Fatura alacağına dayalı icra takibi, ticari ilişkiler kapsamında doğan ve süresinde ödenmeyen para borçlarının tahsili amacıyla başvurulan, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen hukuki bir yoldur. Özellikle mal veya hizmet satışına dayanan faturalardan kaynaklanan alacaklarda, borcun muaccel olmasına rağmen ödenmemesi hâlinde alacaklı, yargı yoluna gitmeden doğrudan icra takibi başlatma imkânına sahiptir. Bu yöntem, alacaklının haklarını hızlı ve etkin şekilde korumasını sağlamakta; ticari hayatın güven ve süreklilik içinde işlemesine katkı sunmaktadır.
Fatura alacakları bakımından en sık başvurulan yol, İcra ve İflas Kanunu madde 42 ve devamı hükümleri uyarınca genel haciz yoluyla ilamsız icra takibidir. Bu takip türünde alacaklı, yetkili icra dairesine başvurarak borçlu aleyhine ödeme emri düzenlenmesini talep eder. Faturanın, tek başına ilam niteliği bulunmamakla birlikte, ticari defterler, sözleşme, sevk irsaliyesi, teslim belgeleri ve yazışmalarla desteklenmesi hâlinde alacağın varlığının güçlü bir delili olarak kabul edildiği uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında açıkça görülmektedir. Ödeme emrinin borçluya tebliği ile birlikte, borçlu yedi gün içinde itiraz etmediği takdirde takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir.
Fatura alacağına dayalı icra takibinde dikkat edilmesi gereken en önemli husus, alacağın ticari ilişkiye dayanması, muaccel olması ve zamanaşımına uğramamış bulunmasıdır. Borçlunun süresinde itiraz etmesi hâlinde icra takibi durur. Bu durumda alacaklı eğer icra takibinin devam etmesini ve neticesinde alacağına kavuşmayı istiyor ise itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yoluna başvurmak zorundadır. Ayrıca, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca tacirler arasında düzenlenen faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi, faturanın içeriğinin kabul edildiği yönünde karine oluşturmaktadır. Bu nedenle, fatura alacaklarının tahsili sürecinde hem maddi hem de usule ilişkin kuralların titizlikle gözetilmesi, hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem arz etmektedir.
İÇİNDEKİLER
- FATURA NEDİR?
- FATURAYA DAYALI ALACAK NEDİR?
- FATURANIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI NELERDİR?
- FATURAYA İTİRAZ EDİLEBİLİR Mİ? İTİRAZ SÜRESİ NEDİR?
- FATURA İCRAYA KONULABİLİR Mİ?
- FATURANIN İCRA TAKİBİNE KONULABİLMESİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR NELERDİR?
- FATURAYA DAYALI İLAMSIZ İCRA TAKİBİ
- FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE YETKİLİ İCRA DAİRESİ
- FATURA BEDELİNE İLİŞKİN FAİZ TALEP EDİLEBİLİR Mİ? FAİZ NE ZAMAN BAŞLAR?
- FATURAYA İTİRAZ SÜRESİ VE ŞEKLİ
- FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE BORÇLUNUN İTİRAZ HAKLARI NELERDİR?
- FATURAYA İTİRAZ EDİLMESİ HALİNDE İZLENECEK HUKUKİ YOLLAR
- FATURAYA DAYALI İTİRAZIN İPTALİ DAVASI
- FATURAYA DAYALI MENFİ TESPİT DAVASI
- FATURA ALACAKLARINDA İSPAT YÜKÜ KİMDEDİR?
- FATURA ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ NE KADARDIR?
- FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE SIK YAPILAN HATALAR
- SIKÇA SORULAN SORULAR
- Fatura tek başına icraya konulabilir mi?
- Fatura ilamsız icra takibine konu edilebilir mi?
- İmzalanmamış fatura icraya konulur mu?
- E-fatura icra takibinde geçerli midir?
- Faturaya itiraz edilirse icra durur mu?
- Faturaya itiraz süresi kaç gündür?
- Faturaya itiraz nasıl yapılır?
- Faturaya dayalı icra takibinde faiz istenebilir mi?
- Faturaya itiraz edilirse alacaklı ne yapmalıdır?
- Fatura borcu için menfi tespit davası açılabilir mi?
- Fatura borcu ödenmişse icra takibi iptal edilir mi?
- Fatura alacaklarında zamanaşımı süresi ne kadardır?
- Faturaya dayalı icra takibinde avukatla takip zorunlu mudur?
FATURA NEDİR?
Türk hukukunda faturanın tanımı ve hukuki çerçevesi, Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre fatura; satılan mal veya ifa edilen hizmet karşılığında müşterinin borçlandığı bedeli göstermek amacıyla, malı satan ya da hizmeti sunan tacir tarafından düzenlenerek müşteriye verilen ticari belgedir. Bu yönüyle fatura, ticari ilişkilerde taraflar arasındaki mali yükümlülüklerin belirlenmesinde ve kayıt altına alınmasında temel bir araç niteliği taşımaktadır. Faturanın taşıması gereken unsurlar ve hukuki geçerliliği için aranan zorunlu bilgiler ise Vergi Usul Kanunu’nun 230. maddesinde ayrıntılı biçimde sayılmıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun 230. maddesi uyarınca bir faturada; düzenlenme tarihi ile seri ve sıra numarası, faturayı düzenleyenin adı veya ticaret unvanı, adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve vergi kimlik numarası, müşteriye ilişkin kimlik ve adres bilgileri, satılan malın veya yapılan işin türü, miktarı, birim fiyatı ve toplam bedeli ile teslim tarihi ve varsa sevk irsaliyesi numarasının yer alması zorunludur. Ayrıca, malın taşınması gereken hâllerde sevk irsaliyesi düzenlenmesi ve bu belgenin taşıtta bulundurulması yasal bir yükümlülük olarak öngörülmüştür. Fatura, malın teslimi veya hizmetin tamamlandığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde düzenlenmek zorunda olup, bu süre içinde düzenlenmeyen faturalar hukuken hiç düzenlenmemiş sayılmaktadır.
