Miras HukukuGayrimenkul HukukuTazminat HukukuTASARRUFUN İPTALİ DAVASI

Hayatımızın neredeyse her aşamasında bir borç ilişkisi ile karşılaşmaktayız. Bu durum beraberinde bazı uyuşmazlıklar doğurmaktadır. Bazı borç ilişkilerinde tarafların yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebi ile uyuşmazlıklar çıkmakta ve bu uyuşmazlıklar hukukun müdahalesi ile çözümlenmektedir.

Tasarrufun iptali davası bir borç ilişkisinde tarafların sorumluluklarını yerine getirmediği hallerde alacaklının hakkını korumak için düzenlenen bir dava türüdür. Uygulamada sıklıkla rastlanan sorunlardan biri de borçlunun borcunu ödememek amacıyla yaptığı hileli tasarruf ve bağışlama gibi işlemleridir.

Türk hukukunda tasarrufun iptali davası İİK 277 ve sonrasında düzenlenmiştir. Hukukumuzda mevcut düzenleme ile alacaklının alacağına kavuşması amaçlanmış ve olası hak kayıplarının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Bu yazımızda tasarrufun iptali davasının hukuki boyut ve sonuçlarını detaylı inceleyeceğiz.

İÇİNDEKİLER

TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ HUKUKİ DAYANAKLARI

Tasarrufun iptali davası dayanağını İcra ve İflas Kanunundan almaktadır. İİK bu davayı mevzuatta 277 ve 284. Maddeleri arasında düzenlemektedir. Her ne kadar bu derece ayrıntılı düzenlemiş olsa da uygulamada sıklıkla Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan Tapunun İptali ve Tescili davaları ile karıştırılmaktadır. Ancak kıyaslandığında usul ve esas bakımından oldukça farklı davalardır.

Tasarrufun iptali davası borçlu tarafından yapılmış ve hukuken geçerli bir işlemin iptaline yönelik açılan bir dava iken tapu iptal ve tescil davaları muvazaalı işlem olduğu iddiasıyla açılan ve tapu iptal ve tescilinin istendiği bir dava türüdür.

Hukukta her somut olay birbirinden bağımsız değerlendirilmektedir. Kanun koyucu yaptıkları düzenlemeler ile hak kayıplarının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Tek bir dava türüyle ilerleyerek, hukuki destek almadan hakkını aramaya çalışmak daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle muvazaalı veya gerçek fark etmeksizin yapılan bir işlem hakkında yargı yoluna başvururken avukatınızdan hukuki destek almak daha fazla hak kaybına uğramamak için yerinde olacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI HANGİ DURUMLARDA AÇILIR?

Tasarrufun iptali davasında alacaklının borçludan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği gerçek bir işlem söz konusudur. Yapılan düzenleme ile borçlunun bu amaçla yaptığı işlemlerin iptali sağlanmaya çalışılmaktadır.

Tasarrufun iptali davasının hangi durumlarda açılabileceği İcra ve İflas Kanunu 277-280. Maddeleri arasında detaylı olarak düzenlenmiştir. Uygulamada sıklıkla rastlanan ve tasarrufun iptali davasına örnek oluşturabilecek birkaç örnek ile durumu özetleyelim:

İİK 278Bu madde ile borçlunun haciz veya iflas öncesi alacaklıya olan borcunu ödememek için yani onu zarara uğratmak için yaptığı bağışlar ve bağışlama niteliğinde sayılan tasarrufların iptali düzenlenmiştir. Buna örnek olarak;

·         Borçlunun takipten önce bir malı gerçek bedelinden çok daha düşük değere satması bağışlanma hükmünde tasarruf sayılır.

·         Eşe karşı yapılan karşılıksız devir.

·         Bir malı bedelsiz olarak birine devretmek

Rayiç bedel üzerinden yapılan gerçek satışlar, makul hediyeler gibi hayatın olağan akışına aykırı olmayan tasarruflar İİk 278 kapsamına girmemektedir.

Diğer maddelerin aksine burada bağış ve bağış niteliğindeki tasarrufların önemi mevcuttur.

İİK 279Burada yapılan işlemden önceki 1 sene dikkate alınır. Yani borçlunun hacizden veya iflasın açılmasından evvelki bir yıl içinde yaptığı tasarruflarda alacaklıya zarar verme ihtimali göz önüne alınarak iptal edilir. Kanun koyucu bu durumu daha açık belirtmek için örneklendirmiştir. Buna göre;

·         Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.

