İÇİNDEKİLER
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU NEDİR? (TCK 155)
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN CEZASI NEDİR?
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN ŞARTLARI NELERDİR?
- Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (TCK 155/2)
- Ticaret İlişkisi Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu
- Meslek veya Sanat Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma
- Başkasının Mallarını Yönetme Yetkisi Kapsamında Güveni Kötüye Kullanma
- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Adlî Para Cezası ve Erteleme
- Benzer Suçlarla Karşılaştırma
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU ŞİKAYETE TABİ MİDİR VE ŞİKAYET SÜRESİ NEDİR?
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA SORUŞTURMA AŞAMASI NASIL OLUR?
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA CEZASIZLIK VE CEZADA İNDİRİM SEBEPLERİ NELERDİR?
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA UZLAŞMA KURUMU NASIL İŞLEMEKTEDİR?
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA TAZMİNAT
- GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
- Suçun Unsurlarının Yorumlanması (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/67)
- Mali Müşavirin Defter ve Belgeleri İade Etmemesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2019/3020 K.)
- Belediye Çalışanının Resmî Pozisyonunu Kötüye Kullanması (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2015/7609 K.)
- Yabancı Uyruklu Kişiye Ait Taşınmazın Geri Verilmemesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2014/20771 K.)
- Muhasebe Elemanının Tahsil Ettiği Parayı Mal Edinmesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2014/13164 K.)
- Kredi Kooperatifi Memurunun Parayı Üstüne Geçirmesi (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2012/10286 K.)
- Avukatın Vekâlet Görevi Kapsamındaki Parayı Vermemesi (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 2021/287 K.)
- Basit ve Nitelikli Güveni Kötüye Kullanma Ayrımına Dair (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2018/48 K.)
- Finansal Kiralama Sözleşmelerinde Kiralanan Malın İade Edilmemesi
- Acil Müdahale Ekibinin Emanete İhaneti (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2021/790 K.)
- Şoförün Şirkete Ait Tır ile Kaçak Eşya Taşıması (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2021/804 K.)
- Kuyumcuya Emanet Edilen Altınların Verilmemesi (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – 2024 Kararları)
- Tamirciye Bırakılan Minibüsün Motorunun Satılması (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2019/1097 K.)
- Sonuç
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU NEDİR? (TCK 155)
Güveni kötüye kullanma suçu, güvene dayalı bir ilişki sonucunda teslim alınan malın, teslim amacının dışında kullanılması veya teslim alınmadığının inkâr edilmesi ile oluşan bir malvarlığına karşı suç tipidir. Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen bu suç, uygulamada emniyeti suistimal suçu olarak da adlandırılmaktadır. Basit bir ifade ile, bir eşya veya mal belirli bir amaçla bir kişiye emanet edilir; ancak bu kişi, malı veriliş amacının dışında kendi veya bir başkasının çıkarına kullanır ya da malı aldığı gerçeğini inkâr ederse güveni kötüye kullanma suçu oluşur. Hukuken bir nevi “emanete ihanet” olarak da görülebilecek bu davranış, ceza hukuku kapsamında yaptırıma bağlanmıştır.
Güven ilişkisi toplumsal düzenin devamı için temel bir unsurdur. Kanun koyucu, güvenin ihlal edildiği durumları çeşitli suç tipleriyle cezalandırmaktadır. Güveni kötüye kullanma suçu da bu kapsamda, bir kişinin kendisine rıza ile teslim edilen mala ilişkin güveni boşa çıkarmasını cezalandıran önemli bir suçtur.
Güveni kötüye kullanma suçu (emniyeti suistimal), temel (basit) şekli ve kanunda sayılan nitelikli halleri ile toplam beş farklı şekilde ortaya çıkabilir:
- Basit güveni kötüye kullanma (TCK 155/1): Malın zilyetliğinin kendisine devredildiği amacın dışında kullanılması suretiyle işlenen güveni kötüye kullanma suçudur.
- Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK 155/2): Fail ile mağdur arasındaki hizmet ilişkisine dayanılarak duyulan güvenin kötüye kullanılması hâlidir.
- Meslek veya sanat nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK 155/2): Failin mesleğini veya sanatını icra etmesi dolayısıyla kendisine bırakılan eşya üzerinde teslim amacına aykırı tasarrufta bulunması hâlidir.
- Ticaret nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK 155/2): Bir ticari ilişki çerçevesinde teslim edilen malın, teslim amacından farklı bir amaçla kullanılması hâlidir.
- Başkasının mallarını yönetme yetkisi kapsamında güveni kötüye kullanma (TCK 155/2): Bir kimsenin, başkasına ait malları idare etme yetkisi kapsamında kendisine tevdi edilen mal veya parayı amacı dışında kullanması veya devir olgusunu inkâr etmesi hâlidir.
Şikâyet, Zamanaşımı, Uzlaştırma ve Görevli Mahkeme
Güveni kötüye kullanma suçu, basit hali ve nitelikli halleri olmak üzere iki farklı takibe tabidir. Suçun basit şekli (TCK 155/1) şikayete tabidir. Mağdur, suçun işlendiğini ve failini öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikayetini yapmalıdır. Eğer bu süre içinde şikayet hakkı kullanılmazsa, ilgili fiil hakkında daha sonra şikayet yoluna gidilemez.
Suçun nitelikli halleri (TCK 155/2) ise şikayete tabi değildir. Bu hallerde soruşturma makamlarınca re’sen (kendiliğinden) harekete geçilir. Bu nedenle nitelikli şekillerde 6 aylık şikayet süresi aranmaz. Suçun nitelikli halleri için öngörülen dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Mağdur, bu süre içinde şikayetçi olmasa bile kamu davası açılabilir ve yargılama sırasında mağdur dilerse davaya katılabilir.
Güveni kötüye kullanma suçu, uzlaştırma kapsamındaki suçlardandır. Gerek soruşturma gerek kovuşturma aşamasında, eğer fiilin TCK 155 kapsamında olduğu anlaşılırsa öncelikle uzlaştırma prosedürü işletilir. Mağdur ile fail arasında bir uzlaştırmacı aracılığıyla görüşme sağlanır; taraflar uzlaşma sağlarsa süreç ceza davasına gitmeden sona erer. Uzlaşma sağlanamazsa, soruşturma veya yargılamaya normal seyrinde devam edilir. (Uzlaşma başarılı olduğunda genellikle şüpheli/sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilir.)
Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle açılan davalara bakmakla görevli mahkeme, Asliye Ceza Mahkemesi’dir. Yargılama, suçun işlendiği yerin asliye ceza mahkemesinde yapılır.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN CEZASI NEDİR?