Fatura düzenleme yükümlülüğü bulunan kişi ve kurumlar ise Vergi Usul Kanunu’nun 232. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, serbest meslek erbabı, kazancı basit usulde tespit edilenler ile defter tutmakla yükümlü çiftçiler; sattıkları mal veya yaptıkları işler karşılığında fatura düzenlemek ve karşı taraftan fatura istemekle yükümlüdür. Bunun dışında kalan kişiler bakımından ise, her yıl yeniden belirlenen parasal sınırın aşılması ya da alıcının talebi hâlinde fatura düzenlenmesi zorunlu hale gelmektedir. Bu düzenlemeler, ticari işlemlerin kayıt altına alınmasını ve vergi sisteminin şeffaf ve denetlenebilir olmasını amaçlamaktadır.
Öte yandan, Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesinde de faturaya ilişkin ek düzenlemeler bulunmaktadır. Buna göre ticari işletmesi kapsamında mal satan, hizmet sunan veya bir menfaat sağlayan tacirden, karşı taraf fatura verilmesini ve bedelin ödenmiş olması hâlinde bunun faturada gösterilmesini talep edebilir. Maddenin ikinci fıkrasında ise faturaya itiraz süresi düzenlenmiş olup, faturayı alan kişinin faturanın içeriğine sekiz gün içinde itiraz etmemesi hâlinde, bu içeriği kabul etmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu süre, hak düşürücü veya zamanaşımı süresi niteliğinde olmayıp, yalnızca ispat hukuku bakımından sonuç doğurmaktadır.
Bu kapsamda, süresi içinde itiraz edilmeyen fatura, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin varlığı kabul edildiği takdirde, faturayı düzenleyen lehine adi bir karine oluşturur. Fatura, tek başına borcun varlığını kesin olarak ispatlayan bir belge niteliğinde olmamakla birlikte, içeriğine itiraz edilmemesi hâlinde karşı taraf aleyhine delil olarak ileri sürülebilir. Dolayısıyla fatura hem düzenleyen hem de alan bakımından ispat hukuku açısından önemli sonuçlar doğuran bir belgedir.
FATURAYA DAYALI ALACAK NEDİR?
Faturaya dayalı alacak, taraflar arasında mevcut bir ticari ilişki kapsamında mal satımı veya hizmet ifası sonucunda düzenlenen fatura ile belgelendirilen ve borçlunun ödemekle yükümlü olduğu para alacağını ifade eder. Bu alacak türü, genellikle satış sözleşmesi, hizmet sözleşmesi veya sürekli ticari ilişkilere dayanmakta olup, faturanın düzenlenmesiyle birlikte alacak tutarı belirli ve talep edilebilir hâle gelir. Ancak fatura, tek başına borcun doğduğunu kesin olarak ispatlayan bir belge değil; alacağın dayanağı olan hukuki ilişkinin varlığı hâlinde ispat gücü kazanan bir belgedir.
Türk hukukunda faturaya dayalı alacak, özellikle Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Tacirler arasında düzenlenen ve muhatabına tebliğ edilen faturaya, Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi hâlinde, faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır. Bu durum, faturayı düzenleyen lehine adi bir karine oluşturur ve alacağın varlığına ilişkin ispat yükünü borçluya geçirir. Buna karşılık, süresinde itiraz edilen faturalar bakımından alacaklı, alacağın varlığını fatura dışında diğer delillerle ispat etmek zorundadır.
Faturaya dayalı alacak, muaccel hâle gelmiş olması ve zamanaşımına uğramamış bulunması koşuluyla ilamsız icra takibine konu edilebilir. Borçlu tarafından ödeme emrine süresinde itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşir; itiraz edilmesi durumunda ise alacaklı, itirazın iptali veya itirazın kaldırılması yoluna başvurarak alacağını yargı yoluyla tahsil edebilir.
FATURANIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI NELERDİR?
Faturanın geçerliliğine ilişkin şartlar Vergi Usul Kanunu’nun 230. Maddesinde yer almaktadır. Buna göre, faturada en az aşağıdaki bilgilerin bulunması gerekmektedir. Bunlar:
- Faturanın düzenlenme tarihi seri ve sıra numarası;
- Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;
- Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;
- Malın veya işin nev’i, miktarı, fiyatı ve tutarı;
- Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası, bir faturanın geçerli olabilmesi için fatura evrakında bulunması gereken bilgilerdir.
Bu unsurlar, faturanın geçerliliği için zorunlu olan şekil şartlarını oluşturmaktadır. Söz konusu bilgilerin faturada eksik ya da hatalı şekilde yer alması hâlinde, belge Vergi Usul Kanunu bakımından usulsüz sayılabileceği gibi, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ispat edilebilirliği de güçleştirmektedir. Özellikle düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası gibi unsurlar, faturanın hangi işleme ve hangi döneme ait olduğunun tespiti açısından belirleyici niteliktedir.
FATURAYA İTİRAZ EDİLEBİLİR Mİ? İTİRAZ SÜRESİ NEDİR?
Kişi düzenlenmiş olan faturanın hatalı ya da dayanaktan yoksun düzenlendiğini düşünüyor ise faturanın kendisine tebliğinden sekiz gün içinde söz konusu faturaya itiraz edebilir. Türk Ticaret Kanunu madde 21/2 hükmünde ‘’ Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.’’ düzenlemesine yer verilerek faturaya itiraz konusu yasal zeminde düzenlenmiştir. Sekiz günlük yasal süre faturanın muhataba tebliğinden sonraki gün itibariyle başlar.
FATURA İCRAYA KONULABİLİR Mİ?
Fatura Türk hukuk sisteminde ilam ya da ilam niteliğinde belge kapsamında değerlendirilemeyeceği için fatura alacağı icraya konulacağı zaman ilamlı icra yoluna başvurulamaz. Bu kapsamda fatura alacakları, İcra ve İflas Kanunu’nun 42 ve devamı maddeleri uyarınca genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi kapsamında tahsil edilmektedir.