·         Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.

İİK 280Bu madde ile bağışlama ve bağış niteliğindeki tasarruf aranmamaktadır. Bunun aksine bu madde ile aranan tek şart borçlunun malvarlığının borcunu karşılayamayacağını bilse dahi sırf alacaklıyı zarara uğratmak amacıyla tasarruf işlemi yapmasıdır. Yani hileli işlemlerdir.

·         Borçlunun icra ihtimali varken elindeki tek taşınmazı satarak parayla ihtiyaç olmayan lüx harcamalar yapması halinde kötü niyetli olarak alacaklıyı zarara uğratmayı amaçladığı için dava konusu yapılabilir.

Özetle bu iç maddenin özelliklerini şöyle belirtebiliriz;

İİK 278; Bağış veya bağış benzeri tasarruf olacak

İİK 279; haciz veya iflastan önceki bir yılda yapılan işlemde alacaklıya zarar verme ihtimali olacak.

İİK 280; Alacaklıya borcu ödememe kastı olacak, işlemin gerçek olması durumu değiştirmez.

Yukarıda tasarrufun iptali davasının hangi durumlarda açılabileceğini detaylı olarak ele aldık. Tasarrufun iptali davası da hukuki her dava gibi içinde bir takım usul şartları barındırmaktadır. Bunları inleyelim.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI AÇMA ŞARTLARI

  1. Öncelikle, alacaklı ile borçlu arasında bir borç ilişkisi olmadan Tasarrufun İptali Davasının açılabilmesi mümkün değildir.
  2. Borçlu adına alacaklı tarafından başlatılan icra takibi kesinleşmelidir. Şayet icra takibi kesinleşmeden Tasarrufun İptali Davası açılmış ise Mahkeme tarafından bekletici mesele yapılacak ve davanızın uzamasına dolayısıyla da alacağınıza kavuşmanızı geciktirecektir.
  3. Taraflar arasındaki borç doğduktan sonra, borçlu tarafından mal kaçırmaya yönelik tasarruf işlemleri gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde alacaklı tarafından açılan Tasarrufun İptali Davası Mahkemece red edilecektir.
  4. Tasarrufun İptali Davası, Hak düşürücü süre olan 5 yıl içerisinde açılmalıdır. Aksi takdirde alacaklının dava hakkı son bulacaktır.
  5. Borçlu hakkında alınmış geçici veya kesin aciz vesikası bulunmalıdır. Tasarrufun açıldığı tarihte aciz vesikası bulunmuyor ise davacı/alacaklının, dava süresi içinde aciz vesikasını mahkemeye sunması gerekmektedir. Ayrıca davacı/alacaklı, dava başlangıcında Mahkeme’ye geçici aciz vesikasını sunmuş ise kesin aciz vesikasını da ibraz etmelidir.
  6. Tasarrufun İptali Davası ile iptal edilmek istenen tasarruf, İcra İflas Kanunu hükümleri uyarınca iptale tabi bir tasarruf olmalıdır.

Hukukta mevcut olan her uyuşmazlığın çözümü noktasında açılacak davalarda usul bakımından birtakım şartlar düzenlenmiştir. Bu şartlar olası hak kayıplarının, haksız kazançların ve kargaşaların önüne geçmeyi amaçlamaktadır.  Tasarrufun iptali davasında, dava konusu olabilmek için İİK 278,279 ve 280. Maddedeki ihtimaller fark etmeksizin gerekli olan genel bazı şartları vardır.

  • Öncelikle bu davanın açılabilmesi için en önemli şart taraflar arasında bir borç ilişkisinin bulunması gerekliliğidir. Zira borç ilişkisinin olmadığı ihtimalde kişilerin yaptığı tasarruf işlemini zamanı ve niyeti başka kimseyi hukuki açıdan ilgilendirmeyecektir.
  • Alacaklının alacağını elde edememiş olması sebebiyle alacağını elde etmek amacıyla borçlu hakkında başlattığı bir icra takibi olmalıdır. Bu icra takibinin sadece başlamış olması yetmez kesinleşmesi şartı da aranmaktadır.
  • Borçlunun alacaklıya olan borcu doğduktan sonra alacaklıya olan borcunu ödememek için mal kaçırmaya yönelik tasarruf işlemi olmalıdır.