Güveni kötüye kullanma suçunun cezası, suçun basit şekline veya nitelikli haline göre farklılık gösterir:
- Basit güveni kötüye kullanma (TCK 155/1): 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası ve adlî para cezası ile cezalandırılır. Kanun metninde her iki cezanın birlikte verileceği belirtilmiştir, yani hâkim hem hapis cezasına hem de adlî para cezasına hükmetmelidir.
- Nitelikli güveni kötüye kullanma (TCK 155/2): 1 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ve üç bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Nitelikli hallerde de hem hapis hem para cezası birlikte uygulanır. (Not: Kanunda “üç bin güne kadar adlî para cezası” şeklinde yazılmıştır.)
Not: Adlî para cezası, belirlenen gün sayısının bir karşılık değeri üzerinden hesaplanan ve hükümlünün ödemesi gereken bir miktar paradır. Hakim, failin ekonomik ve şahsi durumunu göz önüne alarak, kanunda belirtilen sınırlar içinde bir gün birim değeri belirler. Hükmedilen gün sayısı ile bu birim değerin çarpımı sonucu ödenecek meblağ bulunur.
Etkin Pişmanlık (TCK 168)
Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık, suç işledikten sonra failin pişman olarak gönüllü bir şekilde zararı gidermesi veya adalete yardımcı olması halinde cezasında indirim yapılmasını sağlayan bir kurumdur. Güveni kötüye kullanma suçu da etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabildiği suçlardandır.
- Soruşturma aşamasında etkin pişmanlık: Suç ortaya çıktıktan sonra, daha iddianame düzenlenmeden (yani kovuşturma başlamadan) önce fail pişmanlık gösterir ve suça ilişkin bilgileri yetkililere vererek veya mağdurun uğradığı maddi zararı tamamen karşılayarak yardımcı olursa, alacağı ceza 3’te 2 oranına kadar indirilebilir. Örneğin normalde 1 yıl hapis cezası alabilecek bir fail, etkin pişmanlık sayesinde cezası 4 aya kadar düşürülerek hüküm giyebilir. Bu indirimden yararlanabilmek için failin, suçla ilgili diğer failleri (azmettiren, yardım eden gibi) açıklaması veya çalınan/zarar verilen malın değerini aynen veya nakden ödemesi gerekebilir.
- Kovuşturma (dava) aşamasında etkin pişmanlık: Dava açıldıktan sonra, fakat henüz mahkeme hüküm vermeden önce fail pişman olur ve benzer şekilde mağdurun zararını tamamen giderir ya da adaletin sağlanmasına katkıda bulunursa, cezası 1/2 oranına kadar indirilebilir. Bu durumda örneğin 1 yıl hapis cezası, etkin pişmanlık dolayısıyla 6 aya kadar inebilir.
Etkin pişmanlık, fail için önemli bir ceza indirimi imkânıdır; ancak uygulanabilmesi için failin pişmanlığını samimi şekilde göstermesi ve özellikle doğrudan maddi bir zarar varsa bunu telafi etmesi şarttır.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN ŞARTLARI NELERDİR?
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için kanunda belirtilen bazı objektif ve sübjektif şartlar bulunmaktadır. TCK 155. maddede, suçun tüm unsurları açıkça tanımlanmıştır. Bu suç bakımından en önemli unsur, fail ile mağdur arasındaki güven ilişkisinin hukuken geçerli bir zemine dayanmasıdır.
Sözleşme İlişkisi
Suçun oluşabilmesi için öncelikle malın maliki (mülkiyet hakkı sahibi) ile malı teslim alan fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunmalıdır. Bu sözleşme, tarafların “aldatılmamış” özgür iradesi ile kurulmuş olmalıdır. Fail ile malın sahibi arasında geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa güveni kötüye kullanma suçunun şartları oluşmaz. Eğer mal, malikin iradesi hile veya desise ile yanıltılarak elde edilmişse, ortada geçerli bir hukuki teslim de olmadığı için fiil güveni kötüye kullanma değil dolandırıcılık suçunu oluşturabilir.
Sözleşme yazılı olabileceği gibi sözlü olarak da kurulabilir. Önemli olan, sözleşmenin hukuken geçerli ve hukuka uygun bir ilişkiye dayanmasıdır. Teslim işleminin bu meşru sözleşme kapsamında gerçekleşmesi, suçun oluşması için zorunludur.
Zilyetlik
Zilyetlik, bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir mal üzerindeki fiilî hâkimiyeti olarak tanımlanır. Zilyet konumunda bulunan kişi, o malı fiilen elinde bulundurmaktadır. Mülkiyet hakkı ile zilyetlik farklı kavramlardır; zira bir kişi malın maliki olmasa bile malın zilyedi olabilir. Mülkiyet sahibinin zilyetliğine asli zilyetlik, malı malikten devralan kişinin zilyetliğine fer’î zilyetlik denir. Örneğin, bir evin mülkiyet hakkı sahibi ev sahibi asli zilyet, o evi kiralayan kişi ise fer’î zilyettir.
Güveni kötüye kullanma suçunda korunmak istenen hukuki değer mülkiyet olmakla birlikte, mülkiyetin korunması zilyetliğin korunması ile sağlanır. Bu nedenle, emniyeti suistimal suçu olarak da bilinen güveni kötüye kullanma suçunun oluşması için malın zilyetliği ile ilgili aşağıdaki unsurların gerçekleşmesi gerekir:
- Zilyetliğin mal sahibi tarafından rızayla devredilmesi: Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için malın zilyetliği, mal sahibinin rızasıyla faile devredilmiş olmalıdır. Mal, ister taşınır ister taşınmaz olsun, malikin bilgi ve isteği dahilinde failin kontrolüne geçmelidir. Eğer fail malı mal sahibinin rızası dışında ele geçirmişse (örneğin gizlice almışsa veya zorla almışsa), artık güveni kötüye kullanma değil, olayın özelliklerine göre hırsızlık, yağma, dolandırıcılık veya mala zarar verme gibi suçlar oluşabilir.
- Zilyetliğin bizzat mal sahibinden failin kendisine devredilmesi: Zilyetliğin rızai devri, bizzat mal sahibi ile fail arasında gerçekleşmelidir. Mal, malikin izniyle de olsa üçüncü bir kişi aracılığıyla faile değil de başka bir kişiye teslim edilmişse, failin o mal üzerinde tasarruf etmesi güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaz. Örneğin, mal sahibi değerli bir eşyasını babasına emanet etmişken, mal sahibinin oğlu bu eşyayı babasından habersiz alıp satarsa, söz konusu eşya kendisine doğrudan teslim edilmediği için hırsızlık suçu oluşacaktır (çünkü zilyetlik babaya devredilmişti, faile değil).
