Aile ve Boşanma Hukuku – Harbiye Hukuk https://www.harbiyehukuk.com İstanbul Avukat - 0507 433 00 00 Thu, 08 Oct 2026 11:53:56 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=7.1.3 https://www.harbiyehukuk.com/wp-content/uploads/2026/05/cropped-harbiye-favicon-32x32.webp Aile ve Boşanma Hukuku – Harbiye Hukuk https://www.harbiyehukuk.com 32 32 Boşanmada Erkeğin Hakları Nelerdir? https://www.harbiyehukuk.com/bosanmada-erkegin-haklari-nelerdir/ https://www.harbiyehukuk.com/bosanmada-erkegin-haklari-nelerdir/#respond Wed, 07 Oct 2026 11:18:16 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/bosanmada-erkegin-haklari-nelerdir/ Erkeğin boşanmada nafaka, tazminat, velayet ve mal paylaşımı haklarını TMK maddeleriyle anlatıyoruz.

Boşanmada Erkeğin Hakları Nelerdir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Boşanmada erkeğin hakları, kadının haklarıyla aynı kanun maddelerine dayanır. Türk Medeni Kanunu nafaka, tazminat, mal rejimi ve velayeti “eş”, “taraf” ya da “ana ve baba” diye düzenler, erkek ile kadın arasında ayrım yapmaz.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.174, m.175, m.236 ve m.336[/ref] Sonucu belirleyen cinsiyet değil kusur, gelir durumu ve çocuğun yararıdır.

İşte bu noktada hatalı bir işlem yapmamak adına alanında uzman bir boşanma hukuku avukatı ile irtibata geçmek için buraya tıklayabilirsiniz. Harbiye Hukuk Bürosu’nun uzman boşanma avukatlarından danışmanlık hizmeti almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Boşanmada Erkeğin Yasal Hakları Listesi

Erkek boşanma sürecinde dava açma, geçici önlem isteme, nafaka ve tazminat talep etme, mal rejiminden doğan alacağını isteme, velayet ve çocukla kişisel ilişki haklarına sahiptir. Başlıca haklar aşağıdaki listede yer alır.

  • Boşanma davası açma ve karşı dava açma hakkı
  • Dava sürerken geçici önlem (tedbir nafakası, barınma, çocukla ilgili düzenleme) isteme hakkı
  • Şartları varsa yoksulluk nafakası isteme hakkı
  • Kendisinden istenen nafakaya itiraz etme hakkı
  • Maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı
  • Edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan katılma alacağını isteme hakkı
  • Aile konutu üzerinde şerh isteme hakkı
  • Velayet talep etme hakkı
  • Velayet kendisinde değilse çocukla kişisel ilişki kurma hakkı
Boşanmada Erkeğin Hakları

Boşanmada Erkeğin Hakları

Dava Sürerken Erkeğin Hakları (Geçici Önlemler)

Boşanma davası açılınca hakim, dava boyunca eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.169[/ref]

Tedbir nafakası da bu önlemlerden biridir ve kanun onu kadına özgü bir hak olarak düzenlemez. Geçimi için nafakaya ihtiyaç duyan erkek kendi lehine tedbir isteyebilir, kendisinden istenen tedbir nafakasına karşı da savunma yapabilir. Evden ayrılmak zorunda kalan erkek, barınma ve çocuğun bakımı konusunda da hakimden geçici düzenleme isteyebilir.

Erkeğin Yoksulluk Nafakası Talep Edebilmesi

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek erkek, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilir. Kanun maddesi “taraf” der, “kadın” demez.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.175[/ref]

Anayasa Mahkemesi aynı maddedeki “süresiz olarak” ifadesini iptal etti ve iptal 30 Haziran 2027’de yürürlüğe girecek.[ref]Anayasa Mahkemesi, E.2025/156, K.2026/131, RG 30.09.2026/33386[/ref] Kararın nafakaya etkisini süresiz nafaka iptal kararı yazımızda ayrıca anlattık.

Mahkeme talebi değerlendirirken tarafların gelirini, malvarlığını ve boşanmadaki kusurlarını birlikte inceler. Erkeğin hangi durumlarda nafaka alabildiği erkek nafaka alabilir mi yazısında açıklanıyor.

Erkeğin Nafakaya İtiraz Hakkı

Kendisinden nafaka istenen erkek, nafakanın şartlarının oluşmadığını ileri sürerek talebe itiraz edebilir. İtiraz gerekçeleri aşağıdaki tabloda toplandı.

İtiraz Gerekçesi Açıklama
Nafaka isteyenin kusuru Kusuru daha ağır olan taraf yoksulluk nafakası isteyemez.
Yoksulluğa düşmeme Nafaka isteyenin kendisini geçindirecek düzenli geliri veya malvarlığı varsa boşanma yüzünden yoksulluğa düşmez.
Yeniden evlenme veya ölüm İrat biçiminde ödenen nafaka alacaklının yeniden evlenmesiyle ya da taraflardan birinin ölümüyle kendiliğinden kalkar.
Fiilen evliymiş gibi yaşama, yoksulluğun ortadan kalkması, haysiyetsiz hayat Bu hallerde nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır.
Mali durumun değişmesi İradın artırılması veya azaltılması istenebilir.

Bu gerekçelerin dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 175. ve 176. maddeleridir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.175[/ref][ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.176[/ref]

Gelir durumu nafakanın en belirleyici unsurlarından biridir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının çalıştığı ve sürekli, düzenli geliri bulunduğu, erkeğin de emekli olduğu ve gelirlerin birbirine denk olduğu bir dosyada kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasını erkek yararına bozdu.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/10361, K.2026/5315, T.11.05.2026[/ref] Daire bu sonucu gerekçesinde şöyle ifade etti.

“4721 sayılı Kanun’un 175 inci maddesinde aranan koşullar somut olayda kadın yararına gerçekleşmemiştir.”

Nafaka yükümlülüğünün hangi hallerde doğmadığını erkek hangi hallerde nafaka ödemez yazısında topladık.

Erkeğin Maddi ve Manevi Tazminat Hakkı

Tazminatta ölçüt cinsiyet değil kusurdur. Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf maddi tazminat, kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf manevi tazminat isteyebilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.174[/ref]

Eşi tarafından aldatılan, şiddete uğrayan veya hakarete maruz kalan erkek, bu şartlar oluşmuşsa tazminat davası açabilir. Boşanmada kusurlu bulunan erkeğin talebi ise kabul edilmez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik birliğinin sarsılmasında erkeği ağır, kadını az kusurlu bulan bir dosyada kadın lehine maddi ve manevi tazminata hükmeden, erkeğin tazminat taleplerini reddeden kararı onadı.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/21, K.2023/3736, T.05.07.2023[/ref] Tazminatın nasıl hesaplandığı boşanma davasında maddi ve manevi tazminat yazısında anlatılıyor.

Mal Rejiminden Doğan Haklar ve Katılma Alacağı

Eşler arasında aksine sözleşme yoksa edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.202[/ref] Bu rejimde her eş, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve alacaklar takas edilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.236/1[/ref]

Artık değer, her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.231[/ref] Kadın çalışıp mal edinmişse erkek de o malların artık değerinin yarısı üzerinde katılma alacağı isteyebilir.

Zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada hakim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.236/2[/ref] Mal paylaşımının ayrıntıları için boşanmada mal paylaşımı davası yazısına göz atabilirsiniz.

Aile Konutu Şerhi ve Ortak Evin Tahsisi

Aile konutunun maliki olmayan eş, tapu müdürlüğünden konutla ilgili şerh verilmesini isteyebilir. Ev kadın adına kayıtlıysa bu haktan erkek yararlanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.194/3[/ref]

Şerh, eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan aile konutunu devretmesini veya konut üzerindeki hakları sınırlamasını engeller.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.194/1[/ref] Dava sürerken barınma ihtiyacı geçici önlem olarak hakimden de istenebilir.

Şiddet söz konusuysa 6284 sayılı Kanun’a göre hakim, şiddet uygulayanı müşterek konuttan uzaklaştırıp konutu korunan kişiye tahsis edebilir.[ref]6284 sayılı Kanun, m.5/1-b[/ref] Şerhin nasıl konulduğunu aile konutu şerhi nedir yazısında bulabilirsiniz.

Boşanma Davasını Erkek Açtığında Velayet Kime Verilir?

Velayeti davayı kimin açtığı belirlemez, boşanmada velayet çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir. Kanunda anneye öncelik tanıyan bir karine de yoktur.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.336/3[/ref]

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi velayette ölçütü şu cümleyle koyar.

“Velayet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir.”

Daire bu kararda, idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmış olsa bile anne ve babanın yaşam koşulları ile çocuğa bakım olanakları araştırılmadan velayet hakkında karar verilmesini eksik inceleme sayarak bozdu.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2015/25456, K.2016/9145, T.04.05.2016[/ref]

Kusur dağılımı velayeti kendiliğinden belirlemez. Bir dosyada ilk derece mahkemesi evlilik birliğinin sarsılmasında erkeği ağır kusurlu bulduğu halde ortak çocukların velayetini babaya verdi ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararı onadı.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/21, K.2023/3736, T.05.07.2023[/ref]

Çocuğun yararının nasıl belirlendiği çocuğun üstün yararı nedir yazısında, ortak velayet seçeneği boşanma davasında ortak velayet kararı yazısında anlatılıyor.

Velayeti Alamayan Babanın Çocukla Kişisel İlişki Hakkı

Velayeti alamayan baba çocuğuyla kişisel ilişki kurma hakkını korur. Kanun ana ve babadan her birine, velayeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı tanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.323[/ref]

Mahkeme boşanma kararında ana ve babanın çocukla kişisel ilişkisini düzenler ve bu düzenlemede çocuğun sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas alınır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.182[/ref]

Velayet kendisine bırakılan taraf kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu husus kişisel ilişki kararında taraflara ihtar edilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.324/3[/ref] Ayrıntılar için velayetin değiştirilmesi davası ve çocukla kişisel ilişki kurulması yazılarına bakılabilir.

Şiddete Uğrayan Erkeğin Hakları

6284 sayılı Kanun’un koruma tedbirleri yalnızca kadınlarla sınırlı değildir. Kanun, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınların yanında çocukları, aile bireylerini ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarını da kapsar.[ref]6284 sayılı Kanun, m.1/1[/ref]

Kanun şiddeti ve şiddet mağdurunu cinsiyet belirtmeden tanımlar.[ref]6284 sayılı Kanun, m.2/1-d ve m.2/1-e[/ref] Eşinden fiziksel, psikolojik veya ekonomik şiddet gören erkek de hakimden tedbir isteyebilir. Tedbirler arasında şiddet tehdidi ve hakaretten kaçınma, korunan kişiye yaklaşmama ve müşterek konuttan uzaklaştırma yer alır.[ref]6284 sayılı Kanun, m.5/1[/ref]

Bu başvurulardan ve kararların uygulanmasından harç ve masraf alınmaz.[ref]6284 sayılı Kanun, m.20/1[/ref] Boşanma davasında ise bu olaylar kusur belirlemesini ve tazminat taleplerini etkiler.

Eşinin kendisine pek kötü davranması veya ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunması da başlı başına bir boşanma sebebidir. Bu sebebe dayanan dava, olayın öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her halde sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle düşer.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.162[/ref]

Uzaklaştırma kararının şartları için uzaklaştırma kararı nedir, ceza boyutu için evlilikte şiddetin cezası ve sonuçları yazılarını okuyabilirsiniz.

Boşanmada Erkeğin Hakları Davalarında Avukat Desteğinin Önemi

Nafaka, tazminat, mal paylaşımı ve velayet taleplerinin her biri ayrı bir dayanağa ve ispat yüküne bağlıdır. Taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.6[/ref]

İstanbul boşanma avukatı Harbiye Hukuk Bürosu, boşanma davalarında nafaka, tazminat, mal paylaşımı ve velayet taleplerinin planlanmasında danışmanlık verir. Dosyanıza uygun yolu belirlemek için avukata sor sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Boşanmada Erkeğin Hakları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Konuyla ilgili en çok sorulan soruları kısa cevaplarıyla aşağıda topladık.