Bunlar genel şartlar olmak üzere bu noktada değinilmesi gereken birkaç önemli husus daha vardır. Bunlar;

 TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ ZAMANAŞIMI

Hukuk davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre çok önemli bir kavramdır. Zira bunların gerçekleşmesi ile kanun koyucu borçluya borcunu ödemekten kaçınma hakkı vermektedir. Bu sebeple açılma ihtimali olan bir hukuk davası öncesinde bir avukattan hukuki destek alarak mevcut olayın zamanaşımı ve hak düşürücü süre ihtimalinin değerlendirilmesi usul hatalarının önüne geçecektir.

Tasarrufun iptali davası yönünden zamanaşımını inceleyecek olursak bu noktada büyük bir dikkat hali söz konusu olacaktır. Zira tasarrufun iptali davasında kanun koyucu zamanaşımı değil hak düşürücü süreyi düzenlemiştir. Bilindiği üzere zamanaşımı borçlu tarafından ileri sürülmesi gereken bir iddia iken hak düşürücü süre mahkeme tarafından resen dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Yine zamanaşımında bazı sebeplerden dolayı zamanaşımı kesilebilmekteyken hak düşürücü sürede böyle bir durum söz konusu değildir.

Tasarrufun iptali davasında hak düşürücü sürenin ne olduğu İİK 284’te ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle tasarrufun iptali davası açma hakkı düşmektedir.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ

Kanun koyucu tasarrufun iptali davasına özel olarak ihtiyati tedbir talebi noktasında özel bir düzenlemeye gitmiştir. Bu durum İİK 281/2’de düzenlenmiştir. Buna göre;

Hâkim alacaklının talebi üzerine davaya konu mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verebilmektedir. Bu kararın verilmesinde teminatın gerekli olup olmadığına ise hâkim karar verecektir. Bu düzenleme tasarrufun iptali davasına özel bir düzenleme olmakla beraber teminatsız olarak ihtiyati haciz kararı verilebilmesinin önü açılmıştır. Bu durum sadece bu davaya özgü olup diğer davalarda karıştırılmamalıdır.

Diğer davalar yönünden ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri aynı kurallara tabidir. Kanun koyucu bu iki kavramı ihtiyati tedbir yönünden HMK m. 389 vd. ihtiyati haciz yönünden ise İİK m. 257 vd düzenlemiştir.  İhtiyati haciz her ne kadar farklı bir durum gibi görünse de para alacakları için düzenlenmiş bir ihtiyati tedbir türüdür. Ancak bu dava açısından farklı olan teminatın hâkim kararına kalması sebebiyle ihtiyati haciz kavramı tasarrufun iptali davasında “ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz” olarak geçmektedir.

TASARRUFUN İPTALİNDE “ACİZ BELGESİ”NİN ROLÜ

Alacaklı elde edemediği alacağı için icra takibi başlatır. Ancak bu icra takibine rağmen elde edemediği alacağı var ise bu durumu belgelemek için düzenlenen belgeye aciz belgesi ya da aciz vesikası denmektedir. Bu belge ile borçlunun malvarlığının borcunu kapatmaya yetmediği düzenlenmiş olur.

Tasarrufun iptali davası bakımından aciz belgesinin büyük önemi mevcuttur. Öyle ki bu davanın açılabilmesi için alacaklıda borçlu hakkında aciz belgesinin varlığı aranmaktadır. Bu durum İİK 277/1’de düzenlenmiştir. Buna göre elinde geçici yahut kesin aciz vesikası bulunan her alacaklı bu davayı açabilecektir.

Geçici aciz vesikasında borçlunun kalan malvarlığının borcu karşılamayacağı noktasında bir öngörü varken kesin aciz vesikasında ise icra takibinin sonunda borçlunun hiçbir malvarlığı bulunmaması sebebiyle borcun kapanmayacağı yönünde kesinlik vardır. Tasarrufun iptali yönünden bu vesikaları inceleyelim;

Kanun koyucu tasarrufun iptali davası yönünden aciz vesikasının kesin veya geçici olması bakımından bir ayrıma gitmemiştir. Aranan tek şart tasarrufun iptali davasında mevcut bir aciz vesikasının olmasıdır. Bu bir dava şartıdır.

