’den Kadroya (4/A’ya) Geçiş İmkanı

Sürekli Kadroya Geçiş: Üç Yıllık Çalışma Şartı

657 sayılı Kanun’un 4/B fıkrasına 19/1/2023 tarihli ve 7433 sayılı Kanun’la eklenen paragraf, sözleşmeli personel için kalıcı bir kadroya geçiş yolu açmıştır. Cumhurbaşkanınca işin geçici olması şartı aranmaksızın belirlenen pozisyon unvanlarında istihdam edilenlerden aynı kurumda üç yıllık çalışma süresini tamamlayanlar, bu sürenin bitiminden itibaren otuz gün içinde talepte bulunmaları halinde bulundukları yerde aynı unvanlı memur kadrosuna atanır. Bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu yoksa atanacağı kadro Cumhurbaşkanınca belirlenir.

Bu yolla memur kadrosuna geçenler, can güvenliği ve sağlık sebepleri dışında üç yıl süreyle başka bir yere atanamaz ve kadroya geçtikten sonra da aynı yerde en az bir yıl daha görev yapma yükümlülüğü doğar. Sözleşmeli personel pozisyonunda geçirilen hizmet süresi, öğrenim durumuna göre yükselinebilecek dereceyi aşmamak kaydıyla kazanılmış hak aylığının tespitinde değerlendirilir. Mali ve sosyal haklara ise memur kadrosuna başlanan tarihi izleyen ay başından itibaren hak kazanılır.

Geçici Madde 48 ile Sağlanan Tek Seferlik Geçiş

657 sayılı Kanun’a yine 7433 sayılı Kanun’la eklenen geçici 48 inci madde, üç yıllık genel kuraldan bağımsız, bir defaya mahsus bir geçiş imkanı öngörmüştür. Bu düzenlemeye göre 28/11/2022 tarihi itibarıyla 4/B fıkrası ve maddede sayılan benzer düzenlemeler kapsamında çalışmakta olup maddenin yürürlüğe girdiği tarihte sözleşmesi devam eden ve genel şartları taşıyan personel, otuz gün içinde yazılı başvuruda bulunması halinde altmış gün içinde bulunduğu teşkilat ve birimde aynı unvanlı memur kadrosuna atanmıştır. Bu geçiş belirli bir tarih aralığındaki personeli kapsayan istisnai bir düzenleme olduğundan, başvuru süresi 2023 yılında sona ermiştir ve bugün yeni işe başlayan sözleşmeli personel için uygulanabilir değildir.[ref]657 sayılı Kanun geçici madde 48, Ek: 19/1/2023-7433/3 md.[/ref]

Geçici 48 inci madde kapsamında memur kadrosuna atananlar için dört yıllık yer değiştirmeme kuralı getirilmiştir. İl özel idaresi, belediye ve bağlı kuruluşlarındaki geçişlerde ise kurum dışına nakil yapılamaz.

Sözleşmeliden Kadroya Geçiş

4/B Sözleşmeli Personel Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

4/B Sözleşmeli Personel Nedir? Hakları ve Kadroya Geçiş yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/4b-sozlesmeli-personel/feed/ 0
Hukuki Süre Hesaplama ve Son Günün Tespiti https://www.harbiyehukuk.com/hukuki-sure-hesaplama/ https://www.harbiyehukuk.com/hukuki-sure-hesaplama/#respond Wed, 16 Sep 2026 16:14:04 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/hukuki-sure-hesaplama/ Hukuki süre hesaplama, bir usul işleminin son gününü iki kuralı arka arkaya uygulayarak bulur. Tebliğ günü sayılmaz ve resmi tatiller süreye dahil olsa da son gün tatile rastladığında süre izleyen ilk iş gününe geçer.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 92 ve madde 93.[/ref] Yukarıdaki araç otuz bir ayrı usul işleminin yasal süresini tablosundan okur, adli […]

Hukuki Süre Hesaplama ve Son Günün Tespiti yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Hukuki süre hesaplama, bir usul işleminin son gününü iki kuralı arka arkaya uygulayarak bulur. Tebliğ günü sayılmaz ve resmi tatiller süreye dahil olsa da son gün tatile rastladığında süre izleyen ilk iş gününe geçer.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 92 ve madde 93.[/ref] Yukarıdaki araç otuz bir ayrı usul işleminin yasal süresini tablosundan okur, adli tatil etkisini uygular ve son günü haftanın gününü de yazarak verir.

Serbest süre seçeneğiyle özel kanunlardaki farklı süreler de hesaplanabilir.