- Devir amacına aykırı tasarruf veya devir olgusunun inkârı: Güveni kötüye kullanma suçunun gerçekleşmesi için, fail kendisine teslim edilen malı teslim amacından farklı bir şekilde kullanmalı veya malı teslim aldığı gerçeğini inkâr etmelidir. Mal sahibi (örneğin bir gerçek kişi, şirket veya vakıf), malı belirli bir amaçla kullanması için faile emanet eder. Fail, malı sahibine geri verene kadar bu amaca uygun olarak kullanırsa suç oluşmaz. Ancak fail malı sanki kendi malıymış gibi satmak, rehin vermek, tüketmek, amacı dışında kullanmak veya malı aldığı olgusunu inkâr etmek gibi davranışlar sergilerse güveni kötüye kullanma suçu oluşur.
Örneğin, finansal kiralama (leasing) sözleşmesi gereği sözleşme feshedildiğinde iade edilmesi gereken bir iş makinesini, kiracı iade etmez ve makineyi kendi tasarrufunda tutmaya devam ederse, ticari ilişki nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu meydana gelir. Yine, bankaya yatırmak üzere kendisine nakit para emanet edilen bir kişinin, parayı bankaya yatırmayıp sonrasında “bana böyle bir para teslim edilmedi” diyerek inkâr etmesi halinde – teslim almadığı yalanı kanıtlandığı takdirde – güveni kötüye kullanma suçu oluşacaktır.
Haksız Yarar Sağlama Şartı Aranır mı?
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşması için failin ayrıca haksız bir yarar sağlaması şart değildir. TCK 155. maddede, zilyetliğin kötüye kullanılması veya devir olgusunun inkâr edilmesi suretiyle “kendisinin veya başkasının yararına olarak” mal üzerinde tasarrufta bulunmaktan bahsedilse de, bu ifadeden failin mutlaka haksız kazanç elde etmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalıdır. Bu suç tipinde, failin somut bir menfaat sağlamış olması aranmamaktadır. Aynı şekilde, suçun oluşumu için mağdurun maddi bir zarara uğraması da gerekmez. Önemli olan, failin kendisine tevdi edilen mal üzerinde veriliş amacına aykırı tasarrufta bulunması veya teslim olgusunu inkâr etmesidir; bu davranış, herhangi bir kazanç elde edilmese bile suçu oluşturur.
Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (TCK 155/2)
Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinden biridir. Malın mülkiyet hakkı sahibi (mağdur) ile malı devralan fail arasında bir hizmet ilişkisi bulunması ve malın bu hizmet ilişkisi kapsamında teslim edilmiş olması gerekir. Kanun, böyle durumlarda suçu daha ağır bir ceza ile cezalandırmaktadır (TCK 155/2).
Hizmet ilişkisinin belirli bir süreklilik taşıması gerekir. Eğer zilyet, mal sahibinin geçici bir isteğini yerine getirirken suçu işlerse – yani aralarında sürekli bir hizmet ilişkisi yoksa – bu durumda suçun basit şekli oluşur. Ayrıca, hizmet ilişkisinin genellikle bir ücret veya benzeri bir çıkar karşılığı kurulmuş olması beklenir (örneğin bir iş sözleşmesi ilişkisi gibi). Bu tür ilişkilerde, mal sahibinin malı teslim etmesi, o hizmet ilişkisine dayanan güvenin bir sonucudur.
Örnek: Bir işyeri sahibi, aracını tamir etmesi için bir tamirciye teslim eder. Tamirci, aracı tamir etmek yerine özel işi için kullanır ve bu sırada araca zarar verecek bir kaza yaparsa, bu durumda hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu oluşur. Yine, bir avukat müvekkilinden vekâlet görevi çerçevesinde değerli bir evrak teslim alıp bu evrakı kasten yok ederse, bu da hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacaktır.
Ticaret İlişkisi Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu
Ticari ilişkilerde güven, ekonomik hayatın sürdürülebilmesi için son derece önemlidir. Türk Ceza Kanunu, ticari güven ilişkisinin kötüye kullanılmasını güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hali olarak kabul etmiştir (TCK 155/2). Şirketler veya tacirler arasında yapılan satış, taşıma veya eser sözleşmesi gibi ticari ilişkilerde, bir malın belirli bir iş veya hizmet için teslim edilmesi sıkça rastlanan bir durumdur. Bu gibi durumlarda, malın teslim amacına aykırı olarak kullanılması ticaret ilişkisi nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Örnek: Kendisine belirli bir malı İstanbul’a götürmesi için teslim edilen nakliye şirketi, bu malı zamanında teslim etmek yerine başka bir amaçla kullanırsa veya farklı bir yere gönderirse, bu eylem ticari ilişki nedeniyle güveni kötüye kullanma suçuna vücut verir.
Meslek veya Sanat Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma
Bazı meslek veya sanatların icrası sırasında, müşteri tarafından o meslek erbabına bir malın geçici olarak teslim edilmesi söz konusu olur. Mesleki faaliyet dolayısıyla duyulan güvenin kötüye kullanılması da suçun nitelikli bir hali olarak sayılmıştır (TCK 155/2). Meslek veya sanat nedeniyle güveni kötüye kullanmada, failin yaptığı iş sürekli bir uğraş olup, insanlar bu meslek mensuplarına ihtiyaç duyduklarında mallarını teslim edebilirler.
Örnek: Bir terziye tadilat için bırakılan elbisenin, terzi tarafından izin alınmaksızın giyilerek zarar görmesi veya bir ayakkabı tamircisine tamir amacıyla bırakılan ayakkabının, tamirci tarafından kişisel kullanılıp yıpratılması, meslek nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Başkasının Mallarını Yönetme Yetkisi Kapsamında Güveni Kötüye Kullanma
Bir kişi, başkasına ait malları idare etme konusunda yasal veya sözleşmesel bir yetkiye sahipse, bu yetki kapsamında kendisine tevdi edilen malları amacına aykırı olarak kullanması veya tevdi olgusunu inkâr etmesi halinde güveni kötüye kullanma suçunun bir diğer nitelikli hali gerçekleşir (TCK 155/2).
Başkasının mallarını yönetme yetkisi farklı şekillerde doğabilir: Malik kendi rızasıyla bir vekâlet verebileceği gibi, mahkeme kararıyla vasi veya kayyım atanması sonucunda da bir kişi başkasının mal varlığını yönetme görevini üstlenebilir. Hangi sebeple olursa olsun, eğer bu yetkiye sahip kişi malın sahibiymiş gibi davranıp mal üzerinde amacı dışında tasarrufta bulunur ya da malın kendisine tevdi edildiğini inkâr ederse suçun bu ağırlaştırılmış şekli oluşacaktır.