Aciz vesikasının ne zaman sunulması gerektiği noktasında yerleşik içtihatlara bakmak gerekmektedir. Buna göre yargılama aşamasının sonuna kadar vesikasının sunulmasında bir sakınca yoktur.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA ARABULUCULUK ŞARTININ DURUMU

Tasarrufun iptali davasının şartları bakımından incelenecek son konu arabuluculuk şartının olup olmamasıdır.

Zorunlu arabuluculuk uyuşmazlıklarsın çözümü noktasında alternatif çözüm yollarından biridir. Kanun koyucu zorunlu arabuluculuk şartının arandığı halleri 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunda ayrıntılı olarak düzenlemektedir. Mevcut düzenlemelere ve tasarrufun iptalini düzenleyen İİK 277 vd. maddelere bakıldığında bu dava bakımından zorunlu arabuluculuk kurumu düzenlenmemiştir. Bu nedenle arabulucuya başvurulmama halinde dava usulden reddedilemeyecektir.

Kural yukarıda anlatıldığı gibi olmakla beraber taraflar ihtiyari olarak arabuluculuk yoluna başvurarak uyuşmazlığın çözümü noktasında alternatif bir yol izleyebilir. Örneğin borcun ödenmesi, alacağın yapılandırılması noktasında arabuluculuk aşamasında anlaşmaya varılabilir. Bu yargı sürecini kısaltarak alacağın daha erken vakitte elde edilmesine sebep olacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI İLE İPTALE TABİ İŞLEMLER NELERDİR?

İcra İflas Kanunu, Tasarrufun İptali Davasındaki iptale tabi işlemleri 3 grup halinde düzenlemiş olup alacaklı tarafından iptali talep edilen tasarrufun hangi gruba girdiğini ise Mahkeme re ’sen inceleyecektir.

1.      İvazsız Tasarruflar (İİK m.278)

Yani bağışlama hükmünde sayılan tasarruflar:

  • Yakın akrabalar arasındaki tasarruflar
  • Borçlunun karşılık olarak malın değerinden epey düşük bir fiyat kabul ettiği tasarruflar
  • Borçlunun kendisine veya 3. bir kişi menfaatine akdettiği, ömür boyu gelir veya intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler, ölünceye kadar bakma sözleşmeleri gibi…

2.      Aciz Halinde İken Yapılan Tasarruflar (İİK m.279)

  • Borçlu tarafından alacaklı ile arasında bulunan borç için yapılan rehinler,
  • Para veya yerleşik ödeme araçlarından hariç bir yol ile yapılan ödemeler,
  • Vadesi henüz gelmemiş bir borç için yapılan ödemeler,
  • Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler.

3.      Hileli Tasarruflar (İİK m.280)

Borçlunun hileli tasarrufları, borcunu ödemeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemleri olarak açıklanabilir.

Borçlunun karı veya kocasının, altsoy veya üstsoy ile üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarının, evlat edineni veya evlatlığının borçlunun mali durumunun ve mal kaçırma kastı ile işlem yaptığını bildiği düşünülür. Ancak bu kişiler, borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bilmediklerini ispatlayabildikleri takdirde iyiniyetli 3. kişi olduklarına kanaat getirilir.

Tacir olan borçlular için ise özel bir düzenleme yapılmış olup borçlu olan tacir, ticari işletmesinin önemli bir kısmını, işyerindeki ticari mallarının tamamını veya önemli bir kısmını devretmiş veya satmış ise borçlu/tacirin, alacaklılarına zarar verme kastı ile hareket ettiği kabul edilmektedir. Ancak bu karine teşkil ettiğinden aksi ispatlanabilir.

TASARRUF İŞLEMLERİNDE ALACAKLI HAKLARI NASIL KORUNUR?

Borçlunun gerçekleştirdiği herhangi bir tasarruf işlemi alacaklıyı endişelendirebilmektedir. Zira borçlunun mal kaçırma ihtimali düşünüldüğünde bu ihtimal alacaklının alacağına geç kavuşması veya kavuşamaması demektir. Bu noktada kanun koyucu tasarruf işlemlerinde alacaklının haklarını korumak için tasarrufun iptali davasını düzenlemiştir. Bu dava ile mal kaçırma niyetiyle tasarruf işleminde bulunan alacaklının tasarrufu engellenmeye çalışılmıştır.