Sürenin İşlemeye Başladığı Gün

Gün olarak belirlenmiş sürelerde tebliğ ya da tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 92/1.[/ref] Aynı kural idari yargıda, icra hukukunda ve borçlar hukukunda da geçerlidir.[ref]2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, madde 8/1 · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, madde 19/1 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 92/1.[/ref] Salı günü tebliğ edilen yedi günlük bir süre Çarşamba başlar ve ertesi Salı biter.

Sürenin başlangıcı her işlemde tebliğ değildir. Eski hale getirmede engelin ortadan kalktığı gün, icra şikayetinde işlemin öğrenildiği gün, zımni ret süresinde idareye başvuru günü başlangıç sayılır. Araç işlem türünü seçtiğinizde hangi olayın süreyi başlattığını da yazar.

Tebligatın usulsüz yapıldığı ileri sürülüyorsa hesap değişir. Tebliğ usulüne aykırı olsa bile muhatap tebliğe muttali olmuşsa geçerli sayılır ve muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi kabul edilir.[ref]7201 sayılı Tebligat Kanunu, madde 32.[/ref] Ayrıntı için usulsüz tebligat yazısına bakabilirsiniz.

Süre Hangi Gün İşlemeye Başlar

Gün, Hafta, Ay ve Yıl Sürelerinin Bitiş Biçimi

Hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş süre, başladığı güne son hafta, ay ya da yıl içinde karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa süre o ayın son günü dolar.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 92/2.[/ref] 31 Ocakta tebliğ edilen bir aylık süre bu yüzden 28 ya da 29 Şubatta biter.

İki hafta, on dört günle aynı sonucu verir ama mantığı farklıdır. Çarşamba tebliğ edilen iki haftalık süre, ikinci haftanın Çarşamba günü sona erer. Bu ayrım özellikle ay hesabında önem kazanır, çünkü aylar eşit uzunlukta değildir.

Borçlar hukukunda bir de sayı tuzağı vardır. Sekiz ya da onbeş gün olarak belirlenmiş süre, bir veya iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder.[ref]6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, madde 92/1 bent 1.[/ref] Sözleşmeye “onbeş gün” yazan taraf iki hafta değil on beş gün vermiş olur.

Sık Karşılaşılan Usul Süreleri

Araçtaki işlem listesinin en çok kullanılan kalemleri ve adli tatil karşısındaki durumları aşağıdadır.

İşlem Süre Dayanak Adli tatil etkisi
Cevap dilekçesi (yazılı yargılama) 2 hafta HMK m.127/1 Bir hafta uzar
Cevap dilekçesi (basit yargılama) 2 hafta HMK m.317/2 Bir hafta uzar
İstinaf yoluna başvuru 2 hafta HMK m.345/1 Bir hafta uzar
Temyiz yoluna başvuru 2 hafta HMK m.361/1 Bir hafta uzar
Eski hale getirme talebi 2 hafta HMK m.96/1 Bir hafta uzar
İdari dava açma (idare mahkemesi ve Danıştay) 60 gün İYUK m.7/1 Yedi gün uzar
Vergi mahkemesinde dava açma 30 gün İYUK m.7/1 Yedi gün uzar
İdari yargıda istinaf 30 gün İYUK m.45/1 Yedi gün uzar
Ödeme emrine itiraz (ilamsız takip) 7 gün İİK m.62/1 Uzamaz
İcra dairesi işlemine şikayet 7 gün İİK m.16/1 Uzamaz
Kambiyo takibinde borca itiraz 5 gün İİK m.168/5 Uzamaz
Kambiyo takibinde ödeme süresi 10 gün İİK m.168/2 Uzamaz

Tablodaki süreler genel kuraldır. Özel kanunlar farklı süre öngörebilir ve istinaf başvuru süresine ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 345/1 son cümle.[/ref] İcra dairesindeki diğer süreler için icra hukukunda süreler yazısı ayrıntılı bir dökümdür.

Sık Karşılaşılan Usul Süreleri

Adli Tatilin Hukuki Süre Hesaplamasına Etkisi

Adli tatil her yıl 20 Temmuzda başlar, 31 Ağustosta sona erer ve yeni adli yıl 1 Eylülde açılır.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 102.[/ref] Bu döneme tabi dava ve işlerde kanunun tayin ettiği sürelerin bitimi tatile rastlarsa süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzar.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 104.[/ref] Pratikte sonuç her yıl 7 Eylül olur.

İdari yargıda ara verme aynı tarihlerdedir ama uzama farklı yazılmıştır. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.[ref]2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, madde 8/3 ve madde 61/1.[/ref] İki farklı formül aynı tarihe çıkar.