Boşanmada Erkeğin Hakları Nelerdir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/bosanmada-erkegin-haklari-nelerdir/feed/ 0
Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı https://www.harbiyehukuk.com/esimin-ilk-evlilikten-olan-cocugun-mirasi/ https://www.harbiyehukuk.com/esimin-ilk-evlilikten-olan-cocugun-mirasi/#respond Tue, 21 Jul 2026 15:02:55 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1004003 Eşinizin ilk evliliğinden olan çocuk, eşinizin yasal mirasçısıdır, sizin değil. Eşiniz öldüğünde bu çocuk sizden olan çocuklarla eşit pay alır, size ise sağ kalan eş olarak terekenin 1/4’ü düşer. Siz öldüğünüzde üvey çocuk, evlat edinme ya da vasiyetname yoksa mirasınızdan pay alamaz. Payları iki kural belirler. Birincisi soybağı, ikincisi ölüm anındaki resmi evliliktir. Miras paylaşılmadan […]

Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Eşinizin ilk evliliğinden olan çocuk, eşinizin yasal mirasçısıdır, sizin değil. Eşiniz öldüğünde bu çocuk sizden olan çocuklarla eşit pay alır, size ise sağ kalan eş olarak terekenin 1/4’ü düşer. Siz öldüğünüzde üvey çocuk, evlat edinme ya da vasiyetname yoksa mirasınızdan pay alamaz.

Payları iki kural belirler. Birincisi soybağı, ikincisi ölüm anındaki resmi evliliktir. Miras paylaşılmadan önce ise eşler arasındaki mal rejimi tasfiye edilir.

Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı Var Mı?

Türk Medeni Kanunu‘nda mirasçılık, aile sırasına göre değil soybağına göre belirlenir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.282 – Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur.[/ref] “Birinci evlilik çocuğu” ya da “ikinci evlilik çocuğu” gibi bir ayrım yasal miras payını etkilemez. Miras bırakanın altsoyuna dahil olan her çocuk, hangi evlilikten doğduğundan bağımsız olarak aynı sırada mirasçı sayılır.

Boşanma bu tabloyu değiştirmez. Miras bırakan boşanmış ve başkasıyla evlenmişse, birinci evlilikten olan çocukların miras hakkı devam eder.

Eski eşin yasal mirasçılığı ise boşanmayla birlikte sona erer. Miras bırakan ölüm anında evliyse, mirastan pay alan eş yalnızca o andaki resmi eştir.

Evlilik dışında doğan çocuk için de sonuç farklı değildir. Babayla soybağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuşsa, çocuk babasına evlilik içinde doğmuş kardeşleriyle eşit mirasçı olur (TMK m.498).

Eşinizin Önceki Çocuğunun Mirasçılık Durumu

Eşinizin ilk evliliğinden olan çocuk, eşinizin yasal mirasçısıdır, sizin değil. Sizinle bu çocuk arasında soybağı kurulmadıysa, terekeniz üzerinde yasal bir hak iddia edemez.

Siz hayatınızı kaybettiğinizde kendi altsoyunuz ve eşiniz mirasçı olur. Evlilik tek başına üvey çocukla aranızda soybağı oluşturmaz. Üvey ebeveyn ile üvey çocuk arasında mirasçılık ancak evlat edinme ya da vasiyetname ile doğabilir.

Aynı kural tersine de işler. Üvey çocuğunuz öldüğünde siz onun mirasçısı olmazsınız. Altsoyu yoksa mirası, varsa eşiyle birlikte kendi ana ve babasına geçer (TMK m.496).

Eşinizin ilk evlilikten olan çocuğu, sizin malvarlığınızdan doğrudan miras alamaz. Bu çocuğun hakkı yalnızca kendi anne veya babasının (eşinizin) terekesi üzerindedir.

İlk Eşten Üvey Çocuğun Miras Hakkı

İlk Eşten Üvey Çocuğun Miras Hakkı

Eşiniz Öldüğünde Çocukların ve Eşin Miras Payı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 499. maddesi, sağ kalan eşin miras payını düzenler.[ref]Türk Medeni Kanunu m.499/1 – Sağ kalan eş, mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa mirasın dörtte birini alır.[/ref] Miras bırakan çocuk bırakmışsa paylar şöyledir.

  • Sağ kalan eş: terekenin 1/4
  • Çocuklar toplamda: terekenin 3/4

3/4’lük kısım çocuk sayısına eşit bölünür. İlk evlilikten gelen çocuk ile mevcut evlilikten gelen çocuk aynı sırada yer alır. Eşinizin biri önceki evlilikten, biri sizden olmak üzere iki çocuğu varsa, her biri terekenin 3/8‘ini alır.

Paylar hesaplanmadan önce mal rejimi tasfiye edilir. Eşler sözleşme yapmamışsa yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılmadır. Türk Medeni Kanunu’nun 236. maddesine göre her eş veya mirasçıları, diğer eşin artık değerinin yarısı üzerinde hak sahibidir ve karşılıklı alacaklar takas edilir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.236/1 – Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir.[/ref]

Artık değer, evlilik süresince karşılığı verilerek edinilen malların borçlar düşüldükten sonra kalan tutarıdır. Evlilikten önce sahip olunan mallar ile miras veya bağış yoluyla gelenler kişisel maldır ve bu hesaba girmez. 1 Ocak 2002’den önce evlenen eşlerde, bu tarihe kadar edinilen mallar için kural olarak eski mal ayrılığı rejimi uygulanır.

İlk evlilikten olan çocuk da ölen ebeveyninin mirasçısı olarak bu hesaptan yararlanır. Sağ kalan üvey ebeveynin evlilik içinde biriktirdiği mallar da tasfiyeye girer. Ölen eşin artık değeri daha düşükse, aradaki farkın yarısı terekeye alacak olarak eklenir.

Eşin miras payı ile yasal mirasçılar ve miras payları konularında daha ayrıntılı bilgiye yazılarımızdan ulaşabilirsiniz.

Sağ Kalan Eş Aile Konutunda Oturmaya Devam Edebilir Mi?

Üvey çocukla sağ kalan eş arasındaki anlaşmazlık çoğu zaman birlikte oturulan ev üzerinden çıkar. Türk Medeni Kanunu’nun 652. maddesine göre sağ kalan eş, terekedeki aile konutu ve ev eşyası üzerinde miras payına mahsuben kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebep varsa mahkeme mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı da tanıyabilir.

Mal rejimi tasfiyesinde de benzer bir imkan vardır. Sağ kalan eş, katılma alacağına mahsuben konut üzerinde intifa veya oturma hakkı isteyebilir, alacağı yetmezse aradaki farkı bedel olarak öder (TMK m.240). Koşullar için aile konutunun sağ kalan eşe özgülenmesi yazımıza bakabilirsiniz.

İkinci Evlilikte Eşlerden Biri Ölürse Miras Kime Kalır? Rakamlı Örnek

Sizin bir, eşinizin önceki evliliğinden dört çocuğu olsun. Ortak çocuğunuz yok ve mal rejimi sözleşmesi yapmadınız. Paylaşımın sonucu, kimin önce öldüğüne göre tamamen değişir.

Örnekte sizin evlenmeden önce aldığınız 2.000.000 TL değerinde bir eviniz ve evlilikte biriktirdiğiniz 800.000 TL’niz var. Eşinizin evlilikten önceki 1.000.000 TL’lik dairesi ve evlilikte biriktirdiği 400.000 TL’si var. Hiçbirinizin borcu yok.

Hesap Önce siz ölürseniz Önce eşiniz ölürse
Sağ kalan eşin alacağı (ölenin artık değerinin yarısı) 400.000 TL 200.000 TL
Ölenin mirasçılarının alacağı (sağ kalanın artık değerinin yarısı) 200.000 TL 400.000 TL
Takas sonrası net alacak Eşinize 200.000 TL Terekeye 200.000 TL (sizden)
Paylaşılacak tereke 2.600.000 TL 1.600.000 TL
Sağ kalan eşin miras payı (1/4) 650.000 TL 400.000 TL
Ölenin çocuklarının payı (3/4) Çocuğunuza 1.950.000 TL Dört çocuğun her birine 300.000 TL
Üvey çocukların payı Yok Yok

Önce Siz Ölürseniz

Mal rejimi tasfiyesinde eşiniz, sizin 800.000 TL artık değerinizin yarısını, yani 400.000 TL’yi ister. Sizin mirasçılarınız da eşinizin 400.000 TL artık değerinin yarısı olan 200.000 TL’ye hak kazanır. Takas sonrası eşinizin net alacağı 200.000 TL’dir.

Bu alacak düşülünce tereke 2.000.000 + 800.000 − 200.000 = 2.600.000 TL olur. Eşiniz 1/4 ile 650.000 TL, çocuğunuz 3/4 ile 1.950.000 TL alır (TMK m.495 ve m.499). Eşinizin dört çocuğu sizin mirasınızdan hiçbir pay almaz.

Eşinizin eline mal rejimi alacağıyla birlikte toplam 850.000 TL geçer. Eşiniz daha sonra öldüğünde bu tutar onun mirasçılarına, yani dört çocuğuna kalır.

Önce Eşiniz Ölürse

Hesap bu kez tersine döner. Siz eşinizin artık değerinin yarısı olan 200.000 TL’ye, eşinizin mirasçıları ise sizin artık değerinizin yarısı olan 400.000 TL’ye hak kazanır. Takas sonrası siz terekeye 200.000 TL borçlu çıkarsınız.

Tereke 1.000.000 + 400.000 + 200.000 = 1.600.000 TL olur. Size 1/4 ile 400.000 TL düşer, eşinizin dört çocuğu kalan 1.200.000 TL’yi eşit bölüşür ve her biri 300.000 TL alır. Sizin çocuğunuz eşinizin mirasından pay almaz.

Vasiyetle Paylar Ne Kadar Değiştirilebilir?

Paylar vasiyetname ile değiştirilebilir, fakat saklı paylara dokunulamaz. Altsoyun saklı payı yasal payının yarısı, altsoyla birlikte mirasçı olan eşin saklı payı ise yasal payının tamamıdır (TMK m.506).

İlk örnekte çocuğunuzun saklı payı 3/8, eşinizin saklı payı 1/4’tür. Geriye kalan 3/8’lik kısım, yani 975.000 TL üzerinde serbestçe tasarruf edebilirsiniz. Bu kısmı vasiyetname ile eşinizin çocuklarına da bırakabilirsiniz.

Mal rejimi alacağı mirastan önce gelir ve vasiyetle azaltılamaz. Eşler artık değere katılma oranını ancak mal rejimi sözleşmesiyle değiştirebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 237. maddesi, böyle bir sözleşmenin eşlerin ortak olmayan çocuklarının saklı paylarını zedeleyemeyeceğini açıkça düzenler.

Eşler, resmi vasiyetname şeklinde yapılan bir mirastan feragat sözleşmesi ile birbirine mirasçı olmamayı da kararlaştırabilir (TMK m.528 ve m.545).

Annenin ya da Babanın İlk Evlilikten Olan Çocuğu

“Annem öldü, babam evlendi, miras ne olur?” sorusunun cevabı annenizin ölüm tarihine bağlıdır. Annenizin mirası, öldüğü an kimler mirasçıysa onlara geçer. Babanızın sonradan evlenmesi, sizin annenizden aldığınız payı değiştirmez.

Anneniz öldüğünde babanızla evliyse, annenizin terekesinin 1/4‘ü babanıza, 3/4‘ü siz ve kardeşlerinize kalır. Annenizin önceki evliliğinden çocuğu varsa o da bu 3/4’ten eşit pay alır.

Dikkat edilmesi gereken nokta babanızın payıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 640. maddesi uyarınca mirasçılar, paylaşmaya kadar terekeye elbirliğiyle sahiptir. Miras paylaşılmadıysa babanızın 1/4 payı da annenizden kalan malların üzerinde bu ortaklık içinde durur.

Annenizden kalan evin 1/4’ü babanıza düşmüş olsun. Babanız yeniden evlendikten sonra ölürse yeni eşi bu 1/4’ün dörtte birini, yani evin 1/16’sını alır. Babanızın iki evlilikten olan tüm çocukları ise kalan 3/16’yı eşit paylaşır.

Kadının ilk evlilikten olan çocuğunun miras hakkı için de kural aynıdır. Anne vefat ettiğinde onun tüm çocukları aynı sırada mirasçıdır. İkinci eşten ortak çocuk olsa da olmasa da, ilk evlilikten olan çocuğun payı değişmez.

Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı

Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı

Babam İkinci Eşine Ev Almış, Miras Durumu Ne Olur?

Cevap, evin kimin parasıyla alındığına ve tapuya nasıl geçtiğine bağlıdır. Her ihtimalde açılacak dava da farklıdır.

Ev babanızın adına mı kayıtlı? O zaman ev terekeye girer. Evlilik içinde alındıysa önce mal rejimi tasfiyesi yapılır, kalan değeri ikinci eş 1/4, iki evlilikten olan çocuklar 3/4 oranında paylaşır.