Örnek: Varlıklı bir kişi, malvarlığını idare etmesi için güvendiği bir yakınını veya profesyoneli vekil tayin edebilir. Bu vekil, söz konusu malvarlığı değerlerini amacı dışında kendi çıkarı için kullanırsa güveni kötüye kullanma suçunun “başkasının mallarını yönetme yetkisi kötüye kullanılarak” işlenen nitelikli halini işlemiş olur. Yine, mahkeme tarafından atanan bir vasi, vesayet altındaki kişinin mallarını satıp parayı kendisi için harcarsa aynı nitelikli hal söz konusu olur.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması, Adlî Para Cezası ve Erteleme
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): HAGB, sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün açıklanmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesi ve bu süre zarfında sanığın bir daha kasıtlı bir suç işlememesi hâlinde hükmün hiç açıklanmamış sayılmasını sağlayan bir mekanizmadır. Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle oluşan maddi bir zarar varsa, sanığın HAGB’den faydalanabilmesi için bu zararı gidermesi (mağdura ödemesi) gerekir. Eğer suç nedeniyle herhangi bir zarar oluşmamışsa, sanığın mağdura ödeme yapmasına gerek olmadan da HAGB kararı verilebilir. (HAGB kararı verilen bir sanık, genellikle 5 yıl boyunca denetime tabi tutulur; bu sürede kasten bir suç işlemediği ve mahkemenin belirlediği yükümlülüklere uyduğu takdirde hüküm açıklanmaz ve dava düşer.)
Adlî Para Cezası: Adlî para cezası, işlenen bir suç karşılığında hükmedilen ve hapis cezasına alternatif veya ek olarak uygulanan bir yaptırımdır. Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle mahkemenin hükmettiği hapis cezası, kanunun öngördüğü koşullar bulunuyorsa adlî para cezasına çevrilebilir. Ayrıca, TCK 155’te hem hapis hem para cezası öngörüldüğünden, mahkeme hapis cezasıyla birlikte adlî para cezası da verebilir. Adlî para cezası, hükmedilen para miktarının zamanında ödenmemesi halinde, ödenmeyen kısma karşılık gelen gün sayısı kadar hapis cezası olarak da infaz edilebilir.
Cezanın Ertelenmesi: Cezanın ertelenmesi, mahkemenin belirlediği hapis cezasının cezaevinde çektirilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesi anlamına gelir. Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle hükmolunan kısa süreli hapis cezaları (2 yıl veya daha az süreli hapis cezaları), eğer sanığın sabıkasız olması ve mahkemenin sanığın bir daha suç işlemeyeceğine dair kanaati gibi şartlar mevcutsa ertelenebilir. Ceza ertelendiğinde, sanık genellikle 1-3 yıl arası bir denetim süresine tabi tutulur. Bu süre boyunca kasten bir suç işlemez ve yükümlülüklerini yerine getirirse cezası infaz edilmiş sayılır; ancak denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlenirse ertelenen ceza cezaevinde infaz edilir.
Benzer Suçlarla Karşılaştırma
Güveni kötüye kullanma suçu, bazı diğer malvarlığına karşı suç tipleriyle benzerlik gösterebilir ancak önemli farklılıkları vardır. Özellikle hırsızlık, dolandırıcılık ve zimmet suçları ile güveni kötüye kullanma arasındaki ayrımların bilinmesi, hangi suçun oluştuğunu tespit etmek açısından gereklidir.
Hırsızlık ve Güveni Kötüye Kullanma
Hırsızlık suçunda (TCK 141), fail bir başkasına ait taşınır bir malı, malikin rızası olmaksızın bulunduğu yerden alır. Hırsızlıkta fail, suçun başından itibaren malı kendisine mal etme kastıyla hareket eder; yani malı çalmak amacıyla olayı planlar.
Güveni kötüye kullanma suçunda ise mal, mal sahibinin rızasıyla failin zilyetliğine geçmiştir. Teslim anında fail malı geri vermek niyetinde gibi görünse de, daha sonra bu güveni ihlal ederek malı iade etmemeye veya amacı dışında kullanmaya karar verir. Başka bir deyişle, güveni kötüye kullanmada suç kastı sonradan ortaya çıkar. Ayrıca bu suç, hırsızlıktan farklı olarak taşınmaz mallar üzerinde de işlenebilir (örneğin bir gayrimenkulün, tapuda emanet edilme amacı dışında sahiplenilmesi de güveni kötüye kullanma olarak değerlendirilebilir).
Dolandırıcılık ve Güveni Kötüye Kullanma
Dolandırıcılık suçunda (TCK 157) fail, hileli davranışlarla mağdurun aldatılmış iradesini kullanarak bir malvarlığı faydası elde eder. Dolandırıcılık için failin en baştan hile yapma kastı vardır ve suçun oluşması için mağdurun zararı pahasına failin veya bir üçüncü kişinin haksız bir menfaat elde etmesi gerekir.
Güveni kötüye kullanma suçunda ise hileli bir aldatma söz konusu değildir; mağdur, failin herhangi bir oyununa gelmeksizin malını kendisi teslim eder. Fail ile mağdur arasında başlangıçta bir güven ilişkisi bulunmaktadır. Failin suç kastı dolandırıcılıktaki gibi en baştan değil, sonradan güveni kötüye kullanmaya karar verdiğinde oluşur. Ayrıca güveni kötüye kullanmada, failin haksız bir kazanç sağlaması şart olmaksızın, malı amacına aykırı kullanması veya iade etmemesi yeterlidir.
Zimmet ve Güveni Kötüye Kullanma
Zimmet suçu (TCK 247), sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilen özel bir suç tipidir. Kamu görevlisi, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan ve kamunun zararına da neden olabilecek bir malvarlığı değerini kendi üzerine geçirirse zimmet suçu oluşur. Zimmet suçunda, ihlal edilen güven ilişkisi kamuya (kamu idaresine) ait bir güvendir ve eylem, kamu idaresinin güvenilirliğini sarsar.
Güveni kötüye kullanma suçu ise herkes tarafından işlenebilir ve daha çok özel hukuk alanındaki güven ilişkilerini korumaya yöneliktir. Bir kamu görevlisi, göreviyle bağlantılı olmayan, tamamen kişisel bir güven ilişkisi çerçevesinde kendisine emanet edilen bir malı kötüye kullanırsa zimmet suçu değil, güveni kötüye kullanma suçu oluşur. Örneğin bir memur, komşusunun emanet ettiği eşyayı iade etmezse zimmet değil güveni kötüye kullanma suçundan sorumlu olur. Buna karşılık, bir memur resmî sıfatı gereği sorumluluğunda olan kamu paralarını veya eşyasını kendi çıkarına kullanırsa artık güveni kötüye kullanma değil zimmet suçu söz konusu olacaktır.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU ŞİKAYETE TABİ MİDİR VE ŞİKAYET SÜRESİ NEDİR?