Uzamanın iki istisnası var. Nafaka, soybağı, velayet, vesayet, işçilerin iş sözleşmesinden doğan davaları, geçici hukuki korumalar ve ivedi görülmesine karar verilen işler adli tatilde görülür, bu yüzden süreleri uzamaz.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 103.[/ref] Hangi işlerin bu listeye girdiği adli tatilde görülen davalar yazısında sayılmıştır.

İkinci istisna yer bakımındandır. Bölge idare mahkemesinin bulunduğu il merkezi dışında kalan ve tek idare ya da tek vergi mahkemesi bulunan yerlerde ara verme uygulanmaz.

İcra ve iflas süreleri adli tatilden hiç etkilenmez. Daireler tatil boyunca açık kaldığı için ödeme emrine itiraz ve şikayet süreleri normal işler. Aracın işlem listesinde bu ayrım her kalem için ayrıca tutulur.

Son Günün Tatile Gelmesi

Resmi tatil günleri süreye dahildir. Yalnızca sürenin son günü resmi tatile rastlarsa süre, tatili takip eden ilk iş gününün çalışma saati sonunda biter.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 93/1.[/ref] Arada kalan bayram günleri süreyi uzatmaz, sadece son güne denk gelen tatil uzatır.

Cumartesi bu noktada ayrı bir başlık açar. Adliyeler ve icra dairelerinin haftalık çalışma süresi Cumartesi ve Pazar tatil olacak şekilde düzenlendiği için araç bu iki günü son gün kabul etmez.[ref]657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, madde 99.[/ref] Son gün Cumartesiye düşen bir süre Pazartesi gününe taşınır.

Resmi ve adli tatil günlerinde tebligat yapılabilir, yani tebliğ tarihinin bayrama denk gelmesi sürenin başlangıcını ötelemez.[ref]7201 sayılı Tebligat Kanunu, madde 33.[/ref] Bayramda eline ulaşan bir kararın süresi de tebliğ gününü izleyen gün işlemeye başlar.

Tebliğden Son Güne İki Örnek Hesap

Birinci örnek adli tatili gösterir. Gerekçeli karar 8 Temmuz 2026 Çarşamba günü tebliğ edilmiş ve istinaf süresi iki hafta olsun. Süre 9 Temmuzda işlemeye başlar, ham son gün 22 Temmuz 2026 Çarşamba olur ve bu tarih adli tatil penceresine düştüğü için süre 7 Eylül 2026 Pazartesi mesai bitimine kadar uzar.

İkinci örnek bayram kaydırmasını gösterir. Ödeme emri 13 Mart 2026 Cuma günü tebliğ edilmiş olsun, itiraz süresi yedi gündür ve ham son gün 20 Mart 2026 Cumaya, yani Ramazan Bayramının birinci gününe düşer. Bayramın kalan iki günü de hafta sonuna denk geldiğinden süre 23 Mart 2026 Pazartesiye taşınır.

Hukuki Süre Hesaplamasında Sık Yapılan Hatalar

Dosya takibinde en çok karşılaşılan yanlışlar şunlardır.

  • Tebliğ gününü birinci gün saymak. Süre ertesi gün işlemeye başlar, bu bir günlük kayma yedi günlük sürelerde dosyayı kaybettirir.
  • Arada kalan bayram günlerini süreye eklemek. Yalnız son güne denk gelen tatil süreyi uzatır.
  • Kararın tefhim tarihini esas almak. İstinaf süresi ilamın tebliğiyle işlemeye başlar.
  • İşçilik davasında adli tatil uzamasına güvenmek. İş sözleşmesinden doğan davalar adli tatilde görülür ve süreleri uzamaz.
  • İcra süresini adli tatilde durmuş saymak. İcra ve iflas süreleri 20 Temmuz ile 31 Ağustos arasında da işler.
  • Kaçırılan süreyi mazeretle telafi edilebilir sanmak. Kanunun belirlediği süreler kesindir ve kesin süre içinde yapılmayan işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 94/1 ve 94/3.[/ref]
  • Son güne kadar beklemek. Elde olmayan sebeple süre kaçırıldığında eski hale getirme yolu vardır ama engelin kalkmasından itibaren iki hafta içinde ve ancak başka bir hukuki yol yoksa işler.[ref]6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, madde 95 ve madde 96/1.[/ref]

Sözleşmeden doğan ve iş günü üzerinden yazılmış süreler bu araca girmez, onlar için iş günü hesaplama sayfası kullanılır.

Hukuki Süre Hesaplama Hakkında Sık Sorulan Sorular

Süre hesabında en çok sorulan sorular ve kısa cevapları aşağıdadır.