Tasarrufun iptali davası ile tasarruf işlemleri engellenmeye çalışılmışsa da bunun şartları mevcuttur. Yapılan her tasarruf işlemi tasarrufun iptali davasına konu olmayacaktır. Bunun için 4 şarttan bahsedebiliriz.

  • Gerçek ve hukuka uygun bir alacağın mevcut olması
  • Borçlu hakkında başlatılan icra takibinin kesinleşmesi
  • Davaya konu tasarrufun borçtan sonra doğmuş olması
  • Alacaklının elinde geçici veya kesin aciz vesikasının varlığı

Yukarıda belirtilen bu dört şartın varlığı halinde tasarrufun iptali davası açılabilmektedir. Bu dava ile tasarruf işlemlerinde alacaklının hakları korunacak ve dava sonucunda tasarrufun iptali kararı verilerek borçlunun mal kaçırması engellenmiş olacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME

Hukuk davalarında görev ve yetki noktasında kanun koyucunun özel bir düzenlemeye gidip gitmediğine bakılmaktadır. Özel bir düzenlemenin olmaması halinde genel hükümler uygulanmaktadır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2. Maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi düzenlenmiştir. Buna göre değeri ve miktarı fark etmeksizin malvarlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleridir.

Tasarrufun iptali davası konusunda kanun koyucu özel bir düzenlemeye gitmemiştir. Bu sebeple genel kural uygulanacaktır. Tasarrufun iptali davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.

Bahsettiğimiz özel düzenleme kuralı yetki noktasında da geçerlidir. Mevzuata bakıldığında tasarrufun iptali davası yönünden yetki meselesi de özel olarak düzenlenmiş değildir. Bu noktada genel düzenlemelere bakılacaktır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 6. Maddesinde genel yetki haline yer vermiştir. Buna göre özel düzenlemenin olmadığı hallerde genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Tasarrufun iptali davalarında yetkili mahkeme davalının yani borçlunun yerleşim yeri mahkemesi olacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI SÜRECİNDEKİ İSPAT YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 190. Maddesinde hukuk davalarında ispat yükünü düzenlemektedir. Buna göre aksi düzenlenmedikçe ispat yükü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Tasarrufun iptali davasında özel bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bu noktada genel düzenlemeye göre hareket edilecektir.

Davaya konu tasarruf işleminin iptali halinde kendi lehine sonuç doğrulacak kişi davacı yani alacaklıdır. O halde tasarrufun işlemi davasında ispat yükü davacıdadır. Davacı yapılan tasarruf işleminin gerçeği yansıtmadığını yani muvazaalı olduğunu, işlemin kendisinden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispatlamak zorundadır. Bu durumların ispatı somut delillerle olmalıdır zira bu dava sonucunda yapılan tasarrufun iptali kararı verilecektir. Aşağıda birtakım somut delil örneklerini inceleyelim;

  • Banka hesap hareketleri
  • Tanık beyanları
  • Mülkiyetin devri halinde noterde yapılan işlemlere ilişkin belgelerin sunulması
  • Malın kullanımı noktasında elektrik su aboneliklerinin istenmesi
  • Tapu kayıtları

Yukarıda örnekler işe somut delilleri sıraladık ancak somut olaya göre bu örnekler arttırılabilecektir. Hangi delillerin tasarrufun iptali davasında delil olarak kullanılabileceği noktasında avukatınızdan destek almayı unutmayın zira somut delillerle ispatlanamamış hiçbir iddia tasarrufun iptali sonucunu doğurmayacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI SONUÇLARI VE KARARLARIN NİTELİĞİ

Tasarrufun iptali davasının konusunun mal kaçıran borçluya karşı alacaklının hakkını korumak olduğunu belirtmiştik. Borçlunun yaptığı tasarruf işlemlerinin mal kaçırmak amacıyla yapıldığı ispatlanabilirse davanın kabulüne karar verilecektir. Davanın kabulü halinde dört sonuçtan bahsedebiliriz.

1-) Cebri icra süreci başlatılabilir:

Davanın kabulü halinde mülkiyetin borçluya dönmesine gerek kalmaksızın alacaklı malı haczettirerek sattırabilir. Mahkeme tarafından verilmiş karar olduğu için alacaklı doğrudan ilamlı icra başlatabilir.