Güveni kötüye kullanma suçunun basit şekli şikayete tabi iken nitelikli halin varlığında şikayet şartı aranmamaktadır. Güveni kötüye kullanma suçu, basit ve nitelikli hal olmak üzere iki türlü işlenebilir. Suçun temel şekli şikayete tabidir (TCK 155/1) . Şikayet süresi, fiilin işlendiği ve failinin öğrenildiği tarihten itibaren 6 aydır. Bu 6 aylık süre hak düşürücü niteliktedir.
Suçun nitelikli hali ise, şikayete tabi olmayıp suçlar arasında olmayıp şikayet süresi yoktur. Suçun nitelikli hallerinin dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Zarar gören kişi zamanaşımı süresi içinde her zaman şikayet hakkını kullanılabilir.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA SORUŞTURMA AŞAMASI NASIL OLUR?
Suçun temel hali şikayete tabi tutulmuşken nitelikli halinin işlenmiş olması durumunda şikayete tabi değildir. Fakat nitelikli bir hal olmasına rağmen TCK 167/2’de belirtilen kişiler arasında gerçekleşmesi durumunda şikayete tabi tutulmaktadır. Şikayet hakkı zarar gören kişiye aittir (TCK 73/7).
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA CEZASIZLIK VE CEZADA İNDİRİM SEBEPLERİ NELERDİR?
TCK 167. maddede düzenlenen cezasızlık ve cezada indirim sebepleri şunlardır:
- a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin
- b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın
- c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz. Bu suçların, haklarında ayrılık kararı verilmiş olan eşlerden birinin, aynı konutta beraber yaşamayan kardeşlerden birinin
- d) Aynı konutta beraber yaşamakta olan amca, dayı, hala, teyze, yeğen veya ikinci derecede kayın hısımlarının zararına olarak işlenmesi halinde; ilgili akraba hakkında şikayet üzerine verilecek ceza, yarısı oranında indirilir.
- e) Altsoy veya üstsoya karşı işlenmiş ise şahsi cezasızlık hükümleri uyarınca kişiye ceza verilmemektedir. Aynı derecedeki kayın akraba için de bu cezasızlık hali geçerlidir. Şahsın kaynanası- kayınbabası vb. de bu kurala dahildir. Aynı şekilde Evlat edinen ve evlatlık arasında bu suçun işlenmesi durumunda da cezasızlık söz konusu olacaktır.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA UZLAŞMA KURUMU NASIL İŞLEMEKTEDİR?
Güveni kötüye kullanma suçunun temel şekli şikayete tâbidir ve CMK m. 253 gereği bu suçun temel şekli uzlaşma kapsamındadır. Suçun TCK 155/1’deki temel şekli taraflar için bir dava şartı olup eğer taraflar bu uzlaştırmadan sonuç alamazlarsa yargılama yoluna gidilmektedir. Nitelikli hali ise re’sen soruşturma kapsamında olduğundan şikayete tabi olmasa da yeni düzenlemeler ile uzlaştırma kapsamına alınmıştır.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA TAZMİNAT
Ceza hukuku kapsamına giren bir suç oluştuğu zaman eğer ortada maddi veya manevi bir zarar doğmuşsa tazminat davası açılabilir. Türk Borçlar Kanunu madde 49’a göre ortada maddi veya manevi bir zarar söz konusu olmalıdır.
TBK’nın 49. maddesi “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür…” şeklinde düzenlenmiştir. Madde metni incelendiğinde sorumluluğun şartları;
1- Hukuka aykırı fiil,
2- Zarar,
3- Kusur,
4- İlliyet bağı şeklinde sıralanabilecektir.
GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
Yargıtay’ın çeşitli kararları, güveni kötüye kullanma suçunun uygulanmasına ilişkin önemli örnekler ve ilkeler ortaya koymuştur. Aşağıda, bu suça dair öne çıkan bazı Yargıtay kararlarının özetleri sunulmuştur:
Suçun Unsurlarının Yorumlanması (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/67)
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/67 sayılı kararında, güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarını detaylı şekilde yorumlamıştır. Kararda, suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Teslimin, aldatılmamış özgür iradeye dayanarak ve belirli bir biçimde kullanılmak üzere yapılması şarttır. Bu güven ilişkisine dayalı olarak zilyede teslim edilen eşya üzerinde, sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar veya teslim olgusunun inkârı cezai yaptırıma bağlanmıştır. Hukuken geçerli bir sözleşmenin bulunmadığı durumlarda, usulüne uygun bir teslim olmadığından güveni kötüye kullanma suçu oluşmayacaktır (zira taraf iradelerinin hile ile sakatlanmamış olması gerekir).
Aynı kararda, suçun nitelikli halleri bakımından da önemli tespitler yapılmıştır. Meslek ve sanat ilişkisi, ticari ilişki, hizmet ilişkisi veya başkasının mallarını idare etme yetkisinden kaynaklanan güven ilişkilerinde, fail ile mağdur arasındaki güven bağının çok daha yoğun olduğu belirtilmiştir. Failin belli bir sıfat veya konumda (örneğin bir meslek mensubu, tacir, vekil vs.) bulunması, onun hukuki ilişkiye uyma konusunda daha özenli davranacağının bir göstergesi kabul edilmiştir. Toplumda bu gibi sıfata sahip kişilere normal bir kişiden daha fazla güven duyulduğundan, kişiler mallarını onlara belli bir maksatla teslim etmeye daha yatkın olurlar. Kanun koyucu, taraflar arasındaki güven ilişkisini kolaylaştıran bu hâllerin kötüye kullanılmasını daha ağır cezayla yaptırıma bağlamıştır. Bu ağırlaştırıcı nedenlerin uygulanabilmesi için, malın teslimi ile failin sahip olduğu sıfat arasında nedensellik bağı bulunmasına dikkat çekilmiştir; yani mal, failin sıfatının sağladığı güvene istinaden teslim edilmiş olmalıdır.
Mali Müşavirin Defter ve Belgeleri İade Etmemesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2019/3020 K.)