Hukuki Süre Hesaplama ve Son Günün Tespiti yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/hukuki-sure-hesaplama/feed/ 0
AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Şartları https://www.harbiyehukuk.com/aof-ogrenci-affi-basvurusu-sartlari/ https://www.harbiyehukuk.com/aof-ogrenci-affi-basvurusu-sartlari/#respond Tue, 08 Sep 2026 12:06:55 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1005937 AÖF öğrenci affı, Açıköğretim Fakültesi’nden herhangi bir nedenle ilişiği kesilen öğrencilere yeniden kayıt hakkı tanıyan düzenlemenin açıköğretim fakültelerinde de uygulanabilmesini gösteren terimdir. 9 Ağustos 2026 tarihli, 33335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7592 sayılı Kanun, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na geçici madde 85’i ekledi. Bu madde metninde örgün öğretim ile açıköğretim öğrencisi arasında bir ayrım yapılmadı, bu […]

AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Şartları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
AÖF öğrenci affı, Açıköğretim Fakültesi’nden herhangi bir nedenle ilişiği kesilen öğrencilere yeniden kayıt hakkı tanıyan düzenlemenin açıköğretim fakültelerinde de uygulanabilmesini gösteren terimdir. 9 Ağustos 2026 tarihli, 33335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7592 sayılı Kanun, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na geçici madde 85’i ekledi. Bu madde metninde örgün öğretim ile açıköğretim öğrencisi arasında bir ayrım yapılmadı, bu yüzden AÖF öğrencileri de düzenlemenin doğrudan muhatabı haline geldi.

Öğrenci affı başvuruları için son başvuru tarihi 9 Aralık 2026 olarak belirlendi. Başvuru, ilişiğin kesildiği üniversiteye yapılır, AÖF öğrencileri için bu adres Anadolu Üniversitesi’dir. Genel şartları ve tüm öğrenim düzeylerini kapsayan çerçeveyi Öğrenci Affı 2026 Şartları ve Başvuru Süreci yazımızda ele almıştık, bu yazıda da açıköğretime özgü başvuru konularını sizlere anlatıyoruz.

AÖF Öğrenci Affının Kapsamı

Geçici madde 85, hazırlık, önlisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü düzeyde öğrenim görürken ilişiği kesilen herkesi kapsıyor. Kendi isteğiyle kaydını sildiren öğrenciler de bu tanımın içinde yer almaktadır. Bir programa yerleştiği halde hiç kayıt yaptırmamış adaylar da başvurabiliyor. [ref]7592 sayılı Kanun, 2547 sayılı Kanun’a eklenen geçici madde 85[/ref]

Açıköğretim ile örgün öğretim veren yükseköğretim kurumları arasında herhangi bir fark bulunmuyor.

Açıköğretimde İlişik Kesilmenin Farkı

Örgün öğretimde kayıt yenilemeyen bir öğrencinin ilişiği daha hızlı kesilir. Açıköğretimde ise kayıt yenilemeyen öğrenci genellikle pasif statüye alınır, öğrenciliği hemen sona ermez. Yıllarca kayıt yenilemeyip sonra dönem ücretini yatırarak kaldığı yerden devam eden AÖF öğrencileri de mevcuttur.

Bu fark, af başvurusu açısından üç ayrı ihtimal doğuruyor. Kayıt pasifse af başvurusuna gerek yoktur, kayıt yenileme döneminde dönem ücretinin yatırılması yeterlidir.

İlişik fiilen kesilmişse, yani sistemde kayıt görünmüyorsa ya da azami süre nedeniyle ayrılma gerçekleşmişse, af başvurusu yapılması gerekir. Kendi durumunu netleştirmek isteyen bir öğrenci önce e-Devlet üzerinden öğrenci belgesini sorgulamalıdır. aosogrenci.anadolu.edu.tr adresindeki Öğrenci Bilgi Sistemi’ne giriş denemesi yaparak da aynı sonuca ulaşılabilir.

İlişik kesilmenin en sık görülen iki nedeni, öğrencinin kendi isteğiyle kaydını sildirmesi ve azami sürenin dolmasıdır. 2547 sayılı Kanun’un 44/c maddesindeki azami öğrenim süreleri açıköğretim programlarında da uygulanır: iki yıllık önlisans programlarında dört yıl, dört yıllık lisans programlarında yedi yıl. [ref]2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.44/c[/ref] Azami süresi dolduğu için ilişiği kesilen AÖF öğrencileri bu affın asıl muhatabı konumundadır.

Disiplin cezasıyla ilişiği kesilenlerin durumu ayrı bir başlık taşır, genel çerçeve Öğrenci Disiplin Cezaları ve İtiraz yazımızda ele alınmıştı. Geçici madde 85’in istisna listesi disiplin nedeniyle ilişiği kesilenleri toptan dışlamıyor, dışlanan gruplar aşağıda ayrıca sayılıyor.