Alacaklı, fatura ile belgelendirilen ve muaccel hâle gelmiş alacağını tahsil edebilmek amacıyla yetkili icra dairesine başvurarak borçlu aleyhine ödeme emri düzenlenmesini talep edebilir. Bu süreçte, faturanın gerçek bir ticari ilişkiye dayanması, alacağın belirli ve talep edilebilir nitelikte olması ve zamanaşımına uğramamış bulunması icra takibinin hukuka uygun şekilde başlatılabilmesi açısından önemlidir.
FATURANIN İCRA TAKİBİNE KONULABİLMESİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR NELERDİR?
Faturanın icra takibine konu edilebilmesi için öncelikle gerçek bir ticari ilişkiye dayanması ve bu ilişki kapsamında mal teslimi veya hizmet ifasının fiilen gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fatura, Vergi Usul Kanunu’nun 230 ve 231. maddelerinde öngörülen zorunlu unsurları taşımalı, yetkili kişi tarafından ve yasal süresi içinde düzenlenmiş olmalıdır. Ayrıca alacağın muaccel hâle gelmiş, yani ödeme vadesinin gelmiş olması ve zamanaşımına uğramamış bulunması icra takibinin başlatılabilmesi açısından temel şartlardandır. Bu nitelikleri taşımayan faturalar, icra takibine dayanak yapılsa dahi hukuki korunmadan yoksun kalabilir.
Bunun yanı sıra, faturanın borçluya tebliğ edilmiş olması ve özellikle tacirler arasında düzenlenen faturaya karşı Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemiş olması alacaklı lehine ispat kolaylığı sağlar. Her ne kadar bu süre hak düşürücü nitelikte olmasa da süresinde itiraz edilmemesi faturanın içeriğinin kabul edildiği yönünde kanun tarafından adi bir karine öngörülmüştür. Borçlunun icra takibine itiraz etmemesi hâlinde takip kesinleşir; itiraz edilmesi durumunda ise alacaklı, itirazın iptali veya itirazın kaldırılması yoluyla alacağını yargı önünde ispat etmek zorundadır. Bu çerçevede, usulüne uygun düzenlenen ve itiraz edilmeyen faturalar, ilamsız icra takibine elverişli güçlü bir delil niteliği taşımaktadır.
FATURAYA DAYALI İLAMSIZ İCRA TAKİBİ
Faturada yer alan kaşenin konumu, faturanın ödeme durumunun değerlendirilmesi bakımından uygulamada önem taşımaktadır. Kaşenin faturanın üst kısmında bulunması, çoğu zaman faturanın düzenlendiğini ancak henüz bedelinin tahsil edilmediğini ifade ederken; kaşenin alt bölümde, özellikle imza ve “ödendi” ibaresi ile yer alması, faturaya konu bedelin tahsil edildiğine yönelik bir karine oluşturmaktadır.
Her ne kadar kaşenin konumu tek başına borcun ödendiğini kesin olarak ispatlamaya yeterli olmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda ispat hukuku bakımından değerlendirmeye alınan önemli unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir.
Faturaya dayalı alacaklarda alacaklının başvurabileceği temel yol, genel haciz yoluyla ilamsız icra takibidir. Bu takip türünde alacaklı, icra dairesine sunacağı takip talebi ile icra sürecini başlatır ve alacağın dayanağı olan faturayı takip talebine ekler. İcra ve İflas Kanunu’nun 58. maddesi, takip talebinde yer alması gereken zorunlu unsurları ayrıntılı şekilde düzenlemiş olup; alacaklı ve borçluya ilişkin kimlik bilgileri, alacağın miktarı ve faiz bilgileri, borcun sebebi ile seçilen takip yolunun açıkça belirtilmesi zorunludur. Alacak bir belgeye dayanıyorsa, bu belgenin aslı veya onaylı örneklerinin icra dairesine sunulması gerekmektedir. Bu usul, alacaklının mahkeme kararına ihtiyaç duymaksızın, fatura temelli alacağını icra hukuku güvencesi altına almasını sağlar.
Takip talebinin usulüne uygun şekilde yapılmasının ardından icra dairesi, İcra ve İflas Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca ödeme emrini düzenleyerek borçluya tebliğ eder. Ödeme emrinde, borçluya borcu yedi gün içinde ödemesi, mal beyanında bulunması veya bu süre içerisinde itirazda bulunması gerektiği açıkça bildirilir. Borcun süresinde ödenmemesi ve itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşir ve cebri icra aşamasına geçilir. Buna karşılık, borçlunun süresi içinde itiraz etmesi durumunda, takip kendiliğinden durur ve icra dairesince itiraz kaldırılmadığı sürece herhangi bir işlem yapılamaz.
Bu aşamadan sonra alacaklının takibe devam edebilmesi, borçlunun itirazının ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Alacaklı, itirazın niteliğine ve dayanağına göre itirazın kaldırılması veya itirazın iptali davası açarak alacağını yargı yoluyla ispat etmek zorundadır. Fatura, ilamsız icra takibinde tek başına kesin delil niteliği taşımamakla birlikte, usulüne uygun şekilde düzenlenmiş ve itiraz edilmemiş olması hâlinde alacaklının hukuki konumunu güçlendiren önemli bir belge olarak karşımıza çıkmaktadır.
FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE YETKİLİ İCRA DAİRESİ
Faturaya dayalı alacaklar bakımından icra takibinde yetkili icra dairesinin belirlenmesinde, İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümleri esas alınır. Bu kapsamda genel yetkili icra dairesi, borçlunun yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki icra dairesidir. Gerçek kişiler bakımından yerleşim yeri, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer; tüzel kişiler bakımından ise ticaret sicilinde kayıtlı merkez adresidir. Bu kural, faturaya dayalı ilamsız icra takiplerinde asıl ve genel yetki kuralı olarak uygulanmaktadır.