Sanık, katılanın yetkilisi ve ortağı olduğu şirketin 2005-2007 yılları arasındaki mali müşavirliğini yapmıştır. 2008 yılında şirket, sanıkla çalışmaktan vazgeçmiş ve 2012 yılında vergi dairesi tarafından istenilen 2007 yılına ait yasal defter ve belgeleri sanıktan geri alamamıştır. Katılan, 20.03.2008 tarihinde noter aracılığıyla sanığa ihtarname göndererek defter ve belgelerin iadesini istemiş; sanık ise noter cevabında defterlerin elinde olduğunu, 2007 Kurumlar Vergisi beyannamesini düzenleyip verdikten sonra iade edeceğini bildirmiştir. Buna rağmen sanık, mali müşavire düşen bu teslim görevini yıllarca yerine getirmemiş ve nihayet polis aşamasında ifadeye çağrıldığında belgeleri teslim etmiştir. Bu süreçte defterlerin iade edilmemesi nedeniyle şirket, vergi denetiminde sıkıntı yaşamış ve para cezasına çarptırılmıştır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, sanığın kendisine işi gereği emaneten verilmiş defterleri katılana ve müfettişlere uzun süre teslim etmeyerek katılanı zarara uğrattığı bu olayda, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğuna karar vermiştir. Yerel mahkemenin sanık hakkında verdiği beraat kararı bozulmuş; mali müşavirlik görevi kapsamında teslim alınan defterleri iade etmeme fiilinin TCK 155/2’ye uyduğu vurgulanmıştır.
Belediye Çalışanının Resmî Pozisyonunu Kötüye Kullanması (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2015/7609 K.)
Sanık, bir belediyede çalışmaktadır. Şikayetçiye kendisini emlak vergileri tahsil biriminde görevli olarak tanıtmış ve ondan emlak vergisini yatırmak üzere para almıştır. Ancak aldığı parayı belediyeye yatırmamış, kendisi kullanmıştır. Belediyeden gelen resmi yazıda, sanığın aslında emlak vergilerinin ödendiği departmanda değil başka bir birimde görevli olduğu ve para tahsil yetkisi bulunmadığı belirlenmiştir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eğer sanık bu fiili tamamen kişisel bir güven ilişkisine dayanarak işlemiş olsaydı suçun basit halinin oluşacağını, ancak somut olayda şikayetçinin sanığın belediyede çalışıyor olmasına ve sözde görevine duyduğu güven nedeniyle parayı verdiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla sanığın eylemi, resmi görevin sağladığı güveni kötüye kullanma niteliğinde olduğundan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilmiştir (TCK 155/2). Mahkemece verilecek cezada da bu nitelikli halin öngördüğü sınırlar esas alınmalıdır.
Yabancı Uyruklu Kişiye Ait Taşınmazın Geri Verilmemesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2014/20771 K.)
Sanık, yabancı uyruklu şikayetçilerle yakın arkadaşlık ilişkisi kurmuş; şikayetçiler Türkiye’de bir ev satın almak isteyince, yabancıların taşınmaz alımı izni gecikebileceği için geçici olarak evi sanığın adına tapuda tescil ettirmişlerdir. Taraflar arasındaki sözlü anlaşmaya göre, gerekli izin çıkınca sanık evi onlara devredecektir. Ancak sanık, izin çıkıp şikayetçiler evi kendi adlarına almak istediklerinde çeşitli bahanelerle evi devretmekten kaçınmış ve en sonunda da evi kendisine ait olduğunu söyleyerek devretmeyi reddetmiştir.
Bu olayda, taşınmaz mal belirli bir amaçla (yabancıların mülk edinim izni çıkana kadar emaneten) sanığa devredilmiş, ancak sanık devir amacına aykırı hareket ederek evi geri vermemiştir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, bu fiilin basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Sanık hakkında TCK 155/1 uyarınca ceza verilmesi isabetli bulunmuştur. Tapuda malik gözüken sanığın, gerçekte emaneten üzerine aldığı mülkü iade etmemesi, teslim amacına aykırı tasarruf olarak değerlendirilmiştir.
Muhasebe Elemanının Tahsil Ettiği Parayı Mal Edinmesi (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2014/13164 K.)
Bir serbest muhasebecinin yanında çalışan sanık, müşterinin kendisine SGK primlerini yatırması için verdiği parayı kuruma yatırmayarak zimmetine geçirmiştir. Serbest muhasebecilerin 3568 sayılı Meslek Kanunu’na göre vergi veya sigorta primi tahsil yetkileri yoktur; dolayısıyla muhasebecinin çalışanının da müşteriden prim tahsil etmesi meslek kapsamı dışındadır. Kaldı ki sanığın eylemi, doğrudan doğruya yanında çalıştığı muhasebeciye karşı değil, muhasebe bürosunun müşterisine (üçüncü kişiye) yöneliktir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, bu olayda taraflar arasında bir hizmet ilişkisi bulunmadığına ve sanığın müşteri ile arasındaki ilişkinin şahsi güvene dayalı bir emanet ilişkisi olduğuna dikkat çekmiştir. Dolayısıyla yapılan fiil, basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır (TCK 155/1). Mahkeme ilk yargılamada olayı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olarak nitelendirmişse de, Yargıtay bunun hatalı olduğunu belirtmiştir. Müşteki şikayetinden vazgeçmiş olduğundan ve basit şekil uzlaşma kapsamında bulunduğundan, olay TCK 155/1 kapsamında değerlendirilmelidir.
Kredi Kooperatifi Memurunun Parayı Üstüne Geçirmesi (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2012/10286 K.)
Sanık, Tarım Kredi Kooperatifinde yetkili memur olarak görev yaparken kredi kullanan üyelerden topladığı taksit ödemelerini kooperatif hesabına yatırması gerekirken kendi şahsi hesabına aktarmıştır. Bu durumda sanık, görevi dolayısıyla tahsil ettiği paraları kendi zimmetine geçirmiş olmaktadır.
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, sanığın fiilinin zimmet suçu oluşturduğuna karar vermiştir. Çünkü paralar sanığa görevi gereği ve resmi sıfatıyla teslim edilmiştir; fail de bir kamu görevlisidir. Göreviyle bağlantılı olarak teslim aldığı parayı kişisel çıkarına kullanması, TCK 247’de tanımlanan zimmet suçunun tipik örneğidir. Dolayısıyla bu eylem, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma kapsamında değerlendirilemez.
Avukatın Vekâlet Görevi Kapsamındaki Parayı Vermemesi (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 2021/287 K.)
Sanık avukat, müvekkili adına yaptığı icra takibi sonucunda borçludan tahsil ettiği parayı müvekkiline ödememiştir. Bu durumda avukatın eyleminin zimmet mi yoksa güveni kötüye kullanma mı olduğu tartışılmıştır. Zira 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na göre avukatlık, yargı görevi niteliğinde kamu hizmeti sayılan bir meslek olmakla birlikte, somut olayda avukat ile müvekkil arasındaki ilişki özel hukuk hükümlerine tabi bir vekâlet sözleşmesi (hizmet ilişkisi) niteliğindedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021/287 sayılı kararında somut olayda avukatın eyleminin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna hükmetmiştir. Kararda, avukatların tüm faaliyetlerinde kamu görevlisi sayılamayacağı, yalnızca yargılama faaliyetinin icrası sırasında belli yönlerden kamu görevlisi statüsünde oldukları belirtilmiştir. Somut olayda avukatın parayı tahsil yetkisi, müvekkilin vekâletnamesine koydurduğu “ahz u kabz” yetkisinden kaynaklanmaktadır; yani avukat bu parayı mesleki sıfatının verdiği bir ayrıcalıktan ziyade müvekkilinin ona duyduğu güven sayesinde tahsil edebilmiştir. Eylem sonucunda zarar gören de kamu değil, müvekkildir. Bu nedenle avukatın müvekkiline ait parayı uhdesinde tutması zimmet suçunu değil, vekâlet ilişkisine dayalı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.