Babanız kendi evini eşine satış gibi göstererek mi devretti? Bu durum muris muvazaasıdır. Gerçekte bağış olan bir işlem tapuda satış diye gösterilmişse, saklı payı olsun olmasın her mirasçı tapu iptali ve tescil davası açabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, ilk eşten olan çocuğun ikinci eşe karşı açtığı bir davada 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını şöyle açıklamıştır.

Muris muvazaasında 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de TMK’nın 706 ncı, Türk Borçlar Kanunu’nun 237 nci (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26 ncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
(Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 06.12.2022 tarihli, 2022/6272 E., 2022/7922 K.)

Aynı davada babanın ikinci eşine bağışladığı taşınmaz ile parasını ödeyip ikinci eşi adına aldırdığı daireler için bu içtihadın uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Tenkis şartları da ispatlanamadığından davanın reddi onanmıştır.

Babanız evi kendi parasıyla doğrudan eşi adına mı satın aldı? Tapu hiç babanız adına kayıtlı olmadığından muris muvazaası uygulanmaz. Bu durumda başvurulacak yol tenkis davasıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 09.05.2011 tarihli, 2011/4455 E., 2011/5601 K. sayılı kararında, taşınmazların mirasbırakan tarafından ikinci eşe doğrudan temlik edilmediğini saptayarak tapu iptali isteminin reddini doğru bulmuştur. Tenkis talebinin ise eksik araştırmayla reddedildiği gerekçesiyle hükmü bozmuştur.

Babanız evi tapuda açıkça bağışladıysa ne olur? Gizlenen bir işlem olmadığından muvazaa da yoktur. Saklı payınız zedelenmişse tenkis davası açılabilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 565. maddesine göre mirasbırakanın ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı bağışlamalar ile saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık kazandırmalar tenkise tabidir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.565 ve m.571 – Ölümden önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar ve saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı açık olan kazandırmalar tenkise tabidir. Dava hakkı, saklı payın zedelendiğini öğrenmeden başlayarak bir yıl ve her halde mirasın açılmasından başlayarak on yıl geçmekle düşer.[/ref]

Uyarı: Tenkis davası, saklı payın zedelendiğini öğrendiğiniz tarihten başlayarak bir yıl ve her halde mirasın açılmasından başlayarak on yıl içinde açılmazsa dava hakkı düşer.

Ev ikinci eşin kendi geliriyle mi alındı? Bu durumda ev ikinci eşin edinilmiş malıdır ve mirasa girmez. Babanızın mirasçıları ise mal rejimi tasfiyesinde bu evin de dahil olduğu artık değerin yarısını isteyebilir.

Dava türleri ve ispat için mirastan mal kaçırma ve muris muvazaası ile tenkis davası yazılarımıza bakabilirsiniz.

Üvey Ebeveynden Miras Almanın Yolları

Üvey çocuğun üvey ebeveynden doğrudan miras alabilmesi iki yolla mümkündür.

Evlat edinme: Mahkeme kararıyla gerçekleşen evlat edinme, üvey çocuğa öz çocukla eşit yasal miras hakkı kazandırır. Türk Medeni Kanunu’nun 500. maddesine göre evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.[ref]Türk Medeni Kanunu m.500 – Evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder.[/ref] Sözlü beyan ya da fiili birliktelik bu statüyü kazandırmaz.

Eşinizin çocuğunu evlat edinmek için en az iki yıldır evli olmanız ya da 30 yaşını doldurmuş olmanız gerekir (TMK m.306). Çocuk ergin ise kural olarak en az beş yıllık bakım veya birlikte yaşama şartı ve sizin altsoyunuzun açık muvafakati aranır (TMK m.313). Ayrıntılar evlat edinme ve şartları yazımızda yer alıyor.

Vasiyetname: Üvey ebeveyn, diğer mirasçıların saklı payını ihlal etmemek şartıyla vasiyetname veya miras sözleşmesiyle üvey çocuğa belirli mal bırakabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 506. maddesine göre miras bırakanın öz çocukları varsa, onların saklı payı yasal paylarının yarısıdır ve bu kısma dokunulamaz.[ref]Türk Medeni Kanunu m.506 – Saklı pay, altsoy için yasal miras payının yarısıdır. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde yasal miras payının tamamıdır.[/ref] Vasiyetname bu sınırı aşarsa saklı pay sahibi mirasçılar tenkis davası açabilir.

Dolaylı Miras: Eş Üzerinden Geçen Malvarlığı

Üvey çocuk, üvey ebeveyninin malvarlığına dolaylı yoldan ulaşabilir. Buna teknik olarak “üvey ebeveynden miras” denmez, iki ayrı ölümle oluşan bir zincirdir.

Siz öldüğünüzde terekenizin 1/4’ü eşinize geçer. Eşiniz daha sonra öldüğünde, sizden gelen mallar da dahil tüm malvarlığı kendi mirasçılarına, yani önceki evliliğinden olan çocuklarına kalır. Üvey çocuk sizin mallarınızı böylece öz ebeveyninden miras olarak alır.

Ters yön de geçerlidir. Eşiniz önce ölürse onun terekesinden size düşen pay, sizin ölümünüzde kendi çocuklarınıza geçer. 2 evlilikte miras paylaşımında her ölüm ayrı değerlendirilir ve kimin mirasçı olduğu o tarihteki duruma göre belirlenir.

Üvey Evlatın Miras Payı Nasıl Olur?

Üvey Evlatın Miras Payı Nasıl Olur?

Çocuğu Olmayan İkinci Eşin Miras Hakkı

Miras bırakanın yalnızca önceki evlilikten çocukları varsa ve mevcut evlilikten ortak çocuk yoksa, paylar değişmez. Sağ kalan eş yine 1/4 alır, önceki evliliğin çocukları 3/4‘ü paylaşır. Ortak çocuk olmaması, eşin payını artırmaz.

Eşin payı yalnızca miras bırakanın hiç altsoyu yoksa artar. Bu durumda eş, ana ve baba zümresiyle (anne, baba, onlar ölmüşse kardeşler) birlikte mirasın yarısını, büyükanne ve büyükbaba zümresiyle birlikte dörtte üçünü alır. Hiçbiri yoksa mirasın tamamı eşe kalır.

Miras paylaşımı nasıl yapılır yazımızda bu senaryolar ayrıntılı ele alınmaktadır.

Miras Paylaşımında Sık Yapılan Hatalar

İki evlilikli ailelerde bazı hatalar sık tekrarlanır.

İlki, mirasçılık belgesinde (veraset ilamı) mirasçıları eksik göstermektir. İlk evlilikten olan çocuk ya da sağ kalan eş belgede yoksa, tapu ve banka işlemleri sonradan tartışmalı hale gelir. Mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir (TMK m.598).

Mal rejimi tasfiyesini atlamak da yaygın bir hatadır. Terekenin kapsamı belirlenmeden “çocuğun payı 3/4” demek çoğu zaman yanlış sonuç verir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde eşin alacağı önce hesaplanmak zorundadır.

Mirastan mal kaçırma girişimlerinin geç fark edilmesi de önemli bir sorundur. Miras bırakanın ölümünden kısa süre önce malvarlığını devretmesi, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davasına ya da tenkis davasına zemin hazırlar. Tenkis davasındaki bir yıllık ve on yıllık süreler kaçırıldığında hak kaybı yaşanır.

Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Eşimin ilk evlilikten olan çocuğun miras hakkı ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık.



Eşimin İlk Evlilikten Olan Çocuğun Miras Hakkı yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/esimin-ilk-evlilikten-olan-cocugun-mirasi/feed/ 0
Süresiz Nafaka İptal Kararı Resmi Gazete’de! https://www.harbiyehukuk.com/suresiz-nafaka-iptal-karari/ https://www.harbiyehukuk.com/suresiz-nafaka-iptal-karari/#respond Thu, 04 Jun 2026 17:55:23 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1002236 Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasını düzenleyen Türk Medeni Kanunu‘nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ifadesini iptal etti. Gerekçeli karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü bu tarihten 9 ay sonra, yani 30 Haziran 2027‘de yürürlüğe girecek. Süresiz nafaka iptali nafakayı tamamen ortadan kaldırmıyor, ona bir süre sınırı ve öngörülebilirlik getirmeyi amaçlıyor. […]

Süresiz Nafaka İptal Kararı Resmi Gazete’de! yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Anayasa Mahkemesi, yoksulluk nafakasını düzenleyen Türk Medeni Kanunu‘nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ifadesini iptal etti. Gerekçeli karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. İptal hükmü bu tarihten 9 ay sonra, yani 30 Haziran 2027‘de yürürlüğe girecek. Süresiz nafaka iptali nafakayı tamamen ortadan kaldırmıyor, ona bir süre sınırı ve öngörülebilirlik getirmeyi amaçlıyor. Mevcut nafakalar ise kendiliğinden sona ermiyor. Takvim tarafında bir işaret daha var: Adalet Bakanı Akın Gürlek, 7 Eylül 2026‘da düzenlemenin ekim ayındaki yargı paketiyle hayata geçirilmesinin planlandığını açıklamıştı.

Bu yazıda süresiz nafakanın tanımını ve iptalinin doğuracağı sonuçları ele aldık.

Süresiz Nafaka Nedir?

Süresiz nafaka, kamuoyunda “sınırsız nafaka” ya da “ömür boyu nafaka” olarak da anılır. Üçü de aynı kavramı, yani belirli bir bitiş tarihi olmadan bağlanan yoksulluk nafakasını ifade eder.

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma durumunda eski eşe “süresiz nafaka” başlıklı bir madde doğrudan yoktur. Bu tabir, halk arasında belirli bir bitiş tarihi konmadan bağlanan nafakayı anlatmak için kullanılır. İşin hukuki adı yoksulluk nafakasıdır ve dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesidir.

İlgili madde açık bir ifade kullanır. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru karşı taraftan daha ağır olmamak şartıyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında nafaka isteyebilir. Maddede geçen “süresiz olarak” ifadesi, bu nafakanın belirli bir takvime bağlanmadan hükmedilmesine imkan tanıyordu. Kanunda açık bir üst sınır bulunmadığı için nafaka uzun yıllar, hatta fiilen bir ömür boyu devam edebiliyordu.

Nafakayı Süresiz Hale Getiren Sebep

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur. Süresiz nafaka ayrı bir kanunla getirilmiş özel bir kurum değildir. Mevcut nafaka sistemi, 1 Ocak 2002‘de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile şekillendi. Kanunda nafaka için net bir süre belirlenmemiş olması, zamanla uygulamada nafakanın süresiz biçimde devam etmesinin önünü açtı. Yani süresiz nafaka doğrudan bir hak olarak belirlenmemesine rağmen kanun boşluğunun doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Süresiz Nafaka, Hangi Nafaka Türüne Girer?

Boşanmanın neticesinde eski eşe ödenen tüm aylık yardımlar nafaka olarak bilinse de nafakanın birçok türü mevcuttur.

Nafaka Türü Kime / Ne İçin Ne Zaman
Tedbir nafakası Dava sürerken muhtaç eş veya çocuk Boşanma davası devam ederken
İştirak nafakası Velayeti almayan eşten çocuk için Boşanmadan sonra
Yoksulluk nafakası Yoksulluğa düşecek eş Boşanmadan sonra
Yardım nafakası Altsoy, üstsoy ve kardeşler Yoksulluğa düşme tehlikesi varsa

Tartışmaların merkezinde olan ve süresiz olarak anılan nafaka türü, bunların içinden yoksulluk nafakasıdır. Diğer türler bu tartışmanın dışındadır. Yani süresiz nafakanın kaldırılması iştirak nafakasını, yardım nafakasını ve tedbir nafakasını etkilemez. Söz konusu iptal kararı sadece süresiz nafaka olarak da bilinen yoksulluk nafakası için geçerlidir.

Süresiz Nafaka Nasıl İptal Edildi?

Uzun süredir devam eden bu tartışma, hukuki bir zemine taşındığında konu farklı bir boyut kazanmıştır. Bir aile mahkemesi, önüne gelen somut bir davada yoksulluk nafakasının süresiz olmasına ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine vararak ilgili maddedeki “süresiz olarak nafaka” ifadesinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

AYM'nin Süresiz Nafaka İptal Kararı

AYM’nin Süresiz Nafaka İptal Kararı

Anayasa Mahkemesi başvuruyu esastan incelemiş ve maddedeki bu ifadeyi oyçokluğuyla iptal etmiştir (E. 2025/156, K. 2026/131). Üç üye karşı oy kullanmış, bir üye ise sonuca katılmakla birlikte farklı bir gerekçe yazmıştır. Yüksek Mahkeme ayrıca, iptal hükmünün kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından itibaren 9 ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar vermiştir. Bu 9 aylık sürenin amacı yasama organına bu süre içinde yeni bir düzenleme yapması için zaman tanımaktır. Yani mevcut sistem bu süre boyunca uygulanmaya devam edecek ve asıl değişiklik, süresiz nafaka iptal kararıyla birlikte oluşturulacak yeni yasayla şekillenecektir. Gerekçeli karar 30 Eylül 2026’da Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Süresiz nafaka iptali kararından sonra nasıl bir düzenleme yapılacağı, bu gerekçeli kararın ortaya koyduğu çerçeve ışığında yasama sürecinde belirlenecektir.