Bununla birlikte, faturaya dayalı alacaklar çoğu zaman bir sözleşmesel ilişkiye dayandığından, borcun ifa edileceği yer icra dairesi de yetkili kabul edilmektedir. Satım veya hizmet sözleşmelerinde, taraflar arasında aksine bir düzenleme bulunmadıkça borcun ifa yeri, Türk Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi uyarınca alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yeri olarak kabul edilir. Ayrıca taraflar arasında yazılı bir sözleşme ile yetki şartı kararlaştırılmışsa ve bu şart Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 17 ve 18 hükümlerine uygunsa, belirlenen yerdeki icra dairesinde de takip yapılabilir. Bu çerçevede faturaya dayalı icra takibinde yetki, borçlunun yerleşim yeri, borcun ifa yeri veya geçerli bir yetki sözleşmesi bulunan hâllerde bu sözleşmede belirtilen yer icra dairesi esas alınarak belirlenmektedir.
FATURA BEDELİNE İLİŞKİN FAİZ TALEP EDİLEBİLİR Mİ? FAİZ NE ZAMAN BAŞLAR?
Faturaya dayalı alacaklarda, asıl alacağın yanında faiz talep edilmesi mümkündür. Bu husus, alacağın niteliğine ve taraflar arasındaki hukuki ilişkiye göre Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Taraflar arasında faiz oranına ve faiz başlangıcına ilişkin yazılı bir sözleşme bulunması hâlinde, kural olarak sözleşmede kararlaştırılan faiz uygulanır. Sözleşmede açık bir faiz şartı yoksa, alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi koşuluyla kanuni faiz veya ticari iş söz konusuysa ticari faiz talep edebilir.
Faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği, borcun muacceliyetine ve borçlunun temerrüdüne bağlıdır. Faturada bir vade tarihi öngörülmüşse, bu vadenin dolmasıyla borçlu kendiliğinden temerrüde düşer ve faiz, vade tarihinden itibaren işlemeye başlar. Vade belirtilmemişse, borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak ihtar çekilmesi gerekmektedir. Bu durumda faiz, ihtarın borçluya ulaştığı tarihten itibaren talep edilebilir. Ancak tacirler arasında düzenlenen faturalar bakımından, Türk Ticaret Kanunu m. 21/2 kapsamında faturaya süresinde itiraz edilmemiş olması ve borcun belirli hâle gelmesi durumunda, uygulamada temerrüdün fatura tarihinden veya makul ödeme süresinin sona ermesinden itibaren gerçekleştiği kabul edilebilmektedir. Bu çerçevede, faturaya dayalı alacaklarda faiz talebi mümkündür; faizin başlangıç tarihi ise somut olayın özelliklerine, taraflar arasındaki sözleşmeye ve temerrüt koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğine göre belirlenmektedir.
FATURAYA İTİRAZ SÜRESİ VE ŞEKLİ
Faturaya itiraz süresi, özellikle tacirler arasındaki ticari ilişkiler bakımından Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, bir faturayı alan kişi, faturayı aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriğine itiraz etmezse, faturada yer alan hususları kabul etmiş sayılır. Bu sürenin az olmasının nedeni Türk Ticaret Kanunu’nda tacirin basiretli olması, ticari teamülleri bilmesi hususundaki kesin kanıdır.
Faturaya itirazın yazılı ve ispatlanabilir şekilde yapılması gerekmektedir. Uygulamada noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü mektup veya e-posta yoluyla yapılan itirazlar mahkeme huzurunda da delil teşkil ettiği için kabul edilmektedir. İtirazın faturanın tamamına veya yalnızca belirli kısımlarına yöneltilmesi mümkündür. Önemli olan, itirazın sekiz günlük süre içinde açık ve tereddüde yer vermeyecek biçimde karşı tarafa bildirilmiş olmasıdır. Süresinde ve usulüne uygun yapılan itiraz hâlinde fatura, karşı taraf aleyhine delil niteliği kazanmaz; bu durumda alacaklı, alacağın varlığını sözleşme, teslim belgeleri, ticari defterler ve diğer delillerle ispat etmek zorundadır.
FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE BORÇLUNUN İTİRAZ HAKLARI NELERDİR?
Faturaya dayalı olarak başlatılan ilamsız icra takibinde borçlunun en temel güvencesi, İcra ve İflas Kanunu’nun 62. maddesi uyarınca tanınan itiraz hakkıdır. Borçlu, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine karşı 7 gün içinde icra dairesine yazılı veya sözlü olarak başvurarak itiraz edebilir. Bu itiraz, borcun tamamına veya bir kısmına yönelik olabileceği gibi; borcun hiç doğmadığı, sona erdiği, ödendiği, zamanaşımına uğradığı ya da borçlu sıfatının bulunmadığı yönünde de ileri sürülebilir. Süresi içinde yapılan itiraz, başka bir işleme gerek kalmaksızın takibi kendiliğinden durdurur.
Borçlu, faturaya ilişkin olarak borca itiraz, faize itiraz, yetkiye itiraz veya imzaya itiraz gibi farklı itiraz sebeplerini ileri sürebilir. Özellikle fatura içeriğinde yer alan mal veya hizmetin teslim edilmediği, eksik ya da ayıplı olduğu, fatura bedelinin gerçeği yansıtmadığı veya taraflar arasında böyle bir ticari ilişkinin bulunmadığı iddiaları borca itiraz kapsamında değerlendirilir. Yetki itirazı ise, icra takibinin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığı iddiasına dayanır ve bu itirazın açıkça belirtilmesi gerekir; aksi hâlde yetki itirazı dikkate alınmaz.
Borçlunun itirazı üzerine takip durduğunda, alacaklının takibe devam edebilmesi ancak itirazın kaldırılması veya itirazın iptali yoluna başvurmasıyla mümkündür. Bu aşamada borçlunun ileri sürdüğü itirazların hukuki ve maddi dayanakları, genel görevli mahkeme veya icra hukuk mahkemesi tarafından değerlendirilir.