2-) Dava sürecinde verilen ihtiyati haciz kesin hacze dönüşür:

Dava sürecinde verilmiş olan ihtiyati haciz kararın verilmesi ile kesin hacze dönüşür. Burada önemli olan davanın kesinleşmemiş olmasıdır. Dava kesinleşmede kesin hacze dönüşme işlemi gerçekleşebilir. Böylece alacaklı yeni bir icra takibine gerek kalmaksızın satış talep edebilir.

3-) Kabul hali mülkiyetin üçüncü kişide kalmasını engellemez:

Tasarrufun iptali davasında kabul kararının verilmesi malın borçluya geri devrini gerektirmez. Alacaklı mal hakkında yine de haciz ve satış talep edebilir. Satışın gerçekleşmesi akabinde alacaklı alacağını alır ve geri kalan tutar üçüncü kişiye bırakılır.

4-) Karardan sadece davayı açan alacaklı etkilenir:

Dava sonunda iptal kararı verilen tasarruf sadece davayı açan alacaklı için geçerlidir. Borçludan başka alacağı olan alacaklılar bu karardan faydalanamazlar.

Davanın reddedilmesi halinde ise alacaklı ispat yükümlülüğünü yerine getiremediği için yargılama giderleri ve vekalet ücreti davacıya yüklenecektir.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASI İYİNİYETLİ 3. KİŞİ HAKLARI NELERDİR?

Tasarrufun iptali davasının kabulü halinde üçüncü kişi ile borçlu arasında gerçekleştirilen tasarruf işlemindeki malın mülkiyeti borçluya geri devredilmeyecektir.

Alacaklı mal hakkında yine de haciz ve satış talep edebilir. Satışın gerçekleşmesi akabinde alacaklı alacağını alır ve geri kalan tutar üçüncü kişiye bırakılır. Bu durumun gerçekleşmesi sonucunda üçüncü kişinin hakları nasıl korunacaktır? Burada da üç ihtimalden bahsedebiliriz.

  • Tazminat Hakkı: alacaklının mal üzerinden alacağını alması sonrasında zarara uğrayan üçüncü kişi bu mal için borçluya ödediği bedeli geri isteme hakkına sahiptir.
  • İyi Niyetin Korunması Durumu: üçüncü kişinin malı başka bir kişiye yani dördüncü kişiye devretmesi durumunda bu kişi iyiniyetli ise yani borçlunun mal kaçırma amacına hizmet etmiyorsa tasarrufun iptali davası açılamaz. Bu durumda üçüncü kişi alacaklıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Bunu da şöyle anlatalım;
  • Üçüncü kişinin malı başkasına devretmesi halinde sorumluluk; böyle bir durumda üçüncü kişi alacaklıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu tazminatın hesaplanması noktasında işlemin gerçekleştiği tarihteki dava konusu malın rayiç değerine bakılır ve üçüncü kişi bu oranda alacaklıya tazminat öder. Zarara uğrayan üçüncü kişi bu tutarı borçluya rücu edebilecektir.

Her ne kadar kural böyle olsa da uygulamada üçüncü kişinin iyiniyetli ve kötü niyetli olması noktasında sorunlar yaşanabilmektedir. Peki tasarrufun iptali davasında üçüncü kişinin iyi niyeti ve kötü niyeti nasıl değerlendirilir?

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA “İYİ NİYET – KÖTÜ NİYET” NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Hukukumuzda iyi niyet iddiasının değerlendirilmesi noktasında kesin bir kıstas mevcut değildir. Her somut olay kendi içerisinde değerlendirilmektedir.

Tasarrufun iptali davasında değerlendirilmesi gereken ise üçüncü kişinin borçlunun tasarrufta bulunma niyetinin ne olduğunu bilip bilmemesidir. Yani eğer üçüncü kişi borçlunun tasarruf işleminde bulunmasındaki amacının alacaklıdan mal kaçırmak olduğunu biliyorsa kötü niyetli olduğundan bahsedilecektir. Bunun yanı sıra üçüncü kişi borçlunun neden tasarruf işlemi yaptığını bilmiyor ya da bilmesi gerekmiyorsa dürüst bir hal içinde olduğu değerlendirilerek iyiniyetli kabul edilecektir.