Süresiz Nafaka İptal Kararı, Nafakanın Tamamen Kalkması Mı Demek?

Hayır, kararda iptal edilen şey nafakanın kendisi değil, onun süresiz olmasını mümkün kılan ifadedir. Yani amaç, nafakayı ortadan kaldırmak değil, ona bir çerçeve ve öngörülebilirlik kazandırmak yönündedir. Boşanma sonrası korunmaya muhtaç eş için bir destek mekanizması varlığını sürdürecek, ancak bu desteğin sınırsız bir taahhüde dönüşmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor.

Bu Karar Mevcut Nafakaları Etkiler mi?

AYM’nin süresiz nafaka iptal kararının nafaka ödeyen ya da nafaka alan kişileri etkilememesi beklenmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararı, daha önce bağlanmış nafakaların kendiliğinden sona erdiği anlamına gelmez. Halihazırda ödenen bir nafaka, karar yürürlüğe girdiği anda otomatik olarak kesilmez.

Bunun temel sebebi Türk hukukundaki kanunlerin geriye yürümezliği ilkesidir. Yeni bir kural, kural olarak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlar için uygulanır. Geçmişte kesinleşmiş mahkeme kararlarına etkisinin ne ölçüde olacağı ise çıkacak yeni yasanın geçiş hükümlerine göre belirlenecek. Bu yüzden mevcut nafakaların durumu konusunda kesin bilgi için hem gerekçeli kararı hem de yapılacak yasal düzenlemeyi beklemek gerekmektedir.

Uyarı: Nafaka ödüyorsanız, karar yürürlüğe girip mevcut ilamınız mahkemece kaldırılana kadar ödemeyi tek taraflı kesmeyin. Aksi halde icra ve tazyik hapsi riski sürer. Nafaka alıyorsanız da mevcut nafakanız kendiliğinden son bulmaz, geçerliliğini korur.

Nafakanın Kaldırılması ve Azaltılması

Hali hazırdaki süresiz nafaka, dokunulamaz ve değiştirilemez bir karar değildir. Yürürlükteki sistemde bile nafakanın kaldırılması ya da azaltılması için dava açmak mümkündür. Aşağıdaki hallerde nafaka yeniden değerlendirilebilir veya tamamen sona erebilir:

  • Nafaka alan tarafın yeniden evlenmesi
  • Başka biriyle resmi olmadan evliymiş gibi yaşaması
  • Yoksulluğunun ortadan kalkması, örneğin düzenli bir işe girmesi
  • Taraflardan birinin ekonomik durumunda önemli bir değişiklik olması
  • Nafaka alacaklısının ölümü, bu halde nafaka kendiliğinden son bulur

Bu sebeplerden biri ortaya çıktığında, koşulları ispatlamak şartıyla nafakanın kaldırılması ya da azaltılması talep edilebilir. Bu tarz bir durumdan dolayı dava açmayı düşünüyorsanız detaylı bilgi için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Mevcut Uygulamada Nafaka Miktarı ve Süresinin Belirlenemsi

Her dosya kendi koşulları içinde değerlendirilir. Hakim karar verirken tarafların gelir durumunu, yaşam standartlarını, kusur dengesini ve varsa çocukların ihtiyaçlarını birlikte gözetir.

Son dönemde öne çıkan yaklaşım, nafaka süresinin evlilik süresiyle ilişkilendirilmesi fikridir. Kısa süren bir evliliğin ardından çok uzun süreli bir yükümlülük doğmasının önüne geçmek ve tarafların baştan neyle karşılaşacağını bilebilmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Bu sayede hem nafaka ödeyen tarafın belirsizlikten kurtulması hem de boşanma süreçlerinin nafaka pazarlığı yüzünden yıllarca uzaması engellenmek istenmektedir.

Süresiz Nafaka İptali Sonucu Süreli Nafaka Belirlenmesi

AYM’nin süresiz nafaka iptal kararı neticesinde yapılacak düzenlemede beklenen modellerden biri, nafakayı iki temel eşiğe oturtmaktadır. Buna göre belirli bir süreden kısa evliliklerde yoksulluk nafakasına hiç hükmedilmemesi, bu sürenin üzerindeki evliliklerde ise nafaka süresinin evlilik süresinin yarısı kadar olması bekleniyor.

Süresiz Nafaka İptal Kararı Sonrası Beklenen Süreler

Süresiz Nafaka İptal Kararı Sonrası Beklenen Süreler

Örneğin; 0 ila 5 yıl arasında süren evliliklerde süresiz nafaka doğmayacağı beklenmektedir. Yani kısa süren bir birliktelik, uzun yıllara yayılan bir nafaka yükümlülüğü oluşturmayacaktır. Evlilik 5 yılı aştığında ise nafaka süresinin evlilik süresinin yarısına bağlanması öngörüsü mevcuttur.

Bu modelle örnek hesaplamalar şöyle görünebilir:

Evlilik Süresi Beklenen Nafaka Süresi
0 – 5 yıl Nafaka yok
8 yıl 4 yıl
10 yıl 5 yıl
20 yıl 10 yıl
30 yıl 15 yıl

Süresiz nafakanın iptali neticesinde nafaka sürelerinin yeni modelle belirlenmesi mantığı, evlilik ne kadar uzunsa korunmaya muhtaç eşin o kadar uzun süre destek görmesi, kısa evliliklerin ise ömür boyu süren bir yüke dönüşmemesi üzerine kuruludur.

Bu eşikler ve oranlar henüz yasalaşmış kurallar değil, beklenen ve tartışılan bir modeldir. Nihai kanun metni yayımlanana kadar bu rakamlar üzerinden kesin bir sonuca varmak doğru olmaz.

Süresiz Nafaka İptal Kararı Resmi Gazete’de Yayımlandı mı?

Anayasa Mahkemesi süresiz nafaka iptal kararını 4 Haziran 2026‘da Genel Kurul’da verdi. Gerekçeli karar ise 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmi Gazete’nin Yargı Bölümü’nde yayımlandı (E. 2025/156, K. 2026/131). İptal hükmü bu yayım tarihinden 9 ay sonra, yani 30 Haziran 2027‘de yürürlüğe girecek.

Karar tarihiyle yürürlük tarihi farklıdır. Sınırsız nafakanın iptaline ilişkin karar 4 Haziran 2026’da verildi, ancak mevcut sistem 30 Haziran 2027’ye kadar uygulanmaya devam edecek.

Yeni Düzenleme 12. Yargı Paketi ile mi Gelecek?

Bu sorunun yanıtı 7 Eylül 2026‘da netleşti. Adalet Bakanı Akın Gürlek, adli yıl açılışında yaptığı konuşmada süresiz nafakaya ilişkin yasal düzenlemenin ekim ayındaki paketle hayata geçirilmesinin planlandığını söyledi. Bakanın ifadesine göre düzenleme, 24-25 maddeden oluşacak paketin içinde yer alacak. Basına yansıyan nitelemeyle bu paket, temmuzda yasalaşan 12. Yargı Paketi’nin ikinci bölümü olarak hazırlanıyor.

Açıklama takvimi netleştirse de içerik hala belirsiz. Nafakaya kaç yıllık evlilikte ne kadar süre tanınacağı, geçiş hükümlerinin nasıl kurulacağı gibi sorular taslak metin Meclis’e sunulduğunda yanıt bulacak. Boşanma süreçlerinin uzunluğu ve nafakaya süre sınırı, reform çalışmalarının öteden beri konuşulan başlıklarıydı. AYM kararı bu çalışmaya hem hukuki zemin hem de takvim kazandırdı.

Çünkü iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihe kadar bir boşluk doğmaması için yeni düzenlemenin bu süre içinde tamamlanması gerekiyor. Bu çerçevede, evlilik süresine bağlı nafaka modeli gibi tartışılan başlıkların 12. Yargı Paketi kapsamında somut madde haline getirilmesi öngörülüyor. Ancak paketin içeriği, hangi maddeleri kapsayacağı ve yasalaşma takvimi henüz kesinleşmiş değil. Bu nedenle düzenlemenin son hali, ancak kanun teklifi Meclis’e sunulduğunda netleşecektir.

Süresiz Nafaka İptalinde Son Durum

  • 4 Haziran 2026 — Anayasa Mahkemesi, TMK 175’teki “süresiz olarak” ifadesini iptal etti.
  • 30 Eylül 2026 — Gerekçeli karar, 33386 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı. Mevcut sistem yürürlük tarihine kadar uygulanmaya devam ediyor.
  • 30 Haziran 2027 — İptal hükmü yürürlüğe girecek.
  • Bu tarihe kadar — Yasama organının yeni düzenlemesi bekleniyor, konunun 12. Yargı Paketi’nin ikinci bölümünde ele alınması öngörülüyor.

Atılan son adımlar, korunmaya muhtaç eşi gözetmekle bir tarafı süresiz yükümlülük altında bırakmamak arasında daha sağlıklı bir orta yol arayışının ürünü olarak okunabilir. Yine de tablonun netleşmesi için gerekçeli kararın ve yeni yasal düzenlemenin beklenmesi gerekiyor. Kendi dosyanızın bu gelişmelerden nasıl etkileneceğini öğrenmek için somut durumunuzu bir boşanma avukatıyla değerlendirmeniz en doğru yol olacaktır.

Süresiz Nafaka İptali İle İlgili Sorular

Süresiz nafaka iptal kararı ile ilgili merak edilen soruları bu başlığın altında derledik.






Süresiz Nafaka İptal Kararı Resmi Gazete’de! yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/suresiz-nafaka-iptal-karari/feed/ 0
Nafaka İcra Takibi Nasıl Yapılır? https://www.harbiyehukuk.com/nafaka-icra-takibi-nasil-yapilir/ https://www.harbiyehukuk.com/nafaka-icra-takibi-nasil-yapilir/#respond Thu, 23 Apr 2026 11:54:45 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=1001157 Nafaka icra takibi, mahkemenin hükmettiği nafaka ödenmediğinde alacaklının icra dairesi aracılığıyla başlattığı cebri tahsil yoludur. Tedbir, iştirak, yoksulluk ve yardım nafakası bu yolla tahsil edilir. Takipte birikmiş nafaka ile takipten sonra doğacak devam eden aylar birlikte istenebilir. Nafaka bir mahkeme hükmüyle bağlanmışsa takip ilamlı yapılır ve borçluya yedi günlük icra emri gönderilir. Dava sürerken ara […]

Nafaka İcra Takibi Nasıl Yapılır? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Nafaka icra takibi, mahkemenin hükmettiği nafaka ödenmediğinde alacaklının icra dairesi aracılığıyla başlattığı cebri tahsil yoludur. Tedbir, iştirak, yoksulluk ve yardım nafakası bu yolla tahsil edilir. Takipte birikmiş nafaka ile takipten sonra doğacak devam eden aylar birlikte istenebilir.

Nafaka bir mahkeme hükmüyle bağlanmışsa takip ilamlı yapılır ve borçluya yedi günlük icra emri gönderilir. Dava sürerken ara kararla bağlanan tedbir nafakası ise ilam sayılmadığından genel haciz yoluyla takibe konur. Ödeme gelmezse maaş, emekli aylığı ve banka hesabı haczedilir, şartları varsa tazyik hapsi istenir.

Nafaka İcra Takibi Nedir?

Nafaka icra takibi, mahkeme kararıyla hükmedilen nafakanın nafaka borçlusu tarafından zamanında veya eksiksiz ödenmemesi durumunda, alacaklının icra dairesi aracılığıyla başlattığı cebri icra işlemidir. Bu takip sayesinde nafaka alacaklısı, ödenmeyen nafaka tutarlarını devletin zorlayıcı gücü ile tahsil etme imkanına sahip olur.

Takibin konusu boşanma veya aile hukukuna ilişkin davalar sonucunda hükmedilen tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası gibi nafaka türlerinin ödenmemesidir. Nafaka konusunda detaylı bilgi için nafaka konulu makalemize göz atabilirsiniz.

İcra takibi ile birlikte borçludan hem birikmiş nafaka alacakları hem de işleyecek nafaka bedelleri talep edilebilir.