FATURAYA İTİRAZ EDİLMESİ HALİNDE İZLENECEK HUKUKİ YOLLAR
Faturaya dayalı olarak başlatılan ilamsız icra takibine borçlu tarafından süresi içinde itiraz edilmesi hâlinde, İcra ve İflas Kanunu’nun 66. maddesi uyarınca takip kendiliğinden durur. Bu aşamadan sonra alacaklının tek taraflı işlemlerle takibe devam etmesi mümkün değildir. Alacaklı, borçlunun itirazını bertaraf edebilmek için kanunda öngörülen hukuki yollardan birine başvurmak zorundadır. Bu yollar, itirazın niteliğine ve alacağın dayandığı belgelere göre farklılık göstermektedir.
Alacaklının başvurabileceği ilk yol itirazın kaldırılması talebidir. İtirazın kaldırılması, yalnızca alacağın İcra ve İflas Kanunu m. 68 ve 68/a kapsamında sayılan belgelerle ispatlanabildiği hâllerde mümkündür. Fatura, tek başına kesin nitelikte belge sayılmadığından, ancak borçlu tarafından imzalanmış, kabul edilmiş veya ticari defter kayıtlarıyla desteklenmişse itirazın kaldırılmasına konu olabilir. İcra hukuk mahkemesinde görülen bu yolda mahkeme, sadece belge incelemesi yapar; itiraz yerinde görülmezse takibin devamına ve şartları varsa inkâr tazminatına karar verir.
Faturanın itirazın kaldırılmasına elverişli belge niteliği taşımadığı durumlarda alacaklının başvurabileceği yol itirazın iptali davasıdır. Bu dava, genel mahkemelerde açılır ve alacağın varlığı maddi hukuk kuralları çerçevesinde tüm delillerle ispatlanır. İtirazın iptali davasının, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması zorunludur. Davanın kabulü hâlinde, icra takibi kaldığı yerden devam eder; ayrıca borçlunun haksız itiraz ettiği kanaatine varılırsa alacaklı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilebilir.
Bunun yanında, alacaklı isterse icra takibini tamamen terk ederek doğrudan alacak davası açma yolunu da tercih edebilir. Bu durumda icra takibi sonuç doğurmaz; uyuşmazlık genel hükümlere göre çözümlenir. Görüldüğü üzere, faturaya itiraz edilmesi hâlinde izlenecek hukuki yol, faturanın hukuki niteliğine ve eldeki delillerin gücüne göre belirlenmekte olup, hak kaybı yaşanmaması adına sürelere ve usule uygun hareket edilmesi büyük önem arz eder.
FATURAYA DAYALI İTİRAZIN İPTALİ DAVASI
Faturaya dayalı ilamsız icra takibine borçlu tarafından süresi içinde itiraz edilmesi hâlinde takip kendiliğinden durur. Bu durumda alacaklı, takibin devamını sağlayabilmek için itirazın iptali davası açabilir. İtirazın iptali davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesine dayanır ve alacağın varlığının genel hükümlere göre mahkeme tarafından tespit edilmesini amaçlar. Bu dava, icra takibine yapılan itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmak zorundadır; aksi hâlde alacaklı itirazın iptali yolunu kaybeder.
İtirazın iptali davası, icra hukuk mahkemesinde değil, alacağın niteliğine göre görevli genel mahkemede açılır. Faturaya dayalı alacaklarda görevli mahkeme kural olarak asliye ticaret mahkemesi olup, tarafların tacir olmadığı hâllerde asliye hukuk mahkemesi görevli mahkeme olur. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin olmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bu davayı açabilmektedir. Bu davada alacaklı, fatura konusu mal veya hizmetin gerçekten ifa edildiğini, borcun doğduğunu ve bedelin ödenmediğini her türlü hukuki delille ispat edebilir. Fatura tek başına kesin delil niteliği taşımamakla birlikte, sözleşme, sevk irsaliyesi, teslim tutanakları, ticari defter kayıtları ve tanık beyanları ile değerlendirildiğinde alacağın ispatında önemli bir rol oynar.
Mahkeme, yapılan yargılama sonucunda borçlunun itirazını haksız bulursa, itirazın iptaline ve icra takibinin devamına karar verir. Ayrıca borçlunun kötü niyetli veya haksız itiraz ettiği kanaatine varılırsa, mahkeme borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedebilir. İtirazın iptali davasının reddi hâlinde ise icra takibi kesin olarak sona erer.
FATURAYA DAYALI MENFİ TESPİT DAVASI
Faturaya dayalı menfi tespit davası, hakkında fatura düzenlenen ve bu fatura nedeniyle borçlu olduğu iddia edilen kişinin, gerçekte böyle bir borcun bulunmadığının mahkeme kararıyla tespitini istemek amacıyla açtığı davadır. Bu dava türü, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiş olup, borçlu sıfatıyla muhatap olunan bir fatura alacağının hiç doğmadığı, sona erdiği, ödendiği, zamanaşımına uğradığı ya da hukuken geçersiz olduğu iddialarına dayanır. Menfi tespit davası, icra takibinden önce açılabileceği gibi, fatura alacağına dayanılarak ilamsız icra takibi başlatıldıktan sonra da açılabilir.
İcra takibinden önce açılan faturaya dayalı menfi tespit davasında amaç, henüz cebri icra tehdidi gerçekleşmeden borçlunun hukuki durumunun açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu aşamada dava, genel hükümlere göre görevli ve yetkili mahkemede görülür ve borçlu, faturaya konu mal veya hizmetin hiç teslim edilmediğini, ayıplı olduğunu, sözleşmenin geçersiz bulunduğunu ya da bedelin ödendiğini ispat etmeye çalışır. İcra takibi başlatıldıktan sonra açılan menfi tespit davasında ise, borçlu ayrıca icra takibinin durdurulması için teminat karşılığında ihtiyati tedbir talep edebilir. Mahkemece uygun görülen teminat yatırıldığı takdirde, icra takibi dava sonuna kadar durdurulabilir.