Basit ve Nitelikli Güveni Kötüye Kullanma Ayrımına Dair (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2018/48 K.)
Müşteki şirket, bazı ürünlerinin pazarlama ve satışını yapması için sanıkla çalışmaktadır. Sanık, şirkete ait 5.300 TL bedelli bir satışın tahsilatını şirkete haber vermeden kendi şahsi hesabına yönlendirmiş ve bu parayı şirkete ödemeyerek mal edinmiştir. Olay ortaya çıktığında, sanığın eyleminin suçun basit haline mi yoksa hizmet nedeniyle nitelikli haline mi girdiği tartışma konusu olmuştur.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, öncelikle sanığın müşteki şirketle ilişkisinin niteliğinin doğru tespit edilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Eğer sanık, müşteki şirkette çalışan bir kişi ise ve satış bedellerini şirket adına tahsil etmeye yetkili bir pozisyonda bulunuyorsa, eylemi hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu oluşturacaktır (TCK 155/2). Buna karşılık, sanık şirketin çalışanı değil de bağımsız bir kişi olarak, sadece komisyon karşılığı satış yapan bir dış eleman ise, şirketle arasında işçi-işveren ilişkisi olmadığından fiil basit güveni kötüye kullanma suçu kapsamında kalır (TCK 155/1). Somut olayda müşteki şirketin, yargılama sırasında şikayetinden vazgeçtiği ve 6763 sayılı Kanun ile TCK 155/1 suçunun uzlaşma kapsamına alındığı da dikkate alınarak, Yargıtay yerel mahkemenin suç vasfını hatalı uyguladığını belirtmiş ve eksik inceleme nedeniyle kararı bozmuştur.
Finansal Kiralama Sözleşmelerinde Kiralanan Malın İade Edilmemesi
Finansal kiralama (leasing) ilişkilerinde, kiralayan ile kiracı arasındaki güven ilişkisi de güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hali kapsamında değerlendirilebilir. Yargıtay kararlarında, finansal kiralama sözleşmesi feshedildiğinde veya sözleşme süresi sonunda kiralanan malın iade edilmemesinin cezai sorumluluk doğuracağı kabul edilmiştir.
Örneğin, bir iş makinesini finansal kiralama yoluyla edinen sanık, kira bedellerini ödemediği için kiralayan şirket sözleşmeyi feshedip noterden ihtarname göndererek makinenin iadesini istemiştir. İhtara rağmen sanık kiralanan makineyi süresi içinde geri vermemiştir. Yargıtay 23. Ceza Dairesi, sanığın bu eyleminin hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğuna karar vermiş ve yerel mahkemenin “sözleşmeden doğan alacak verecek meselesi” diyerek verdiği beraat kararını bozmuştur. Kiralanan malın, sözleşme gereği geri verilmesi gerektiği halde teslim edilmemesi, hukuki ihtilaftan ziyade cezai bir ihlal olarak değerlendirilmiştir.
Benzer şekilde, Yargıtay 15. Ceza Dairesi de farklı kararlarında finansal kiralama konusu malların iade edilmemesini güveni kötüye kullanma suçu kapsamında görmüştür. Örneğin, bir bankadan finansal kiralama yoluyla alınan bilgisayar ekipmanlarını, sözleşme feshedildikten sonra bankanın talebine rağmen iade etmeyen kiracı hakkında da mahkemece beraat kararı verilmiş; ancak Yargıtay, kiralayanın fesih ve iade talebine rağmen malların teslim edilmemesinin güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gerekçesiyle bu kararı bozmuştur. Sonuç olarak, finansal kiralama ilişkilerinde kiralanan şeyin süresi bittiğinde veya sözleşme feshedildiğinde iade edilmemesi, Yargıtay içtihatlarında güveni kötüye kullanma suçuna vücut veren bir fiil olarak değerlendirilmektedir.
Acil Müdahale Ekibinin Emanete İhaneti (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2021/790 K.)
Sanıklar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı yol bakım ve onarım müdürlüğü bünyesinde iş yapan bir taşeron firmanın acil müdahale ekibinde görev yapmaktadır. Olay tarihinde, müşteki kendi aracıyla bir trafik kazası geçirmiş ve çarpmanın etkisiyle aracının motoru yerinden koparak yol kenarına savrulmuştur. Kaza mahalline gelen acil müdahale ekipinde yer alan sanıklar, trafiği açmak amacıyla motoru bulundukları yerden almış; ancak daha sonra bu aracın motorunu 105 TL karşılığında hurdacıya satmışlardır. Oysa motor, müştekinin mülkiyetinde olup ekip tarafından güvenli bir şekilde muhafaza edilip yetkililere teslim edilmesi gereken bir eşyadır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, sanıkların görevleri gereği geçici olarak zilyetliklerini aldıkları bu motoru teslim amacı dışında, kendi çıkarları için satarak hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediklerine hükmetmiştir. Yerel mahkemenin sanıklar hakkında beraat kararı vermesi kanuna aykırı bulunarak karar bozulmuştur. Bu örnek, görev sebebiyle emanet edilen eşyayı amacı dışında kullanmanın ciddi ceza sorumluluğu doğuracağını göstermektedir.
Şoförün Şirkete Ait Tır ile Kaçak Eşya Taşıması (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2021/804 K.)
Sanık, katılan firmaya ait tırın şoförü olarak çalışmakta iken, taşıdığı yasal yükün yanısıra yurda kaçak yollarla sokulmak istenen filtreli sigara kağıdı kolilerini dorsede gizleyerek taşımıştır. Bu eylem ortaya çıkınca sanık hakkında Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet suçundan işlem yapılmış ve kaçak eşyalara el konulmuştur. Ayrıca savcılık, sanığın şirkete ait tırı kendi menfaatine kullanması nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu işlediği iddiasıyla da soruşturma yürütmüştür.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, somut olayda sanığın şirkete ait tır ve taşıdığı meşru yük konusunda teslim görevini ihlal etmediğine dikkat çekmiştir. Sanık, taşıması gereken yasal yükü alıcısına ulaştırmış ve tırı zamanında şirkete geri getirmiştir; yani emanet edilen araç ve emtia üzerinde devir amacına aykırı bir tasarrufta bulunmamıştır. Kaçak eşya taşıma eylemi ayrı bir suç oluşturmakla beraber, bu durum güveni kötüye kullanma suçunun unsurlarını tek başına sağlamamaktadır. Dolayısıyla Yargıtay, sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan verilen beraat kararını yerinde bulmuş ve onamıştır. Bu karar, bir aracın sadece başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılmış olmasının, o araç açısından güveni kötüye kullanma suçunu doğurmayabileceğini göstermektedir.