Nafaka Türleri ve İcra Takibine Konu Olabilecek Nafakalar Nelerdir?

Türk hukukunda nafaka, aile hukukundan doğan ve belirli kişilerin geçimini sağlamak amacıyla ödenmesi gereken bir mali yükümlülüktür. Nafaka borcunun yerine getirilmemesi halinde alacaklı, icra takibi başlatarak bu alacağını tahsil etme yoluna gidebilmektedir. İcra takibine konu olan nafaka türleri şunlardır:

  • Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası devam ederken eşin ve varsa çocukların geçimini sağlamak amacıyla mahkeme tarafından geçici olarak hükmedilen nafaka türüdür. Hükümde yer alıyorsa ilamlı, yalnız ara kararla bağlanmışsa ilamsız takibe konu edilir.
  • İştirak nafakası, boşanma sonrasında velayeti kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katkıda bulunması amacıyla ödediği nafakadır. Bu nafaka da düzenli ödenmesi gereken bir borç olduğundan, ödenmemesi durumunda icra takibi başlatılması mümkündür.
  • Yoksulluk nafakası, boşanma sonucunda yoksulluğa düşecek olan eş lehine hükmedilen nafaka türüdür. Mahkeme kararıyla belirlenen bu nafakanın ödenmemesi halinde alacaklı eş icra takibi başlatabilir ve birikmiş nafaka alacaklarını talep edebilir.
  • Yardım nafakası, kişinin yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu, altsoyu veya kardeşleri lehine hükmedilen nafaka türüdür. Şartları yardım nafakası yazımızda anlatılan bu nafaka da mahkeme kararıyla hükmedildiğinden, ödenmemesi halinde icra yoluyla tahsil edilebilmektedir.

Nafaka Kararı Kesinleşmeden İcraya Konulabilir mi?

Nafaka alacağının dayanağı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre verilen mahkeme kararıdır. Tahsilin nasıl yapılacağı ise İcra ve İflas Kanunu‘nda düzenlenir. Takibin ilamlı mı ilamsız mı yapılacağını elinizdeki kararın niteliği belirler.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 350. ve 367. maddelerine göre aile hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Aynı maddeler nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemeyeceğini de açıkça söyler.[ref]6100 sayılı HMK m.350 ve m.367[/ref] İİK m.36 da nafaka hükümlerinde tehir-i icra için süre verilmesini yasaklar.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, boşanma kararının hüküm fıkrasında yer alan tedbir nafakasının takibi için ilamın kesinleşmesinin gerekmediğini kabul eder. İştirak ve yoksulluk nafakası ise boşanmanın eklentisidir. Bunlar, aynı ilamdaki tazminat ve vekalet ücreti gibi, boşanma hükmü kesinleşmeden istenemez.

“HUMK’nun 443/4. maddesi gereğince aile ve şahsın hukuku ile ilgili hükümler kesinleşmedikçe takibe konu edilemez. Ayrıca, boşanma kararının “eklentisi” olan yoksulluk, iştirak nafakası, maddi-manevi tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti de aynı kurala tâbi olup, anılan alacakların icra takibine konulabilmeleri için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir.”
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 19.02.2019, 2018/5511 E., 2019/2433 K.

Kesinleşme şartının diğer istisnaları kesinleşmeden icraya konulamayan kararlar yazımızda yer alır.

Nafaka İcra Takibi Hangi Durumlarda Yapılır?

Nafaka icra takibi, mahkeme kararıyla hükmedilen nafakanın nafaka borçlusu tarafından zamanında ve eksiksiz şekilde ödenmemesi durumunda başvurulan bir hukuki yoldur. Nafaka borçlusu, mahkeme tarafından belirlenen nafaka miktarını düzenli olarak ödemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde nafaka alacaklısı, icra dairesi aracılığıyla icra takibi başlatarak alacağını tahsil etme hakkına sahiptir.

Bir diğer durum ise arttırılan nafaka miktarlarında söz konusu olmaktadır. Mahkeme kararında belirtilen nafaka artırımına rağmen eski miktarın ödenmeye devam edilmesi durumunda da aradaki fark için icra takibi yapılabilir.

Kanun, takip için birkaç ayın birikmesini beklemeyi şart koşmaz. Ödeme günü geçen her aylık nafaka muaccel olur ve tek bir ayın ödenmemesi bile takibe yeterlidir. Eksik ödenen aylarda da aradaki fark istenir.

İlamlı Nafaka İcra Takibi Nasıl Yapılır?

İlamlı nafaka icra takibi, nafakaya hükmeden mahkeme kararına (ilama) dayanılarak başlatılan icra takibi türüdür. Nafaka alacaklısı, nafaka borçlusunun mahkeme kararına rağmen ödeme yapmaması halinde bu kararı icra dairesine sunarak ilamlı icra takibi başlatabilir. İlamlı icra takibinin usulüne ilişkin detaylı bilgi için “İlamlı icra takibi nedir” konulu makalemizi incelemeniz yerinde olacaktır.

Takip şu sırayla ilerler:

  • Nafakaya hükmeden mahkeme kararının (ilamın) bir örneği temin edilir.
  • Alacaklı veya vekili, bu kararla birlikte icra dairesine başvurarak ilamlı icra takibi talebinde bulunur. İlamlı takipte yetki sınırı yoktur, ilamın icrası her icra dairesinden istenebilir.
  • Takip talebinde borçlunun kimlik ve adres bilgileri, nafaka türü, birikmiş nafaka alacakları ve takipten sonra işleyecek aylık nafaka miktarı belirtilir.
  • İcra dairesi borçluya icra emri tebliğ eder. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği’ne göre bu emir Örnek No. 5’tir, Yargıtay kararlarında ve uygulamada “örnek 4-5” diye anılır.[ref]İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliği m.19/e[/ref]
  • Borçlu, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcunu ödemekle yükümlüdür. Borcun ödenmemesi halinde alacaklı, borçlunun maaşına haciz konulması, banka hesaplarının haczi veya diğer malvarlığı değerlerine haciz uygulanması gibi icra işlemlerinin yapılmasını talep edebilir.

Elinde nafaka ilamı bulunan alacaklı, aynı alacak için genel haciz yoluyla ilamsız takip yapamaz. Yargıtay bu yolu, İİK m.32’nin emredici hükmüne aykırı bulmaktadır.

“Alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam olması halinde icra memurunun borçluya örnek 4-5 nolu icra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi üzerine ya da kendiliğinden ilamsız icra takiplerine ilişkin ödeme emri göndermesi açıkça yasanın emredici hükmüne aykırı olacaktır.”
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 01.10.2015, 2015/10895 E., 2015/22884 K.

Tedbir Nafakası İcra Takibi Nasıl Yapılır, İlamlı mı İlamsız mı?

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası devam ederken tarafların ve varsa çocukların geçimini sağlamak amacıyla mahkeme tarafından geçici olarak hükmedilen nafaka türüdür. Diğer nafaka türlerinde olduğu gibi tedbir nafakasının borçlu tarafından ödenmemesi halinde, nafaka alacaklısı icra dairesi aracılığıyla icra takibi başlatabilir.

Takip yolunu kararın türü belirler. Tedbir nafakası boşanma kararının hüküm fıkrasında yer alıyorsa ilamlı takip yapılır ve kesinleşme beklenmez. Dava sürerken verilen ara karar ise ilam niteliği taşımaz.

“Tedbir nafakasına ilişkin ara karar ilam olmadığı gibi, İİK’nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden de değildir. Dolayısıyla ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz.”
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 14.03.2019, 2018/6110 E., 2019/4466 K.

Ara karara dayanan takip genel haciz yoluyla yapılır ve borçluya Örnek No. 7 ödeme emri gönderilir. Borçlu, İİK m.62 uyarınca yedi gün içinde icra dairesine itiraz ederse takip durur. Alacaklı bu durumda itirazın kaldırılması veya iptali yoluna gider.

İlamsız takipte yetkili icra dairesi İİK m.50’deki genel kurallara göre belirlenir ve borçlu yetkiye de itiraz edebilir. Tedbir nafakası boşanma kararının kesinleşmesine kadar sürer. Sonraki aylar için iştirak veya yoksulluk nafakasına dayanan ilamlı takip açılır.

Yargıtay, ara karara dayalı takip sürerken boşanma ilamına dayanan ayrı bir ilamlı takip yapılmasını hukuka aykırı görmemiştir (12. HD, 2011/28224 E., 2011/27394 K.). İlamsız takibin aşamaları için “İlamsız icra takibi nasıl yapılır?” konulu makalemiz faydalı olacaktır.

Nafaka icra takibi nasıl yapılır

Birikmiş Nafaka İcra Takibi Nasıl Yapılır?

Birikmiş nafaka, ödeme günü geçtiği halde ödenmemiş aylık nafakaların toplamıdır. Takip talebinde her ay ayrı ayrı hesaplanır ve toplam tutar asıl alacak olarak yazılır. Kararda yıllık artış öngörülmüşse her dönemin tutarı bu artışa göre bulunur.

Başlangıç tarihi ilamdaki ifadeye göre belirlenir. Tedbir nafakası kararda gösterilen tarihten, iştirak ve yoksulluk nafakası ise boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren istenir. Aylık tutarın nasıl belirlendiği nafaka hesaplama yazımızda anlatılmıştır.

Geriye Dönük Nafaka Kaç Yıl İstenebilir?

Mahkeme kararına bağlanan borçlarda zamanaşımı on yıldır.[ref]6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.156/2[/ref] Yargıtay bu süreyi nafakada ilamın tarihinden değil, takip tarihinden geriye doğru hesaplar. Nafaka her ay yeniden doğduğu için on yıldan eski aylar düşer, son on yıl istenebilir.

“Nafakaya ilişkin ilamlar, bir borcun veya bir hakkın varlığını belirten ilamlar gibi olmayıp, nafaka alacağı zaman geçtikçe borçlu zimmetinde tahakkuk edeceğinden, takip gününden geriye doğru on yıldan önce işlemiş olan nafaka alacağının zamanaşımına uğradığının kabulü gerekir.”
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 23.09.2019, 2019/9724 E., 2019/13231 K.

Borçlu zamanaşımını, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak ileri sürer (İİK m.33). Takip açıldıktan sonra son işlemin üzerinden on yıl geçerse takibin kendisi de zamanaşımına uğrar (İİK m.39).

Devam Eden Aylara İlişkin Nafaka İcra Takibi

Takip talebine birikmiş tutarın yanında “takip tarihinden sonra işleyecek aylık nafaka” kalemi de yazılır. Böylece her yeni ay için ayrı takip açmaya gerek kalmaz. Henüz doğmamış aylar için borçlunun icra emrine itiraz etmesi de söz konusu olmaz.

Takip tarihinde muaccel hiçbir ay yokken yalnız ileride doğacak aylar için takip açılamaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bu şekilde başlatılan ilamlı takibin iptaline ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır (2022/12780 E., 2023/4990 K.).

Devam eden ayların istenip istenmemesi tazyik hapsi yolunu da etkiler. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, işleyecek aylık nafaka istenmeyip yalnız geçmiş dönem nafakası takip edilen dosyada verilen tazyik hapsini kanun yararına bozmuştur (2020/9399 E., 2021/1570 K.). Takip talebinde devam eden aylar açıkça istenmiş bir dosyada ise aynı gerekçeyle yapılan bozma istemini reddetmiştir (2023/5270 E., 2023/5343 K.).

Nafaka Takip Talebi Örneği

Aşağıdaki örnek, ilama dayanan nafaka takibinde birikmiş ve devam eden ayların birlikte istendiği bir takip talebidir. Boşluklar ilamdaki bilgilere göre doldurulur.

Nafaka İcra Takibi Takip Talebi Örneği (İlamlı)

………………… İCRA DAİRESİ’NE

İLAMLI TAKİP TALEBİ

ALACAKLI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No: …………)
Adres: …………………………
(Müşterek çocuk adına velayeten: …………)

VEKİLİ: Av. ………… (varsa)

BORÇLU: Ad Soyad (T.C. Kimlik No: …………)
Adres: …………………………

TAKİBİN DAYANAĞI: ………… Aile Mahkemesi’nin …/…/…… tarihli, ……/…… Esas, ……/…… Karar sayılı ilamı (kesinleşme tarihi: …/…/……)

ALACAK KALEMLERİ:
1) …/…/…… – …/…/…… dönemine ait … ay × …… TL birikmiş ………… nafakası: …… TL
2) Birikmiş nafakaya her ayın muaccel olduğu tarihten takip tarihine kadar işlemiş yasal faiz: …… TL
3) Takip tarihinden sonra işleyecek ve her ayın … günü muaccel olacak aylık …… TL ………… nafakası (ilamdaki artış hükmüne göre güncellenerek)
4) Asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz

TAKİP YOLU: İlamların icrası yoluyla takip (İİK m.32 vd.)