Menfi tespit davası sonucunda borçlunun iddiaları haklı bulunursa, mahkeme borcun mevcut olmadığının tespitine karar verir ve bu karar icra takibini hükümsüz hâle getirir. Takip sırasında borçlu tarafından ödeme yapılmışsa, menfi tespit davası istirdat davasına dönüşür ve ödenen bedelin iadesi talep edilebilir. Buna karşılık davanın reddi hâlinde, borcun varlığı kesinleşir ve alacaklı icra takibine kaldığı yerden devam eder. Bu yönüyle faturaya dayalı menfi tespit davası, borçlunun haksız veya dayanaksız fatura alacaklarına karşı korunmasını sağlayan, maddi hukuk ve icra hukuku bakımından önemli bir güvence mekanizmasıdır.
FATURA ALACAKLARINDA İSPAT YÜKÜ KİMDEDİR?
Fatura alacaklarında ispat yükü kural olarak alacaklıya aittir. Türk hukukunda ispat yüküne ilişkin temel ilke, Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre “kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflar iddialarını ispatla yükümlüdür.” Bu çerçevede, faturaya dayanarak alacak talebinde bulunan kişi; faturaya konu malın teslim edildiğini veya hizmetin ifa edildiğini, borcun doğduğunu ve bedelin ödenmediğini ispatlamak zorundadır. Fatura tek başına borcun varlığını kesin olarak kanıtlayan bir belge niteliği taşımaz; yalnızca ticari ilişkinin varlığına dair güçlü bir yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilir.
Ancak ticari ilişkilerde ispat yükü, bazı durumlarda yer değiştirebilir veya alacaklı lehine kolaylaşabilir. Özellikle Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca, faturayı alan tarafın faturanın içeriğine sekiz gün içinde itiraz etmemesi, faturadaki kayıtların kabul edildiğine dair alacaklı lehine adi bir karine oluşturur. Bu durumda alacaklı, artık yalnızca faturayı değil, faturaya dayalı ticari ilişkiyi destekleyen ek delilleri sunmakla yetinirken; borçlu, faturaya konu borcun gerçekte doğmadığını, ödendiğini veya başka bir nedenle geçersiz olduğunu ispat yükü altına girer. Dolayısıyla fatura alacaklarında ispat yükü kural olarak alacaklıda olmakla birlikte, süresinde itiraz edilmeyen faturalar bakımından borçlu aleyhine ispat yükünü ağırlaştıran hukuki sonuçlar doğmaktadır.

FATURA NASIL İCRAYA KONULUR
FATURA ALACAKLARINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ NE KADARDIR?
Fatura alacaklarında zamanaşımı süresi, faturanın varlığına değil, alacağın hukuki niteliğine göre belirlenir. Türk hukukunda zamanaşımına ilişkin genel kural Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde düzenlenmiş olup, aksine bir hüküm bulunmadıkça alacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Taraflar arasında ticari veya adi bir ilişki bulunmakla birlikte, alacak belirli bir özel zamanaşımı süresine tabi değilse, faturaya dayalı alacaklar da bu genel süreye tabi olur.
Bununla birlikte bazı fatura alacakları, alacağın türü gereği özel zamanaşımı sürelerine tabidir. Özellikle satım sözleşmesinden doğan bedel alacakları, hizmet, taşıma veya eser sözleşmesine dayalı alacaklar bakımından Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır. Zamanaşımı süresi, kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar; yani malın teslimi veya hizmetin tamamlanmasıyla birlikte süre başlar. Süresi içinde icra takibi başlatılması veya dava açılması hâlinde zamanaşımı kesilir. Zamanaşımı defi ileri sürülmedikçe ilgili husus mahkeme veya icra dairesi tarafından re’sen dikkate alınmaz.
FATURAYA DAYALI İCRA TAKİBİNDE SIK YAPILAN HATALAR
Faturaya dayalı icra takibinde en sık yapılan hataların başında, faturanın tek başına kesin delil olarak görülmesi gelmektedir. Uygulamada alacaklılar, yalnızca faturaya dayanarak icra takibi başlatmanın her durumda yeterli olacağını düşünmektedir. Oysa fatura, borcun varlığını tek başına kesin şekilde ispatlayan bir belge değildir. Özellikle borçlunun süresi içinde itiraz etmesi hâlinde, alacaklının faturaya konu mal veya hizmetin fiilen teslim edildiğini ya da ifa edildiğini ayrıca ispatlaması gerekir. Bu nedenle sözleşme, sevk irsaliyesi, teslim tutanağı veya ticari defter kayıtları gibi destekleyici belgelerin sunulmaması, takibin durmasına ve davanın kaybedilmesine yol açabilmektedir.
Bir diğer yaygın hata, yetkili icra dairesinin yanlış belirlenmesidir. İcra takibinin, borçlunun yerleşim yeri icra dairesi veya sözleşmenin ifa edileceği yer icra dairesi dışında başlatılması, borçluya yetki itirazı imkânı tanır. Yetki itirazının kabul edilmesi halinde yetkili icra dairesinde takip devam eder.
Uygulamada karşılaşılan bir diğer hata, itiraz süresine uyulmamasıdır. Borçlunun yedi günlük itiraz süresi içinde itiraz etmesi hâlinde takibin kendiliğinden duracağı gerçeği çoğu zaman bilinmemektedir. Eğer borçlu 7 günlük itiraz süresi içinde itirazlarını sunmaz ise icra dosyası kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir. Alacaklının, itiraz sonrasında bir yıl içinde itirazın iptali davası açmaması, takip hakkını kaybetmesine neden olur. Aynı şekilde, itirazın kaldırılması yoluna başvurulabilmesi için gerekli belgeler mevcut olmadığı hâlde bu yola gidilmesi de sürecin uzamasına yol açar. Bu hususta profesyonel destek alınması önem arz etmektedir.
Son olarak, faiz başlangıç tarihi ve faiz türünün hatalı belirlenmesi de sıkça karşılaşılan yanlışlardandır. Fatura alacaklarında faizin hangi tarihten itibaren işleyeceği, taraflar arasındaki sözleşmeye, temerrüt tarihine ve ticari iş olup olmamasına göre değişir. Faiz talebinin hukuki dayanak gösterilmeden veya yanlış tarihten başlatılması, itiraz edilmesi hâlinde alacaklının taleplerinin kısmen veya tamamen reddedilmesine sebep olabilir.