Açıköğretimde İlişik Kesilmenin Farkı

Açıköğretimde İlişik Kesilmenin Farkı

AÖF Öğrenci Affı Başvurusunun Şartları

AÖF öğrenci affından yararlanmak üç şartın birlikte sağlanmasına bağlı.

  • Hazırlık, önlisans, lisans tamamlama, lisans veya lisansüstü düzeyde bir açıköğretim programıyla ilişiğin kesilmiş olması ya da kazanılan programa hiç kayıt yaptırılmamış olması.
  • Başvurunun, kanunun yürürlüğe girdiği 9 Ağustos 2026 tarihinden itibaren dört ay içinde, yani en geç 9 Aralık 2026’ya kadar yapılması.
  • İlişik kesme nedeninin geçici madde 85’te sayılan istisna suçlar kapsamına girmemesi.

Bu üç şart bir arada karşılandığında başvuru üniversite tarafından değerlendirmeye alınır. Şartlardan birinin eksik olması başvurunun reddiyle sonuçlanabilir.

Daha önce bir öğrenci affından yararlanmış olmak engel oluşturmaz. Geçici madde 85 “her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler” ifadesini kullanır, YÖK’ün usul ve esaslarında da önceki aflara ilişkin bir kısıt yer almaz.

İstisna kapsamına giren suçların tam listesi ve askeri/kolluk yükseköğretim kurumları istisnası tüm öğrenim düzeyleri için ortaktır, ayrıntısına Öğrenci Affı 2026 Şartları ve Başvuru Süreci yazımızın “Öğrenci Affı Kapsamı Dışındaki Haller” başlığından ulaşılabilir.

AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Nereye ve Nasıl Yapılır?

Başvuru, ilişiğin kesildiği açıköğretim biriminin bağlı olduğu üniversiteye yapılır. Anadolu Üniversitesi’nde bu birim doğrudan AÖF adıyla anılır, İstanbul Üniversitesi’nde AUZEF, Atatürk Üniversitesi’nde Ata-AÖF olarak geçer. Ankara Üniversitesi’nin açıköğretim birimi de aynı kapsamda değerlendirilir.

Anadolu Üniversitesi, 31 Ağustos 2026 tarihli duyurusuyla açıköğretime özel başvuru ve kayıt takvimini ilan etti. Başvurular 9 Aralık 2026 Çarşamba günü saat 17.00’de kapanıyor. Güz döneminde derse başlamak isteyenler için asıl tarih ise 2 Ekim 2026 saat 17.00. [ref]Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, Öğrenci Affı Başvuru ve Kayıt Duyurusu, 31 Ağustos 2026[/ref]

Bu tarihe kadar başvurusunu tamamlayanların kaydı 8-16 Ekim arasında yapılır, kayıt ekranı 8 Ekim saat 10.00’da açılıp 16 Ekim saat 17.00’de kapanır. Ders seçimi 8-19 Ekim tarihlerinde açık kalır. 3 Ekim ile 9 Aralık arasında başvuranlar 2026-2027 bahar dönemine alınır, onların kayıt tarihleri akademik takvimde ayrıca ilan edilecek.

Başvuru ve kayıt işlemlerinin tamamı aoskayit.anadolu.edu.tr adresinde e-Devlet şifresiyle yürütülüyor. Posta veya kargoyla gönderilen başvurular kabul edilmiyor.

Süreç duyuruda şu sırayla tanımlanmış.

  1. e-Devlet üzerinden öğrenci belgesi sorgulanarak ilişik durumu netleştirilir.
  2. aoskayit.anadolu.edu.tr adresine e-Devlet şifresiyle girilerek af başvurusu yapılır.
  3. Başvurusu kabul edilenler için kayıt adımları açılır, güz dönemi için bunlar 8-16 Ekim arasında tamamlanır.
  4. İlgili dönem için belirlenen dönem öğretim materyali ücreti ödenir, kayıt ancak ödemeden sonra tamamlanmış sayılır.
  5. Ders seçimi aosogrenci.anadolu.edu.tr üzerinden yapılır.

Başvurmak tek başına öğrencilik statüsünü geri kazandırmaz. Kayıt adımlarını ve ödemeyi süresinde tamamlamayan aday bir sonraki döneme kalır, sorular için AOSDESTEK hattı 444 10 26 kullanılabilir. Başvuru ve ödeme kayıtlarının saklanması, bir ret halinde itiraz ve dava sürecinde tarih ispatı için gerekir.

AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Nereye ve Nasıl Yapılır?

AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Nereye ve Nasıl Yapılır?