Yukarıda dayanağı gösterilen ilama göre borçlu aleyhine ilamlı icra takibi başlatılmasını, borçluya icra emri gönderilmesini, birikmiş nafaka ile takip tarihinden sonra işleyecek aylık nafakaların faiz ve takip giderleriyle birlikte borçludan tahsilini talep ederim.

EKLER: İlam örneği (gerekiyorsa kesinleşme şerhli), vekaletname (varsa)

…/…/……
Alacaklı / Vekili
Ad Soyad – İmza

Not: Dava sürerken ara kararla bağlanan tedbir nafakasında aynı kalemler “genel haciz yoluyla ilamsız takip” talebiyle yazılır ve dayanak olarak ara kararın tarihi gösterilir.

Nafaka İcra Takibi için Gerekli Belgeler Nelerdir?

Nafaka icra takibi için alacaklının elinde nafakaya hükmeden bir karar bulunmalıdır. Diğer bilgiler takip talebine yazılır. Gerekenler şunlardır:

  • Nafakaya hükmeden mahkeme kararı (ilam) veya tedbir nafakasına ilişkin ara karar sunulmalıdır. Kararda nafaka türü, miktarı ve ödeme şekli açıkça yer almalıdır.
  • Takip talebinde alacaklının ve borçlunun kimlik bilgileri, adresleri, nafaka türü, aylık nafaka miktarı ve varsa birikmiş nafaka alacağı açık şekilde belirtilir.
  • Takip avukat aracılığıyla yapılıyorsa vekaletname eklenir.

Nafaka İcra Takibinde Yetkili ve Görevli İcra Dairesi

Nafaka alacaklarının tahsili amacıyla başlatılacak icra takiplerinde görevli merci, genel olarak icra daireleridir. Nafaka alacaklısı, mahkeme kararıyla hükmedilen nafakanın ödenmemesi halinde icra dairesine başvurarak icra takibi başlatabilir.

Yetki kuralı takibin türüne göre değişir. İlamlı takipte İİK m.34 uyarınca ilamın icrası her icra dairesinden istenebilir. Alacaklı yerleşim yerini değiştirirse takibin yeni yerleşim yerindeki icra dairesine gönderilmesini isteyebilir.

Ara karara dayanan ilamsız takipte ise İİK m.50 ve genel yetki kuralları uygulanır. Borçlu, yetkisiz bir icra dairesinde başlatılan takibe ödeme emrine itiraz süresi içinde yetki itirazında bulunabilir.

Nafaka Borçlusunun İtiraz Hakkı Var Mı?

Nafaka borçlusunun icra takibine karşı belirli durumlarda itiraz hakkı bulunmaktadır. Ancak bu durum, başlatılan icra takibinin ilamlı ya da ilamsız olmasına göre farklılık göstermektedir.

  • İcra takibi mahkeme kararına dayanan ilamlı icra takibi şeklinde başlatılmışsa, borçlunun borca itiraz etmesi mümkün değildir. Borçlu, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak yalnız borcun zamanaşımına uğradığını, ödendiğini (itfa) veya ertelendiğini (imhal) ileri sürebilir (İİK m.33). Ödeme iddiası resmi veya onaylı bir belgeyle ya da icra dairesinde veya mahkemede ikrar edilmiş senetle ispatlanır.
  • İlamsız icra takibi şeklinde başlatılmışsa, borçlu ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine itiraz edebilir. Bu durumda icra takibi durur ve alacaklının takibe devam edebilmesi için itirazın kaldırılması veya iptali yoluna başvurması gerekir.

Banka dekontunda “nafaka” açıklaması yoksa ödeme kural olarak itfa sayılmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, aylık nafaka tutarına eşit veya yakın ve düzenli yapılan ödemelerin açıklama olmasa da nafakadan düşülebileceğini kabul etmektedir (2019/11089 E., 2019/14008 K.). Nafaka kararının istinaf veya temyiz edilmesi ise takibi durdurmaz.

Nafaka İcra Takibi Ne Kadar Sürer?

Nafaka icra takibi için kanunda belirlenmiş bir süre yoktur. Süreyi borçlunun ödeme davranışı, haczedilebilir malı ve takibin türü belirler.

İlamlı takipte borçluya ödeme için yedi gün verilir (İİK m.32), bu sürede ödeme yoksa haciz aşamasına geçilir. Ara karara dayanan ilamsız takipte de itiraz süresi yedi gündür. Borçlu itiraz ederse takip durur ve itiraz kaldırılmadan haciz yapılamaz.

Maaşı olan borçluda kesinti başladığında nafaka her ay düzenli olarak dosyaya yatar. Devam eden aylar istenmişse dosya, nafaka yükümlülüğü sürdükçe açık kalır.

Nafaka Alacağında Faiz ve Birikmiş (Geçmiş Dönem) Nafaka Hesaplaması

Nafaka alacakları, mahkeme kararıyla belirlenen ve düzenli olarak ödenmesi gereken borçlar arasında yer almaktadır. Nafaka borçlusunun bu yükümlülüğünü zamanında yerine getirmemesi halinde, alacaklı yalnızca ödenmeyen nafaka tutarlarını değil aynı zamanda bu alacaklara ilişkin faizi de talep edebilir.

Faiz, her aylık nafaka için o ayın muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı hesaplanır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, nafaka alacağı muaccel hale gelmedikçe faiz işlemeyeceğini ve hesabın her ay için doğduğu ay esas alınarak yapılması gerektiğini belirtmiştir (2019/2740 E., 2019/6702 K.).

Aynı kararda dava tarihi ile karar tarihi arasında biriken tedbir nafakasına karar tarihinden itibaren faiz istenebileceği kabul edilmiştir. Kısmi ödemeler ise TBK m.100 uyarınca önce faiz ve masraftan düşülür.

Nafakanın Ödenmemesi Halinde Hangi Yaptırımlar Uygulanır?

Mahkeme kararıyla hükmedilen nafakanın nafaka borçlusu tarafından ödenmemesi durumunda hukuk sistemi çeşitli yaptırımlar öngörmüştür. Bu yaptırımların temel amacı, nafaka alacaklısının mağduriyetini önlemek ve mahkeme kararlarının yerine getirilmesini sağlamaktır. Uygulanabilecek yaptırımlar şunlardır:

  • İcra takibi: Öncelikle nafaka alacaklısı, ödenmeyen nafaka alacaklarının tahsili için icra takibi başlatabilir. İcra takibi sonucunda borçlunun maaşı, banka hesapları veya diğer malvarlığı değerleri üzerine haciz işlemi uygulanması mümkündür. Bu yolla borçlunun malvarlığından nafaka alacağının tahsil edilmesi sağlanabilir.
  • Tazyik hapsi: Nafaka borçlusu icra takibine rağmen ödemezse, alacaklının şikayeti üzerine hakkında üç aya kadar tazyik hapsi kararı verilebilir. Bu hapis, borçluyu cezalandırmaktan çok borcun ödenmesini sağlamaya yöneliktir.

Nafaka Borcunda Tazyik Hapsi (3 Ay Tazyik Hapsi) Uygulaması

İİK m.344 uyarınca nafakaya ilişkin kararın gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine çarptırılır. Borçlu hapis sürerken nafakayı öderse tahliye edilir. Nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası açılmışsa hapsin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.[ref]İİK m.344[/ref]

Yargıtay bu yaptırım için nafakanın tahsili amacıyla takip başlatılmış ve icra emrinin borçluya tebliğ edilmiş olmasını arar. İcra emrinin tebliği ile şikayet tarihi arasında en az bir aylık cari nafaka borcu bulunmalıdır (12. HD, 2023/5270 E., 2023/5343 K.). Şikayet, ödememenin öğrenilmesinden itibaren üç ay ve her halde bir yıl içinde icra ceza mahkemesine yapılır (İİK m.347).

Asgari ücretin altında kalan takiplerde tazyik hapsi uygulanmaz kuralı nafaka takiplerinde geçerli değildir (İİK m.354). Şikayet dilekçesi ve süre hesabı nafaka ödememe cezası ve şikayeti yazımızda, infaz ve itiraz usulü ise “Tazyik hapsi nedir?” konulu makalemizde ayrıca anlatılmıştır.

Nafaka Borçlusunun Mal Varlığına Haciz İşlemleri

Nafaka borcunun ödenmemesi halinde nafaka alacaklısı, icra takibi başlatarak borçlunun mal varlığı üzerine haciz uygulanmasını talep edebilir. Haciz işlemleri, nafaka alacağının tahsil edilmesi amacıyla borçlunun sahip olduğu mal ve hakların icra dairesi tarafından el konulması sürecini ifade etmektedir.

İcra takibi kesinleştikten sonra alacaklı, borçlunun maaşı, banka hesapları, taşınır malları ve taşınmazları üzerine haciz konulmasını talep edebilir. Özellikle nafaka alacaklarında en sık başvurulan yöntemlerden biri maaş haczidir. Bu durumda borçlunun çalıştığı kuruma haciz müzekkeresi gönderilerek maaşından kesinti yapılması sağlanır.

Bunun yanında borçlunun banka hesaplarına haciz konulması, araçlarına haciz şerhi işlenmesi veya sahip olduğu taşınmazların haczedilmesi de mümkündür. İcra dairesi tarafından yapılan bu işlemler sonucunda borçlunun malvarlığı paraya çevrilerek nafaka alacağı tahsil edilmeye çalışılır.

Birikmiş Nafaka Alacağının Sıra Cetvelindeki Yeri

Satış bedeli bütün alacaklılara yetmezse icra dairesi sıra cetveli düzenler. İİK m.140’a göre haciz yoluyla takipte de iflastaki sıralar uygulanır ve ilk üç sıra için esas tarih haciz talebi tarihidir. Haciz talebinden önceki son bir yıl içinde tahakkuk eden nafaka alacakları birinci sıraya girer.[ref]İİK m.140 ve m.206[/ref]

Nafaka ilamına dayanan alacaklı, başka bir alacaklının koydurduğu hacze, önce takip işlemlerini tamamlamadan aynı derecede iştirak edebilir (İİK m.101). Sıra cetveline itiraz yolları sıra cetveli yazımızda yer alır.

Alacaklının icra dosyasında biriken nafaka da onun kendi borçları için haczedilemez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, nafakanın her ay istenmeyip birikmiş olarak tahsil edilmesinin onu “alelade alacak” haline getirmediğini belirterek böyle bir haczin kaldırılması gerektiğine hükmetmiştir (2018/4928 E., 2019/242 K.).

Maaş Haczi ile Nafaka Tahsili Nasıl Yapılır?

Maaş haczi, nafaka borçlusunun ödenmeyen nafaka alacaklarının tahsili için en sık başvurulan icra yöntemlerinden biridir. İşlem şu adımlarla gerçekleştirilir:

  • Nafaka alacaklısı veya vekili, borçluya karşı icra dairesine başvurarak icra takibi başlatır.
  • İcra takibi başlatıldıktan sonra alacaklı, borçlunun maaşına haciz konulmasını talep edebilir. Bunun için icra dairesine haciz talep dilekçesi sunulur.
  • İcra dairesi, borçlunun çalıştığı işverene maaş haciz yazısı (müzekkere) gönderir.
  • İşveren, borçlunun maaşından müzekkerede belirtilen tutarı keserek icra dairesine aktarır.
  • İcra dairesi, işveren tarafından gönderilen maaş kesintilerini alacaklıya aktarır.

Kesinti miktarı alacağın türüne göre değişir. Cari aylık nafakanın tamamı maaştan kesilebilir, birikmiş nafaka için ise kalan maaşın en az dörtte biri haczedilir (İİK m.83). Nafaka kesintisi maaş üzerindeki önceki hacizlerin sırasını beklemez.

“Nafaka alacaklarının borçlunun maaşından kesinti suretiyle yapılan haciz yolu ile tahsilinde, kural olarak öncelik hakkı bulunmakta; bir diğer ifade ile nafaka alacağı için yapılan kesintilerde İcra ve İflas Kanunu’nun 83/2. maddesi hükmü uygulanmamaktadır. Bu kesintinin yapılmasından arta kalan miktar ise, anılan düzenlemeye uygun biçimde haczedilebilmektedir.”
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 26.06.2015, 2014/9895 E., 2015/4982 K.