SIKÇA SORULAN SORULAR
Fatura tek başına icraya konulabilir mi?
Fatura, Türk hukukunda ilam veya ilam niteliğinde belge sayılmamaktadır. Bu nedenle tek başına kesin borç ikrarı niteliği taşımaz. Ancak fatura, taraflar arasında gerçek bir ticari ilişkinin varlığı hâlinde, alacağın dayanağını oluşturan önemli bir gösterge olarak kabul edilir. Bu yönüyle fatura, alacaklının talebini destekleyen yazılı delil niteliği taşımakta olup, icra takibine dayanak yapılabilmektedir.
Uygulamada fatura, genellikle sözleşme, teslim belgeleri, sevk irsaliyesi ve ticari defter kayıtları ile değerlendirilir. Özellikle tacirler arasında düzenlenen ve süresinde itiraz edilmeyen faturalar, alacaklının iddiasını güçlendiren adi bir karine oluşturur.
Fatura ilamsız icra takibine konu edilebilir mi?
Faturaya dayalı alacaklar, İcra ve İflas Kanunu’nun 42 ve devamı maddeleri uyarınca genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine konu edilebilir. İlamsız icra takibinde alacaklının elinde mahkeme kararı bulunması şart değildir; alacağın belirli, muaccel ve zamanaşımına uğramamış olması yeterlidir. Bu bağlamda fatura, alacağın sebebini gösteren belge olarak takip talebine eklenir.
Borçluya gönderilen ödeme emrine süresi içinde itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir. Buna karşılık borçlu itiraz ederse takip durur ve alacaklının icra takibinin devam etmesini sağlaması için yargı yoluna başvurması gerekir. Bu yönüyle fatura, ilamsız icra takibinin başlatılmasına elverişli bir belge niteliği taşımaktadır.
İmzalanmamış fatura icraya konulur mu?
İmzalanmamış faturalar, özellikle ticari hayatta sıkça karşılaşılan belgeler arasındadır. Türk hukukunda faturanın geçerliliği için alıcı tarafından imzalanmış olması zorunlu değildir. Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’nda faturanın imzalı olmasına ilişkin açık bir şart öngörülmemiştir.
Ancak imzanın bulunmaması, faturada yer alan taraflar arasındaki borç ilişkisinin ispatlanmasını güçleştirebilir. Bu durumda alacaklının, alacağın varlığını başka delillerle desteklemesi gerekebilir. İmzasız fatura, düzenleyeni veya muhatabı tarafından kabul edilmesi halinde geçerli sayılır. Fatura düzenlenirken iş sahibinin veya yetkilisinin imzasının bulunması muhasebe ve vergi hukuku açısından zorunlu bir şekil şartıdır; bu, faturanın resmi ve usulüne uygun belge sayılmasını sağlar. Ancak icra ve borçlar hukuku açısından imza şartı, icra takibi başlatmaya engel değildir.
E-fatura icra takibinde geçerli midir?
E-fatura, Vergi Usul Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca düzenlenen, elektronik ortamda oluşturulan ve saklanan resmi bir belgedir. Hukuki açıdan e-fatura ile kâğıt fatura arasında bir fark bulunmamaktadır. Bu nedenle e-fatura da icra takibine dayanak olarak kullanılabilir.
E-faturanın icra takibinde kullanılması hâlinde, sistem kayıtları, gönderim ve teslim bilgileri delil olarak önem kazanır. Özellikle e-faturaya süresi içinde itiraz edilmemesi hâlinde, faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır ve bu durum alacaklının hukuki konumunu güçlendirir.
Faturaya itiraz edilirse icra durur mu?
İlamsız icra takibinde borçlunun ödeme emrine süresi içinde itiraz etmesi hâlinde, takip kendiliğinden durur. İcra dairesi, borçlunun itirazı üzerine herhangi bir haciz veya cebri icra işlemi yapamaz. Bu durum, borçlunun hukuki korunmasını amaçlayan temel bir ilkedir.
Takibin devam edebilmesi için alacaklının itirazın iptali davası açması veya itirazın kaldırılması yoluna başvurması gerekir. Bu aşamada alacaklı, alacağın varlığını yargı önünde ispatlamakla yükümlüdür. Faturaya ve faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine borçluya tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz edilmesi halinde icra takibi duracaktır.
Faturaya itiraz süresi kaç gündür?
Faturaya itiraz süresi faturanın ne için düzenlendiği ve aradaki ilişkiye göre farklılık göstermektedir. Ticari ilişkiden kaynaklanmayan faturalarda makul süre içerisinde faturaya itiraz edilmesi yeterliyken tacirler arasında düzenlenen faturalar bakımından itiraz süresi, Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca faturanın alındığı tarihten itibaren sekiz gündür. Bu süre içinde itiraz edilmemesi hâlinde faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır ve bu husus adi bir karine oluşturur. Sekiz günlük süre, hak düşürücü nitelikte olmayıp yalnızca ispat yükü açısından sonuç doğurur.
Faturaya itiraz nasıl yapılır?
Faturaya itirazın yazılı ve ispatlanabilir şekilde yapılması gerekli ve yeterlidir. Noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü mektup, KEP veya e-posta yoluyla yapılan itirazlar uygulamada geçerli olarak kabul edilmektedir. İtirazın açık, net ve hangi hususlara yöneldiğinin belirli olması gerekmektedir. açık ve anlaşılır biçimde yapılmayan itirazlar ilerleyen süreçlerde borçluyu zor durumda bırakabilecektir. Süresinde yapılan itiraz, faturanın alacaklı lehine delil olmasını engeller ve alacaklının aradaki ilişkiyi ispat edebilmesi için başka yollara başvurması gerekir.
Faturaya dayalı icra takibinde faiz istenebilir mi?