Başvuru Süresinde Askerlik, Sağlık ve Mücbir Sebep İstisnaları

Dört aylık başvuru süresi hak düşürücüdür. Süre geçtikten sonra yapılan başvuru kabul edilmez. YÖK’ün uygulama esasları bu kurala üç ayrı istisna tanıyor. [ref]YÖK, 7592 Sayılı Kanun ile 2547 Sayılı Kanuna Eklenen Geçici Madde 85 Usul ve Esasları[/ref]

Askerlik görevini yapmakta olanlar, terhis tarihinden itibaren iki ay içinde başvurabilir. Terhis belgesi ve askerlik durumunu gösteren belge başvuruya eklenir. [ref]2547 sayılı Kanun geçici madde 85, ikinci fıkra[/ref] Sağlık nedeniyle süresinde başvuramayanlar, durumlarını gösteren heyet raporunu 9 Aralık 2026 mesai bitimine kadar ibraz ederek aynı haktan yararlanabilir.

Üçüncü istisna mücbir sebep hali için tanınmış. Mücbir sebebin varlığı ve başvurunun bu yüzden süresinde yapılamadığı resmi belgeyle kanıtlanırsa, mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir ay içinde başvuru yapılabilir.

Harç ve Ücret Durumu

Aftan yararlanan öğrenciden geçmiş yıllara ait katkı payı veya öğrenim ücreti istenmiyor. YÖK’ün belirlediği usul ve esaslara göre ödenecek olan, yalnızca kayıt yaptırılan 2026-2027 döneminin güncel ücretleridir. [ref]YÖK, Geçici Madde 85 Uygulama Usul ve Esasları, Ağustos 2026[/ref]

AÖF’te bu ücret, seçilen derslere göre hesaplanan dönem öğretim materyal ücreti, dönem öğrenim ücreti ve katkı payından oluşuyor. Tam tutar programa ve ders seçimine göre değişir, güncel rakamlar Anadolu Üniversitesi öğretim giderleri sayfasında yer alır.

Anadolu Üniversitesi’nin Sunduğu Üç Eğitim Seçeneği

Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Adıgüzel, kanunun yürürlüğe girmesinin ardından aftan yararlanacak öğrenciler için üç farklı eğitim imkanından söz etti.

  1. Taban puan şartını karşılayan öğrencilerin Eskişehir’deki örgün programlara dönmesi.
  2. Çalışma hayatı veya yaşadığı şehir nedeniyle örgün eğitime devam edemeyenlerin Açıköğretim Fakültesi’ndeki eşdeğer programlara yatay geçiş yapması.
  3. Örgün bir programa dönen öğrencinin herhangi bir sınava girmeden Açıköğretim Fakültesi üzerinden ikinci bir üniversite okuyabilmesi.

Başvurunun reddi bir idari işlem sayılır ve yargı denetimine tabidir, itiraz ve dava sürecinin genel işleyişi Öğrenci Affı 2026 Şartları ve Başvuru Süreci yazımızda anlatıldı. İstisna listesindeki suçlarla ilgisi ileri sürülen AÖF başvurularında mahkumiyetin kesinleşip kesinleşmediği belirleyici olur, bu noktada tereddüt yaşayan başvuru sahipleri İdare Hukuku ekibimizden destek alabilir.

AÖF Öğrenci Affı Hakkında Sık Sorulan Sorular

AÖF öğrenci affı ile ilgili sık karşılaşılan soruları bu başlık altında topladık.



AÖF Öğrenci Affı Başvurusu Şartları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/aof-ogrenci-affi-basvurusu-sartlari/feed/ 0
Bekçi Olma Şartları Nelerdir? Yaş, Boy ve Sınav https://www.harbiyehukuk.com/bekci-olma-sartlari-nelerdir/ https://www.harbiyehukuk.com/bekci-olma-sartlari-nelerdir/#respond Tue, 25 Aug 2026 13:44:19 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1005826 Bekçi olma şartları, 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 3. maddesinde tek tek sayılmıştır ve vatandaşlık, öğrenim, yaş, sağlık, adli sicil ve sınav başarısı gibi başlıkları kapsar. Adaylar bu şartların tamamını taşımak ve Polis Akademisi Başkanlığı veya Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığınca yapılan üç aşamalı sınavı geçmek zorundadır. Şartlardan yalnızca birinin eksik olması […]

Bekçi Olma Şartları Nelerdir? Yaş, Boy ve Sınav yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Bekçi olma şartları, 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 3. maddesinde tek tek sayılmıştır ve vatandaşlık, öğrenim, yaş, sağlık, adli sicil ve sınav başarısı gibi başlıkları kapsar.