Kuyumcuya Emanet Edilen Altınların Verilmemesi (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – 2024 Kararları)
Kuyumculuk sektöründe, müşterilerin bazen altın veya ziynet eşyalarını satılması, bozdurulması ya da saklanması (emanet bırakılması) amacıyla kuyumculara verdikleri görülür. Bir dizi Yargıtay kararında, müşterinin kuyumcuya emaneten bıraktığı altınları kuyumcunun iade etmemesi durumunda oluşan hukuki durum değerlendirilmiştir. Bu olaylarda kuyumcu (sanık), müşteriye (katılana) ait altınları alıkoyarak mal edinmiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, bu gibi durumlarda taraflar arasında bir hizmet veya istihdam ilişkisi bulunmadığından, eylemin basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu vurgulamıştır (TCK 155/1). 2024 yılında verilen çeşitli kararlarda (örneğin E.2021/28283 – K.2024/10376; E.2021/28058 – K.2024/10389; E.2022/270 – K.2024/10405), kuyumcu ile müşteri arasındaki ilişkinin ticari bir ilişki veya sözleşme ilişkisi olduğu, ancak hizmet ilişkisi sayılamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle, emanet altınların iade edilmemesi şikâyete tâbi basit güveni kötüye kullanma suçudur. Yerel mahkemelerin bu tip olayları yanlış değerlendirip hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK 155/2) olarak nitelendirmesi, Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmıştır.
Tamirciye Bırakılan Minibüsün Motorunun Satılması (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2019/1097 K.)
Katılan, hurdaya ayırmak amacıyla minibüsünün motor ve diğer bazı aksamlarını sökmesi için tamirci olan sanığa aracını bırakmıştır. Sanık ise minibüsün motor kısmını, katılanın bilgisi ve rızası dışında üçüncü bir kişiye satmıştır. Böylece sanık, mesleğini icra etmesi dolayısıyla kendisine bırakılan bir eşyayı teslim amacı dışında, kendi çıkarına olacak şekilde tasarruf etmiştir.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, sanığın eyleminin meslek nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu belirterek (TCK 155/2), yerel mahkemenin olayı basit güveni kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirmesini bozma nedeni saymıştır. Tamirci ile müşteri arasındaki ilişki, mesleki bir hizmet ilişkisi olup müşteri aracını belirli bir iş (parçalanma) amacıyla tamirciye emanet etmiştir. Sanığın bu güveni suistimal ederek emaneten aldığı motoru satması, suçun nitelikli halini oluşturur.
“Sanıkların, katılan şirkete ait çalıştıkları mağazada kendilerine teslim edilmiş olan 642 parça ürünü yapılan sayım neticesinde teslim etmeyip uhdelerinde tutarak haksız yarar sağladıkları, bu suretle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanık savunmaları, katılan … tanık beyanları ile oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, sanıkların üzerlerine atılı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesine dayanan sanıkların beraatlerine ilişkin mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin sübuta ve eksik incelemeye ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 31/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
“Sanığın, katılanların motorlu taşıtları ile ilgili sigorta, bandrol ve vize işlemlerini yaptırmak amacıyla kendilerinden para aldığı ve parayı aldıktan sonra gerekli işlemleri yapmayarak her bir katılana karşı ayrı ayrı hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanığın, katılanların motorlu taşıtları ile ilgili sigorta, bandrol ve vize işlemlerini yaptırmak amacıyla kendilerinden para aldıktan sonra gerekli işlemleri yapmamaktan ibaret olduğu, sanık ile katılanlar arasında TCK 155/2 kapsamında vekalet ya da ücret ilişkisinin bulunmadığı, bu haliyle sanığın eyleminin uzlaştırma kapsamında kalan basit güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden belirtilen suçtan mahkumiyeti yerine suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca, hükmün BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 16/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”
“Sanığın, rent a car işi yapan müştekiden… plakalı otomobili 06/06/2012 tarihinde bir aylığına kiraladığı, 06/07/2012 tarihinde otomobilin teslim etmesi gerektiği halde sanığın iade etmeyerek hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia olunan olayda; rent a car işi yapan müştekiden araç kiralayıp iade etmemek şeklinde gerçekleşen eylemin kül halinde 5237 sayılı TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen ve takibi şikayete tabi olan güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı, müştekinin 05.03.2013 tarihli celsede zararının tamamının karşılandığı ve şikayetçi olmadığına dair beyanı dikkate alındığında, sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçunun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikayete bağlı olduğu, sanığın şikayetten vazgeçmeyi kabul etmesi halinde CMK 223/8. maddesi gereği düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilerek, 5237 sayılı TCK’nın 73/6. maddesi gereğince şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği hususunda sanığın beyanı saptanarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken vasıfta hataya düşülmek sureti ile hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyetine hükmedilmesi,…”
Sonuç
Türk Ceza Kanunu 155. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçu, günlük yaşamda “emanete ihanet” olarak da ifade edilen, başkasının güvenini kötüye kullanmayı cezalandıran ciddi bir suçtur. Birçok farklı ilişki biçiminde (kişisel, ticari, mesleki vb.) ortaya çıkabildiği için hem mağdurlar hem de bu suçla itham edilenler açısından hak kaybına yol açmamak adına dikkat edilmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Özellikle suçun basit halinde mağdurun olayı öğrendikten sonra 6 ay içinde şikâyette bulunması gerektiği ve uzlaşma prosedürünün uygulanabileceği unutulmamalıdır. Nitelikli hallerde ise şikâyet gerekmeksizin kamu davası açılabilir ve bu durumlarda daha uzun dava zamanaşımı süreleri ile daha ağır ceza yaptırımları söz konusudur.
Güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle soruşturma veya kovuşturmaya maruz kalan kişiler ya da bu suçun mağduru olanlar, kanuni hak düşürücü süreleri (özellikle şikâyet süresi) kaçırmamaya özen göstermelidir. Ayrıca, böyle karmaşık hukuki süreçlerde haklarını etkin biçimde savunabilmek için bir ceza hukuku avukatından profesyonel destek almaları, olası hak kayıplarını önlemek açısından faydalı olacaktır.