Emekli aylığı da nafaka borcu için haczedilebilir. 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesi aylıkları kural olarak haczedilemez sayar, nafaka borçlarını ise bu yasağın dışında tutar.[ref]5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.93[/ref] Yargıtay emekli maaşında da işleyen aylık nafakanın tamamının, birikmiş nafaka için bakiye maaşın dörtte birinin haczini yasaya uygun bulmuştur (12. HD, 2018/3738 E., 2018/8845 K.).

Nafaka Artırımı – Nafaka Azaltımı ve İcra Takibi İlişkisi

Nafaka miktarının artırılması veya azaltılması, mahkeme kararına bağlı olarak yapılabilen bir düzenlemedir. Artırım ve azaltımın icra takibine etkisi farklıdır.

Nafaka Artırımı ve İcra Takibi

Mahkeme, nafaka miktarının artırılmasına karar verirse, yeni miktar üzerinden ödemeler gerçekleştirilmelidir. Borçlu, artırılan nafakayı ödemediğinde, alacaklı icra takibi başlatarak yeni miktar üzerinden tahsilat talep edebilir. Nafaka miktarının arttırımı ayrı bir davaya konu olduğu için bu konuyu detaylı incelemek için makalemize göz atabilirsiniz.

Artırım kararında başlangıç tarihi gösterilmemişse artırılmış nafaka karar tarihinden itibaren istenir (12. HD, 2019/2740 E., 2019/6702 K.). İlamda yıllık ÜFE veya TÜFE artışı öngörülmüş ama ilk takipte istenmemişse, artıştan doğan fark ayrı bir takiple istenebilir. İlk takipte istenen aylar yeni takipte tekrar istenirse yalnız bu kesişen kısım mükerrer sayılır (12. HD, 2023/288 E., 2023/6661 K.).

Nafaka Azaltımı ve İcra Takibi

Mahkeme, nafaka miktarının azaltılmasına karar verirse, borçlu bundan sonra azaltılmış tutardan sorumludur. Daha önceki döneme ait nafaka borçları, mahkeme kararından önceki tutarlara göre hesaplanır ve azaltılan tutar geçmiş dönem borçlarını etkilemez.

Takip kesinleştikten sonra nafaka azaltılır veya kaldırılırsa borçlu bunu İİK m.71 uyarınca her zaman icra mahkemesinde ileri sürebilir (12. HD, 2013/1734 E., 2013/11130 K.). Nafakanın hangi hallerde sona erdiği erkek hangi hallerde nafaka ödemez yazımızda anlatılmıştır.

Nafaka İcra Takibi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Nafaka icra takibi ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık.

Nafaka İcra Takibi Nasıl Yapılır? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/nafaka-icra-takibi-nasil-yapilir/feed/ 0
Yardım Nafakası Nedir? Şartları https://www.harbiyehukuk.com/yardim-nafakasi-nedir-sartlari/ https://www.harbiyehukuk.com/yardim-nafakasi-nedir-sartlari/#respond Fri, 24 Oct 2025 09:39:42 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=13537 Yardım nafakası, yardım edilmezse yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy veya kardeşe, yakınının mahkeme kararıyla ödediği nafakadır. Dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddeleridir, boşanmayla bir bağı yoktur. Dava için muhtaçlık, kanunda sayılan hısımlık bağı ve yükümlünün ödeme gücü birlikte aranır. Eşler arasındaki nafaka bu kapsama girmez. Reşit olup eğitimi süren çocuğun ana babasından istediği […]

Yardım Nafakası Nedir? Şartları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yardım nafakası, yardım edilmezse yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy veya kardeşe, yakınının mahkeme kararıyla ödediği nafakadır. Dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddeleridir, boşanmayla bir bağı yoktur. Dava için muhtaçlık, kanunda sayılan hısımlık bağı ve yükümlünün ödeme gücü birlikte aranır.

Eşler arasındaki nafaka bu kapsama girmez. Reşit olup eğitimi süren çocuğun ana babasından istediği nafaka ise yardım nafakası davasıyla talep edilir. Kardeşten nafaka istenebilmesi için kardeşin refah içinde olması gerekir.

Yardım Nafakası Nedir?

Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesinde düzenlenen ve boşanma ile bağlantısı olmayan özel bir nafaka türüdür.[ref]Türk Medeni Kanunu m.364[/ref] Kısaca, bir kişi yardım etmezse yoksulluğa düşecek durumda olan altsoy, üstsoy veya kardeşlerine karşı mahkeme kararıyla ödenmesine hükmedilen nafakaya “yardım nafakası” denir.

Madde 364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.

Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.

Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır.

Maddenin üçüncü fıkrası iki ayrı bakım borcunu dışarıda tutar. Eşlerin birbirine karşı nafaka borcu evlilik hükümlerine, ana babanın ergin olmayan çocuğa bakım borcu da çocuğun bakımına ilişkin hükümlere tabidir. Eşe yardım nafakası bu nedenle bağlanmaz.

Burada üstsoy terimi anne, baba, büyükbaba, büyükanne gibi kişileri kapsar. Altsoy ise çocuklar, torunlar gibi kişileri kapsar. Yardım nafakası, aile içi sosyal yardımlaşma amacını taşır ve kanundan doğan ahlaki bir yükümlülük olarak kabul edilir.

Boşanma nafakalarından farklı olarak herhangi bir evlilik durumuna dayanmaksızın, tamamen akrabalık ilişkisi ve ihtiyaç durumu temelinde gündeme gelir. Kanun koyucu, muhtaç durumdaki yakınların kaderini aile bireylerinin ve toplum vicdanının insafına bırakmayıp bunu yasal bir ödev haline getirmiştir.

Yardım Nafakası Şartları

Yardım nafakası şartları, Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve 365. maddelerinden çıkar. Mahkeme şu koşulları birlikte arar.

  • Yakın Akrabalık İlişkisi: Yardım nafakası sadece kanunda sayılan yakın akrabalar arasında söz konusu olabilir. Bu kapsamda anne, baba, büyükanne, büyükbaba gibi üstsoy, çocuklar ve torunlar gibi altsoy ve kardeşler arasında talep edilebilir. Sayılanlar dışındaki akrabalar (örneğin amca, dayı, teyze, kayınbirader) ve eş yardım nafakası talep etme hakkına sahip değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesine göre muhtaç kişiye bakmakta olan resmi veya kamuya yararlı kurumlar da onun yakınlarına karşı dava açabilir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.365/4 ve m.366[/ref] Darülaceze gibi kurumlar bu yolla yaptıkları bakım giderini nafaka yükümlüsü hısımlardan ister.
  • Muhtaçlık (Yoksulluk) Durumu: Nafaka talep eden kişinin ekonomik olarak geçimini sağlayamıyor olması, yani yardıma muhtaç durumda bulunması gerekir. Mahkeme, kişinin yardım edilmezse yoksulluğa düşeceğini objektif ölçütlerle değerlendirir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre yoksulluk, bir kişinin yeme, içme, giyim, barınma, sağlık, ulaşım, eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olması şeklinde tanımlanır. Talep eden kişi kendi geliriyle veya sosyal yardımlarla temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, muhtaç sayılmayabilir ve yardım nafakası talebi reddedilebilir. Yargıtay’a göre yoksulluğa düşme, çok sıkıntılı bir durumu ve ağır ekonomik koşulları anlatır.
  • Ödeme Gücü (Maddi İmkan) Şartı: Nafaka talep edilen (davalı) akrabanın da ekonomik gücünün yerinde olması gerekir. Mahkeme, nafaka ödeyecek kişinin mali durumunu inceleyerek bu yükümlülüğü kaldıracak düzeyde bir ödeme gücü arar. Eğer davalı zaten kendi geçimini zor sağlıyorsa veya temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyorsa, nafaka ödeme yükümlülüğü doğmaz ya da çok küçük bir miktarda doğabilir. Kardeşler arasındaki nafaka taleplerinde ise kardeşlerden yalnızca “refah içinde” olanlar bu yükümlülüğe tabi tutulabilir. Yargıtay kararları da, yardım nafakası yükümlüsünün ödeme nedeniyle kendisinin geçim sıkıntısına düşmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
  • Muhtaçlığın Kişinin Kendi Kusurundan Kaynaklanması: Nafaka isteyen kişi kendi hatalı davranışları yüzünden fakir düşmüş olsa bile, bu durum tek başına nafaka talebini ortadan kaldırmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre muhtaç kişinin kendi kusuruyla yoksul duruma düşmesi, davalının nafaka yükümlülüğünü otomatik olarak kaldırmaz. Aynı şekilde, nafaka isteyen ile verecek kişi arasındaki aile bağlarının zayıf veya kopuk olması da yasal nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir neden değildir.
  • Mirasçılık Sırasına Uygun Dava: Dava, mirasçılıktaki sıra gözetilerek açılır. Önce muhtacın çocukları ve torunları, sonra ana babası, en son kardeşleri sorumludur. Öndeki yükümlü ödeme gücüne sahipken sonraki sıradakine açılan dava reddedilir.

Bu şartlar birlikte gerçekleştiğinde mahkeme yardım nafakasına hükmeder. Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesi davayı, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın mali gücüne uygun bir yardım istemi olarak tanımlar. Hakim talep edenin ihtiyacı ile karşı tarafın gücü arasında denge kurar.

YARDIM NAFAKASI NEDİR NASIL ALINIR

Yardım Nafakasını Kimler Talep Edebilir, Kimler Öder?

Yardım nafakası, karşılıklı bir hak ve yükümlülük ilişkisi doğurur. Kanuna göre herkes, maddi gücü elverdiği ölçüde, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu, altsoyu veya kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Talep hakkı ve ödeme yükümlülüğü şöyle dağılır.

  • Anne ve Baba (Üstsoy) ⇄ Çocuklar (Altsoy): Anne-baba, reşit olmayan çocuklarına zaten yasal olarak bakmak zorundadır. Çocuk 18 yaşını doldurunca bu bakım yükümlülüğü kural olarak sona erer. Ancak çocuk ergin olduğu halde eğitime devam ediyorsa, Türk Medeni Kanunu m.328/2 gereği anne ve baba durumlarına uygun ölçüde eğitim sona erinceye kadar bakım (nafaka) sağlamaya devam etmek zorundadır. Bu nafaka “eğitim nafakası” olarak da bilinir ve yardım nafakası davasıyla istenir. Yargıtay’ın içtihatlarına göre, eğitimine devam eden reşit bir birey kendi emeği ve geliriyle geçinemiyorsa, anne ve babasından öğrenimi bitene kadar yardım nafakası talep edebilir. Anne veya baba da yaşlılık, hastalık gibi sebeplerle geçim sıkıntısına düşerse, maddi durumu yeterli olan çocuklarından yardım nafakası talep edebilir.
  • Kardeşler Arasında: Kardeşler de yardım nafakası kapsamında birbirlerine karşı talepte bulunabilirler, fakat bu durumda öncelikli yükümlülerin yardım edemiyor olması gerekir. Nafaka davası, Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesi gereği mirasçılıktaki sıra göz önünde tutularak açılır.[ref]Türk Medeni Kanunu m.365/1[/ref] Mirasçılıkta ilk sırada altsoy bulunduğu için muhtaç kişinin ödeme gücü olan çocuğu ya da torunu varsa önce onlara, yoksa anne babasına başvurulur. Kanun kardeşlerin sorumluluğunu ikinci planda tutmuştur. Kardeşten nafaka ancak öncelikli yükümlüler yoksa ya da yardım sağlayamıyorsa istenir ve ödeyecek kardeşin refah içinde olması şarttır.
  • Diğer Üstsoy ve Altsoy: Yardım nafakası yükümlülüğü hısımlık derecelerine göre genişleyebilir. Örneğin büyükanne ve büyükbaba, muhtaç durumdalarsa torunlarından nafaka talep edebilir. Tersi durumda, anne-babası olmayan bir çocuk (veya ekonomik gücü yetersiz anne-baba varsa) büyükanne veya büyükbabasından nafaka isteyebilir. Ancak uygulamada daha uzak hısımlardan nafaka talebi nadir olup her zaman mirasçılık sırasına uygun şekilde değerlendirilir.

Yardım nafakası talep edebilecek kişiler, maddi açıdan muhtaç olan anne, baba, büyükanne, büyükbaba, çocuklar, torunlar ve kardeşlerdir. Nafaka ödemekle yükümlü olanlar ise bu kişilerin ekonomik olarak güçlü olan yakın akrabalarıdır.

Kanun, nafaka yükümlülerinin sırayla belirlenmesini öngörür ve miras hukukundaki yasal mirasçılık sırası burada yol göstericidir. Örneğin muhtaç bir büyükbaba nafaka istediğinde önce kendi çocuklarının durumu incelenir. Çocukları yoksa veya ödeme gücü yoksa torunlarına bakılır.