Adaylar bu şartların tamamını taşımak ve Polis Akademisi Başkanlığı veya Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığınca yapılan üç aşamalı sınavı geçmek zorundadır. Şartlardan yalnızca birinin eksik olması başvurunun reddedilmesi veya sınav sürecinin herhangi bir aşamasında elenme sonucunu doğurur.

Bekçi Olmak İçin Aranan Genel Şartlar

İlgili kanunun 3. maddesi, çarşı ve mahalle bekçisi olarak istihdam edilecek adaylarda aranan nitelikleri tek tek sayar[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3[/ref]. Bu şartların başında vatandaşlık ve öğrenim düzeyine ilişkin genel kriterler gelir.

  • Türk vatandaşı olmak.
  • Son başvuru tarihi itibarıyla en az lise veya dengi okul mezunu olmak.
  • Erkek adaylar için askerlik ödevini bitirmiş olmak.
  • Kamu haklarını kullanmaktan yoksun bırakılmamış olmak.
  • Silah taşımaya veya silahlı görev yapmaya hukuken engeli bulunmamak.
  • Askeri okullardan, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı kurumlardan kusuru nedeniyle ilişiği kesilmemiş olmak.
  • Başvuru tarihinde herhangi bir siyasi partiye veya yan kuruluşlarına üye olmamak.
  • Son başvuru tarihi itibarıyla başvurulan il sınırları içinde son bir yıldır ikamet ediyor olmak.

Son iki madde, 21/11/2024 tarihli ve 7533 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Bu tarihten önceki başvuru dönemlerinde siyasi parti üyeliği ve ikamet süresine ilişkin ayrı bir sınırlama aranmıyordu.

Bekçi Olmak İçin Aranan Genel Şartlar

Bekçi Olmak İçin Aranan Genel Şartlar

Bekçilikte Yaş Sınırı ve Hesaplama Yöntemi

Kanuna göre adayların, sınavın yapıldığı yılın 1 Ocak tarihi itibarıyla 18 yaşını tamamlamış ve 31 yaşından gün almamış olması gerekir[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3/1-ç[/ref]. Yaş hesabında sınav tarihi değil, o yılın 1 Ocak tarihi esas alınır.

18 yaşından sonra yaptırılan yaş düzeltmelerinde ise düzeltmeden önceki yaş dikkate alınır. Bu kural, yaş sınırının yaş düzeltmesi yoluyla aşılmasını önlemek amacı taşır.

Bekçilik İçin Boy, Kilo ve Sağlık Şartları

Kanun, sağlık şartlarını doğrudan düzenlemek yerine “ilgili mevzuattaki sağlık şartlarını taşımak” ifadesiyle İçişleri Bakanlığınca çıkarılan yönetmeliğe atıf yapar[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3/1-g[/ref]. Çarşı ve Mahalle Bekçiliğine Giriş ve Eğitim-Öğretim Yönetmeliği, ön sağlık kontrolünde adaylarda Sağlık Şartları Yönetmeliğinde belirtilen boy/kilo ve beden kitle indeksi yeterliliğinin arandığını açıkça düzenler[ref]Çarşı ve Mahalle Bekçiliğine Giriş ve Eğitim-Öğretim Yönetmeliği m.22/3[/ref]. Uygulamada bu yeterlilik, adayın en az 167 cm boyunda olması ve beden kitle indeksinin 18 ile 27 arasında kalması şeklinde değerlendirilir.

Aynı madde, yazlık üniforma giyildiğinde vücudun görünen bölgelerinde dövme bulunup bulunmadığının da ön sağlık kontrolünde ayrıca incelendiğini belirtir; renk körlüğü ile fazla veya eksik uzuv durumu da aynı kontrolün kapsamındadır[ref]Çarşı ve Mahalle Bekçiliğine Giriş ve Eğitim-Öğretim Yönetmeliği m.22/3[/ref]. Nihai değerlendirme, adayın sağlık kurulu raporu ve fiziki muayenesi üzerinden yapılır.

Bekçilik İçin Boy, Kilo ve Sağlık Şartları

Bekçilik İçin Boy, Kilo ve Sağlık Şartları

Bekçi Olmaya Adli Sicil Açısından Engel Suçlar

Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkum olmak, tek başına bekçi olmaya engeldir. Bu süre, Türk Ceza Kanunu m.53‘te sayılan hak yoksunluğu süreleri dolmuş olsa dahi geçerliliğini korur[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3/1-d[/ref].

Devletin güvenliğine karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, uyuşturucu madde suçları ve cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar ise affa uğramış olsa bile engel kabul edilir. Bu suçlardan hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması da aynı sonucu doğurur.

Adli sicil incelemesi, sınavı kazanan adaylar için ayrıca yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması ile birlikte yürütülür. Bu araştırmanın olumsuz sonuçlanması, sınavı kazanmış bir adayın atamasının iptal edilmesine yol açabilir.