Bazı akrabalık ilişkileri borçlunun mali durumunu bildiğine karinedir. Bu husus İİK 280. Maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş bu akrabalar sayma yoluyla sıralanmıştır. Buna göre; borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu veya üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarının borçlunun mali durumunu bildiği varsayılır. Buna rağmen yapılan işlemler kötü niyetli olarak değerlendirilir. Aksinin ispatı bu kişilere kalacaktır.

TASARRUFUN İPTALİ DAVASINDA İYİNİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN DURUMU

Tasarrufun İptali Davasında, borçlunun alacaklı ile olan borcunun doğumundan sonra 3. kişilerle yaptığı mal kaçırmaya yönelik tasarruflarda 3. kişiler de iptal davasına konu olabilmektedir.

Ancak bunun için tek şart 3. kişinin kötüniyetli olmasıdır. Yani, borçlunun mal kaçırmak amacıyla söz konusu tasarruf işlemini yaptığını bilerek hareket etmesidir. Bu durumda Tasarrufun İptali Davası, kötüniyetli 3. kişiye yöneltilerek açılabilecektir.

Ancak iyiniyetli 3. Kişilerin kazanımları ise korunacak ve onlara karşı iptal davası açılamayacaktır. Zira iyiniyetli 3. Kişi, borçlunun mal kaçırmaya yönelik bir amaçla tasarruf işlemini yaptığını bilmemektedir. Dolayısıyla tasarruf işlemi geçerli olacak ve iyiniyetli 3. kişi, yalnızca dava zamanında elinde bulunan miktarı geri verecektir.

Ayrıca, iyiniyetli 4. kişi bakımından da; 3. kişi, iptale davasına konu olacak tasarruf ile iktisap ettiği malı veya hakkı iyiniyetli 4. bir kişiye devretmiş ise bu kişi aleyhine Tasarrufun İptali Davası açılamayacaktır. Bu halde davacı, 3. kişinin tazminata mahkum edilmesini talep edebilecektir.

SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS)

Tasarrufun iptali davası nedir?

Tasarrufun iptali davası bir borç ilişkisinde tarafların sorumluluklarını yerine getirmediği hallerde alacaklının hakkını korumak için düzenlenen bir dava türüdür. Borçluların borcunu ödememek için alacaklıdan mal kaçırma amacıyla bir takım tasarruf işlemi yaptığını görmekteyiz. Kanun koyucu böyle durumlarda alacaklının haklarını korumak amacıyla tasarrufun iptali davasını yürürlüğe koymuştur.

Tasarrufun iptali davası hangi durumlarda açılır?

Bir borç ilişkisinde alacaklının borcuna kavuşamadığı hallerden biri de borçlunun alacaklıyı zarara uğratmak ya da geç elde etmesini sağlamak amacıyla yaptığı ve mal kaçırma amacı taşıyan tasarruf işlemleridir. Alacaklının borçlunun yaptığı ve mal kaçırma niyeti taşıdığı durumlarda tasarrufun iptali davası açılabilir.

Tasarrufun iptali davası açma koşulları nelerdir?

Tasarrufun iptali davasının hangi şartlarda açacağını kısaca madde halinde açıklayabiliriz;

  • Taraflar arasında bir borç ilişkisinin bulunması gereklidir.
  • Borç ilişkisinden kaynaklı olarak başlatılmış icra takibi olmalıdır.
  • Borçlunun mal kaçırmaya yönelik tasarruf işlemi olmalıdır.

Bu şartların gerçekleşmesi halinde tasarrufun iptali davası açılabilecektir.

Tasarruf işlemlerinde alacaklı hakları nasıl korunur?

Hukuki işlem yapma ehliyetine ehil herkesin istediği tasarruf işlemine yapmasında hukuki bir engel yoktur ancak yapılan tasarruf işlemi alacaklısından mal kaçırma amacı taşıyorsa bu noktada hukuk alacaklıyı koruyacak ve yapılan işlemin iptali söz konusu olabilecektir. Buna tasarrufun iptali davası denir ve bu dava ile alacağına mal kaçırma sebebiyle ulaşamayan alacaklının hakları korunur.

Tasarrufun iptali davasında 3. kişinin durumu nedir?

Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişi borçlunun tasarruf işlemi yaptığı kişidir. Bu yapılan işlemin üçüncü kişiyi ne derecede etkileyeceğini şöyle özetleyebiliriz;

  • Alacaklının mal üzerinden alacağını alması sonrasında zarara uğrayan üçüncü kişi bu mal için borçluya ödediği bedeli geri isteme hakkına sahiptir.
  • Üçüncü kişinin malı başkasına devretmesi halinde alacaklıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu tazminatın hesaplanması noktasında işlemin gerçekleştiği tarihteki dava konusu malın rayiç değerine bakılır ve üçüncü kişi bu oranda alacaklıya tazminat öder. Zarara uğrayan üçüncü kişi bu tutarı borçluya rücu edebilecektir.

Tasarrufun iptali davasında görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?

Tasarrufun iptali davalarında görevli ve yetkili mahkemenin ne olduğu konusunda kanun koyucu özel bir düzenlemeye yer vermemiştir. Bu noktada genel kuralların uygulanması söz konusu olacaktır. Buna göre;

Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk mahkemesi olup yetkili mahkeme ise borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.

Tasarrufun iptali davası sürecindeki ispat yükümlülükleri nelerdir?

Tasarrufun iptali davasında ispat yükü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yani davacı olan alacaklıya aittir. Davacı tasarruf işleminin gerçek olmadığını ve kendisinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ispatlamak zorundadır.

Tasarrufun iptali davasında zamanaşımı süreleri nelerdir?

Kanun koyucu tasarrufun iptali davasında zamanaşımı süresi düzenlememiştir. Bunun yerine hak düşürücü süre düzenlemesine yer vermiştir. Bu da davada sürenin talep de iddia halinde değil mahkeme tarafından resen değerlendirilme ve inceleme sonucu doğurmaktadır.

İİK 284’e göre tasarruf işleminin yapıldığı tarihten itibaren beş sene geçmekle tasarrufun iptali davası açma hakkı düşmektedir.

Tasarrufun iptali davası sonuçları ve kararların niteliği nedir?

Tasarrufun iptali davasında davacı olan alacaklı borçlunun yaptığı işlemin mal kaçırma amacıyla yapıldığına karar verilirse dava kabul edilir ve alacaklı üçüncüye kişiye karşı malın yeniden borçluya devrine gerek kalmaksızın haciz ve satışını isteyebilir. Davanın reddedilmesi halinde ise iddialar ispatlanamadığı için tasarruf işlemi hakkında ayrıca bir karar alınmamaktadır.

Tasarrufun iptali ile alacaklıların hakları nasıl güvence altına alınır?

  • Gerçek ve hukuka uygun bir alacağın mevcut olması
  • Borçlu hakkında başlatılan icra takibinin kesinleşmesi
  • Davaya konu tasarrufun borçtan sonra doğmuş olması
  • Alacaklının elinde geçici veya kesin aciz vesikasının varlığı

Yukarıda belirtilen 4 şartın mevcut olması halinde tasarrufun iptali davası açılacak ve davanın kabul edilmesi ile alacaklı yapılan tasarruf işlemindeki malın alacaklıya geri devrine gerek kalmaksızın üçüncü kişiye karşı direk mal hakkında haciz ve satım isteyebilecek ve böylece hakları korunacaktır.

Tasarrufun iptali davasında uzman hukuki destek almanın önemi nedir?

Tasarrufun iptali davası alacaklının alacağına kavuşabilmesi için çok önemli bir davadır. Bu dava sürecinde yapılacak küçük bir hata usulden veya esastan redde gidebilecektir. Alınacak hukuki destek ile bu tarz hataların önüne geçilebilecek ve gerek şart gerek ispat konusunda herhangi bir sıkıntı yaşanmadan dava süreci sonuçlanacaktır.

Tasarrufun İptali Davası kim tarafından açılır?

Tasarrufun İptali Davası, alacağına kavuşamayan alacaklı tarafından açılır.

Tasarrufun İptali Davasında hak düşürücü süre var mıdır?

Evet. Zira kanun koyucu iptali konu tasarruf işleminin öğrenilmesinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre öngörmüştür.

Tasarrufun İptali Davasında, iptale konu mal 3. Kişiye devredilmişse ne yapılır?

Öncelikle yapılması gereken şey, devredilen 3. Kişinin iyiniyetli olup olmadığının araştırılmasıdır. Buna göre Mahkemede farklılık arz edecek olup meşakkatli bir durum söz konusu olacaktır.

AV.ERVA MELEK İRBAN

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Yorum Yap