Faturaya dayalı icra takibinde faiz istenebilir. Fatura alacağına işleyecek faiz ve faizin başlangıç tarihi, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ve faturada yer alan ödeme koşullarına göre belirlenir. Fatura üzerinde açık bir vade tarihi bulunuyorsa, borçlu bu tarihte temerrüde düşer ve vade tarihinden itibaren faiz işlemeye başlar. Vade tarihi bulunmayan hâllerde ise borçlunun temerrüde düşürülmesi gerekir; bu da kural olarak usulüne uygun bir ihtarname gönderilmesiyle sağlanır. İhtarın borçluya tebliğ edilmesine rağmen ödeme yapılmaması durumunda, ihtar tarihinden itibaren faiz talep edilebilir.
Faturaya itiraz edilirse alacaklı ne yapmalıdır?
Faturaya itiraz edilmesi hâlinde, alacaklı açısından faturanın tek başına alacak hususunda delil niteliği zayıflar ve alacağın varlığının ayrıca ispatlanması gerekir. Bu durumda alacaklı, öncelikle taraflar arasındaki sözleşme, sevk irsaliyesi, teslim tutanakları, hizmet ifa belgeleri, yazışmalar ve cari hesap kayıtları gibi fatura içeriğini destekleyen delilleri borçluya sunmalıdır.
Faturaya itiraz, Türk Ticaret Kanunu uyarınca süresi içinde (kural olarak 8 gün içinde) yapılmışsa, alacaklı itirazın iptali davası açarak veya alacak davası yoluna başvurarak borcun varlığını ispat edebilir. İcra takibi başlatılmış ve borçlu ödeme emrine itiraz etmişse, alacaklı itirazın tebliğinden itibaren 1 yıl içinde itirazın iptali davası açabilir. Bu süreçte alacaklı, faturanın taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında düzenlendiğini ve borcun doğduğunu somut delillerle ortaya koymakla yükümlüdür.
Fatura borcu için menfi tespit davası açılabilir mi?
Fatura borcu için menfi tespit davası açılabilmektedir. Menfi tespit davası; bir kimsenin, kendisinden talep edilen borcun hukuken mevcut olmadığının mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan bir dava türüdür. Faturaya dayalı bir alacakta borçlu; borcun hiç doğmadığını, geçersiz olduğunu, tamamen veya kısmen ödendiğini, zamanaşımına uğradığını ya da faturanın gerçeği yansıtmadığını ileri sürüyorsa menfi tespit davasını açabilir.
Menfi tespit davası, icra takibinden önce açılabileceği gibi icra takibi başlatıldıktan sonra da açılabilmektedir. Takipten önce açılması hâlinde, borçlu olası bir icra tehdidini bertaraf etmeyi hedeflerken; takipten sonra açılan menfi tespit davası ile mevcut icra takibinin haksız olduğu ortaya konulmaya çalışılır. Ancak icra takibinden sonra açılan davada, icranın kendiliğinden durmayacağı; takibin durdurulabilmesi için mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilmesi ve gerekli görülen teminatın yatırılması gerektiği hususları dikkate alınmalıdır.
Fatura borcu ödenmişse icra takibi iptal edilir mi?
Fatura borcu ödenmişse icra takibi iptal edilebilir veya sona erdirilir. Borçlu, fatura borcunu icra takibinden önce ya da takip başlatıldıktan sonra ödemişse, bu durumu banka dekontu, makbuz, cari hesap ekstresi veya yazılı ödeme belgesi ile ispatlayarak icra dosyasının kapatılmasını talep edebilir. Ödemenin icra takibinden sonra yapılması hâlinde, borcun fer’ileriyle birlikte ödendiğinin anlaşılması durumunda takip sona erer, dosya kapatılır ve konulmuş hacizler kaldırılır.
Buna karşılık, borcun takipten önce ödenmiş olmasına rağmen alacaklı tarafından icra takibi başlatılmışsa, borçlu icra takibine itiraz edebilir, menfi tespit davası açabilir veya şartları varsa istirdat davası yoluna başvurabilir.
Fatura alacaklarında zamanaşımı süresi ne kadardır?
Zamanaşımı; alacak hakkının kanunda açıkça belirlenmiş süreler içerisinde kullanılmaması nedeniyle, borçlunun borcunu ödemekten kaçınabilmesini sağlayan bir müessesedir. Fatura alacaklarına ilişkin zamanaşımı süresi 5 yıl olarak belirlenmiştir. Zamanaşımına uğrayan fatura alacağı, tamamen ortadan kalkmamakla birlikte, borçlu tarafından zamanaşımı defi ileri sürüldüğü takdirde dava veya icra yoluyla cebren tahsil edilemez hâle gelir. Bu nedenle fatura alacaklarında sürenin doğru tespiti ve zamanaşımı dolmadan önce icra takibi başlatılması veya dava açılması, alacaklının hak kaybına uğramaması açısından büyük önem taşır.
Faturaya dayalı icra takibinde avukatla takip zorunlu mudur?
Türk hukuk sisteminde istisna hâller dışında (genellikle ceza hukukunda karşımıza çıkmaktadır) faturaya dayalı icra takibinde avukatla takip zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak fatura alacaklarına ilişkin icra takipleri; alacağın hukuki dayanağının doğru kurulması, faturanın tek başına alacak doğurup doğurmadığının değerlendirilmesi, itirazın süresinde ve usulüne uygun şekilde yapılması ya da itirazın iptali veya kaldırılması yollarının doğru seçilmesi gibi teknik ve dikkat gerektiren süreçler içermektedir. Özellikle faiz türü ve başlangıç tarihinin hatalı belirlenmesi, yanlış takip yolu seçilmesi veya delillerin eksik sunulması hâlinde ciddi hak kayıpları meydana gelebilmektedir.
Bu nedenle her ne kadar zorunlu olmasa da faturaya dayalı icra takibinin ve bu kapsamdaki davaların alanında deneyimli avukatlar aracılığıyla yürütülmesi; sürecin sağlıklı ve etkin şekilde ilerlemesi, olası itirazların doğru şekilde bertaraf edilmesi ve alacaklının hak kaybına uğramasının önlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.