Bekçi Alımında KPSS Şartı Var mı?

7245 sayılı Kanun, bekçi alımı için ayrı bir KPSS puanı şartı öngörmez. Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasına göre giriş sınavı, Polis Akademisi Başkanlığı veya Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığınca yapılan yazılı, fiziki yeterlilik ve mülakat sınavlarından oluşur[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3/2[/ref].

Geçmiş alım dönemlerinde bazı ilanlarda ön koşul olarak belirli bir KPSS puanı arandığı görülmüştür, ancak bu kanuni bir zorunluluk değil ilana özgü bir uygulamadır. Bu nedenle güncel bir başvuru öncesinde ilan metninin KPSS şartı içerip içermediği ayrıca kontrol edilmelidir.

Kadınlar Bekçi Olabilir mi?

Kanunda cinsiyete dayalı bir sınırlama yer almaz; madde 3‘te sayılan şartların tamamını taşıyan kadın adaylar da bekçi olmak için başvurabilir. Fiziki yeterlilik sınavındaki değerlendirme kriterleri de her iki cinsiyet için aynı yönetmelik hükümlerine tabidir.

Bekçilik Sınavı Nasıl Yapılır?

Sınav; yazılı sınav, fiziki yeterlilik sınavı ve mülakat sınavı olmak üzere üç aşamadan oluşur. Bir aşamada başarısız olan aday, sonraki aşamaya geçemez.

Başarılı sayılmak için yüz tam puan üzerinden en az yazılı sınavdan elli, fiziki yeterlilik sınavından altmış, mülakat sınavından yetmiş puan alınması gerekir[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.3/3[/ref]. Nihai başarı sıralaması puanı, yazılı sınav puanının yüzde yirmi beşi, fiziki yeterlilik puanının yüzde yirmi beşi ve mülakat puanının yüzde ellisinin toplamıyla hesaplanır.

Bekçi Olma Başvurusu Nasıl Yapılır?

Bekçi alımı, Polis Akademisi Başkanlığı veya Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığının ilanıyla başlar ve başvurular genellikle e-Devlet üzerinden veya ilgili akademinin internet sitesi üzerinden alınır. Adaylar, ilanda belirtilen tarih aralığı dışında başvuru yapamaz.

Ön başvurusu kabul edilen adaylar, kimlik belgesi, diploma, ikametgah belgesi, askerlik durum belgesi ve sağlık bilgilendirme formu gibi evraklarla birlikte şahsen müracaata çağrılır. Bu aşamada yapılan ön sağlık kontrolünden olumsuz sonuç alan adaylar, yazılı sınava giremeden sürecin dışında kalır.

Bekçi Olma Başvurusu Nasıl Yapılır?

Bekçi Olma Başvurusu Nasıl Yapılır?

Sınavı Kazananların Atanması ve Adaylık Süreci

Sınavlarda başarılı olan ve sağlık kurulu raporuyla göreve engel hali bulunmadığı tespit edilen adaylar, İçişleri Bakanının onayıyla emniyet veya jandarma teşkilatına aday memur olarak atanır[ref]7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu m.4[/ref]. Adaylık süresi bir yıldan az, iki yıldan fazla olamaz ve bu süre içinde en az üç ay temel ve hazırlayıcı eğitim verilir.

Eğitim devrelerinde başarısız olan, memuriyetle bağdaşmayan hal ve davranışları tespit edilen veya devamsızlığı bulunan adayların memuriyetle ilişiği İçişleri Bakanının onayıyla kesilir. Bekçinin bu süreçteki görev ve yetkilerine ilişkin ayrıntılı bilgi Bekçinin Görev ve Yetkileri yazımızda yer almaktadır.

Harbiye Hukuk Bürosu Bekçi Alım Süreçlerindeki Hizmeti

Harbiye Hukuk Bürosu, bekçilik sınavının herhangi bir aşamasında elenen veya memuriyete engel suç gerekçesiyle başvurusu reddedilen adaylar için idari işlemin iptali davası sürecini yürütür. Güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanan veya adaylık döneminde ilişiği kesilen kişilerin itiraz ve dava haklarının değerlendirilmesi de bu hizmetin kapsamındadır.

Bekçilik başvurunuzla ilgili bir işlemin hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız Harbiye Hukuk Bürosu ile iletişime geçerek dosyanızı bir idare hukuku avukatıyla değerlendirebilirsiniz.

Bekçi Olma Şartları Hakkında Sık Sorulan Sorular

Bekçi Olma Şartları Nelerdir? Yaş, Boy ve Sınav yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/bekci-olma-sartlari-nelerdir/feed/ 0