Muhtaç bir kardeşin talebinde de önce onun kendi çocuklarına, ardından anne babasına bakılır. Onlar yok veya yetersizse diğer kardeşe başvurulur.

Yargıtay kararları da, mirasçılıktaki sıralamaya uyulmadan (öncelikli nafaka yükümlüsü dururken sonraki dereceden birine karşı) açılan yardım nafakası davalarının dinlenemeyeceğini belirtir. Birden fazla nafaka yükümlüsü aynı sırada bulunuyorsa (örneğin birden çok çocuk veya birden fazla kardeş), mahkeme nafaka miktarını her birinin ödeme gücüne oranla paylaştırır.

Yükümlülük herkes için eşit miktarda olmak zorunda değildir. Hakim, her bir akrabanın ekonomik durumuna ayrı ayrı bakarak bazılarına hiç nafaka yükümlülüğü yüklemeyip bazılarına yükleyebilir. Mirasçılıkta aynı sırada olan anne de, öğrenci çocuğun babadan istediği nafakada katılma yükümlülüğü açısından değerlendirilir.

Kardeş Nafakası ve Kardeşten Nafaka Alma Şartları

Kardeş kardeşten nafaka alabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesi bunu iki ek koşula bağlar. Davalı kardeş refah içinde olmalı, muhtacın önce gelen yükümlüleri de nafakayı karşılayamıyor olmalıdır.

Kardeşler, nafaka yükümlüleri arasında üçüncü sıradadır. İlk sırada muhtacın çocukları ve torunları, ikinci sırada anne ve babası bulunur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu sırayı şöyle açıklamıştır.

“Nafaka talep edecek olan, bir ön sırada nafaka borçlusu bulunduğu sürece, bir sonraki sırada yer alan nafaka yükümlüsüne başvuramaz. Aynı sırada birden fazla nafaka yükümlüsü varsa, ödenecek olan nafaka miktarı, ödeme güçleri oranında paylaştırılır. Zira nafaka yükümlülüğü müteselsil bir borç doğurmaz.

Nafaka alacaklısı, çocuklarının ve anne babasının ödeme gücü olmadığını ispat etmedikçe, refah içerisinde olan kardeşinden yardım nafakası talep edemez.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 25.02.2016, 2015/15058 E., 2016/2662 K.)

Kardeş İçin Refah İçinde Olma Ne Demek?

Kanun refahı tanımlamaz. Yargıtay, kendi geçimini ancak sağlayabilen kardeşi refah içinde saymaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 12.06.2017 tarihli, 2016/22092 E., 2017/9682 K. sayılı kararında Darülaceze, bakımını üstlendiği kişi için onun kardeşlerine dava açmıştı. Davalı kardeşler ileri yaştaydı ve yaşlılık aylığıyla geçiniyordu. Daire, kardeşlerin refah içinde bulunmadığını belirterek aleyhlerine kurulan hükmü bozdu.

Refah koşulu yalnızca kardeşler için aranır. Çocuk, torun veya anne baba aleyhine açılan davada yükümlünün ödeme gücünün bulunması yeterlidir.

Durumu İyi Olan Kardeşe Nafaka Davası Nasıl Açılır?

Dava, taraflardan birinin yerleşim yerindeki aile mahkemesinde açılır. Dilekçede muhtacın çocuğu veya torunu olmadığı ya da bunların ve anne babanın ödeme gücü bulunmadığı açıkça yazılır. Nüfus kayıt örneği ve bu kişilerin gelir durumunu gösteren belgeler eklenir.

Davalı kardeşin tapu, araç, şirket ortaklığı ve maaş kayıtları refah koşulunun ispatında belirleyicidir. Birden fazla kardeş varsa mahkeme her birinin payını gücüne göre ayrı belirler.

Reşit Çocuğun Yardım Nafakası Talebi

Çocuk 18 yaşını doldurduğunda ana babanın bakım borcu kural olarak sona erer. Eğitimi süren ergin çocuk ise Türk Medeni Kanunu’nun 328. maddesinin ikinci fıkrasına dayanarak ana babasından nafaka isteyebilir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.328/2[/ref] Bu talebe eğitim nafakası da denir ve yardım nafakası davasıyla görülür.

Madde 328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.

Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.

Çocuk 18 Yaşına Girince İştirak Nafakası Ne Olur?

Boşanmada bağlanan iştirak nafakası, çocuk ergin olduğu gün kendiliğinden sona erer. Yargıtay’a göre nafakayı kaldırmak için ayrıca dava açmakta hukuki yarar da yoktur (3. Hukuk Dairesi, 13.03.2015, 2014/18015 E., 2015/4123 K.). Daire bu kuralı şöyle ifade eder.

“İştirak nafakası, çocuğun ergin olduğu tarihe kadar devam eder. Çocuk ergin olunca iştirak nafakası kanun gereği kendiliğinden sona erer. (…) Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarına göre; ergin olan çocuk iştirak nafakası isteyemez. Koşulları varsa TMK’nun 328/2 ve 364.maddeleri gereğince yardım nafakası davası açabilir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 01.12.2016, 2016/9367 E., 2016/13758 K.)

Eğitim Nafakası Davasını Kim Açar?

Davayı ergin çocuğun kendisi açar. Anne, kendi açtığı iştirak nafakası artırım davasında reşit olan çocuk için yardım nafakası isteyemez. Yargıtay, ergin çocuk tarafından harcı yatırılarak açılmış bir dava olmadan yardım nafakasına hükmedilmesini bozma sebebi saymıştır.

Çocuk davayı kendi yerleşim yerindeki aile mahkemesinde açabilir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, eğitim nafakası davasında da taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmiştir (06.11.2023, 2023/4275 E., 2023/10265 K.).

Çocuğa Yardım Nafakası Ne Zaman Kesilir?

Kanunda bir yaş sınırı yoktur. Ölçüt eğitimin sürüp sürmediğidir. Okul bittiğinde veya çocuk düzenli gelir elde etmeye başladığında anne ya da baba, nafakanın kaldırılmasını dava yoluyla isteyebilir.

Önlisanstan lisansa dikey geçişle süren öğrenim de eğitimin devamı sayılır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, dava tarihinde dikey geçişle öğrenciliği süren çocuk yönünden nafakanın kaldırılmasına dair kararı bozmuştur (24.03.2016, 2016/1900 E., 2016/4576 K.).

Açıköğretimde okumak da tek başına nafakayı kaldırmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu konuda şu tespitte bulunmuştur.

“Günümüzdeki ağır ekonomik koşullar karşısında eğitimle çalışmayı bir arada sürdürmenin mümkün olmayacağı, bir kural ve karine olarak kabul edilmelidir (…) Yine mahkemenin kabulünün aksine Açık Öğretim Üniversitesinde okuyor olmak, babanın yardım nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir sebep olarak kabul edilemez.”

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.11.2019, 2017/2118 E., 2019/1138 K.)

Aynı kararda Genel Kurul, ara ara çalışan ve düzenli geliri olmayan öğrenci için nafakanın tamamen kaldırılmasını doğru bulmamıştır. Kurula göre nafaka en fazla bir miktar indirilebilirdi.

Yardım Nafakası Nasıl Alınır (Dava Süreci)

Yardım nafakası alabilmek için mahkemeye başvurarak dava açılması gerekir. Dava aile mahkemesinde görülür. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde 4787 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla bakar.[ref]4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.2 ve m.4[/ref]

Davacı, kendisinin yardıma muhtaç olduğunu ve davalı ile arasındaki akrabalık bağını ortaya koyan dilekçesini ve delillerini mahkemeye sunarak davayı açar. Dava açılırken ve yargılama sırasında dikkat edilmesi gerekenler şunlardır.

  • Dava Dilekçesi: Yardım nafakası talebi, hazırlanacak bir dava dilekçesi ile yapılır. Dilekçede, nafaka talep eden kişinin muhtaç durumda olduğu, karşı taraftaki akrabanın ise kendisine yardım edebilecek maddi güce sahip olduğu anlatılmalıdır. Ayrıca talep edilen aylık nafaka miktarı da belirtilebilir (hakim koşullara göre farklı bir miktara hükmedebilir).
  • Delillerin Sunulması: Mahkeme, karar vermeden önce tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını araştırır. Bu nedenle davacının gelirinin olmadığını veya yetersiz olduğunu gösteren belgeler (örneğin işsizlik belgesi, maaş bordrosu, SGK dökümü), davalının gelir ve mal varlığını gösteren belgeler (maaş bordrosu, tapu kayıtları vb.) ve tarafların akrabalık bağına ilişkin belge (nüfus kayıt örneği) sunulmalıdır. Gerekirse tanık beyanlarıyla da tarafların durumu ispatlanabilir.
  • Yargılama Süreci: Mahkeme, toplanan delillere göre davacının gerçekten muhtaç olup olmadığını ve davalının ödeyebilme gücünü değerlendirir. Bu amaçla genellikle tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırması yaptırılır. Hakim, rapor ve belgeler ışığında nafaka şartlarının mevcut olup olmadığına kanaat getirir. Şartlar oluşmuşsa, davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere aylık belli bir nafaka tutarının davalı tarafından ödenmesine karar verilir. (Not: Yardım nafakası, davanın açıldığı tarihten itibaren hükmedilir. Geçmiş döneme yönelik nafaka talebi kural olarak mümkün değildir. Dolayısıyla ne kadar erken başvurulursa nafaka o kadar erken başlar.)
  • Karar ve Sonrası: Mahkeme nafakaya hükmettiğinde davalı akraba, karar doğrultusunda her ay nafaka ödemekle yükümlü hale gelir. Ödeme genellikle her ayın belli bir günü olacak şekilde kararda belirtilir (örneğin her ayın ilk haftası gibi). Nafaka alacaklısı, ödemelerin düzenli yapılmasını takip etmelidir. Karar sonrası şartlar değişirse, taraflar ayrı bir dava ile nafaka miktarının değiştirilmesini veya tamamen kaldırılmasını talep edebilir.

Yargıtay, nafaka davasının dava tarihinden itibaren hüküm ifade ettiğini kabul eder. Karar tarihinden itibaren nafakaya hükmeden ilk derece kararları bu nedenle bozulmaktadır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 08.06.2015, 2015/2466 E., 2015/10512 K.).

Masraflar: Yardım nafakası davaları harca tabidir. Karar harcı, Harçlar Kanunu’na bağlı tarifeye göre bir yıllık nafaka tutarı üzerinden nispi olarak hesaplanır. Maddi durumu kötü olan davacı adli yardım talep ederek harç ve masraflardan geçici olarak muaf tutulmayı isteyebilir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Yetkili mahkeme, Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesine göre taraflardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.365/6[/ref] Davacı, kendi yerleşim yerinde veya davalının yerleşim yerinde dava açabilir. Her çeşit nafaka davası HMK’nın 316. maddesi gereği basit yargılama usulüne tabidir.

Yardım Nafakası Dava Dilekçesi Örneği

Örnek dilekçe, muhtaç bir annenin oğluna karşı açacağı dava için hazırlanmıştır. Kardeşe veya ana babaya karşı açılacak davada açıklamalar kısmı buna göre uyarlanır.

Yardım Nafakası Dava Dilekçesi Örneği

…………… NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE

DAVACI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No: ……………)
Adres: ……………………………………

DAVALI: Ad Soyad (T.C. Kimlik No: ……………)
Adres: ……………………………………

DAVA: Yardım nafakası talebidir (TMK m.364 ve m.365).

AÇIKLAMALAR

1. Davalı, oğlumdur. Eşimden yıllar önce boşandım, davalı dışında çocuğum ve torunum yoktur.

2. Herhangi bir gelirim, mülküm veya bağlanmış bir aylığım bulunmamaktadır. Kira, gıda, ilaç ve fatura giderlerimi karşılayamıyorum. Yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek durumdayım.

3. Davalı ……………… olarak çalışmakta olup düzenli ve yeterli bir geliri vardır. Bana aylık ……… TL ödemesi, kendi geçimini sıkıntıya sokmayacaktır.

4. Türk Medeni Kanunu’nun 364. maddesi uyarınca davalının bana yardım nafakası ödemesi gerektiğinden bu davayı açma zorunluluğu doğmuştur.

HUKUKİ NEDENLER: TMK m.4, m.364, m.365, HMK m.316 ve ilgili mevzuat.

DELİLLER: Nüfus kayıt örneği, SGK hizmet dökümü, tapu ve araç kayıtları, davalının maaş bordrosu, sağlık raporu, kira sözleşmesi, sosyal ve ekonomik durum araştırması, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi ve her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM

Açıklanan nedenlerle, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık ……… TL yardım nafakasının davalıdan alınarak tarafıma ödenmesine, nafakanın her yıl TÜİK tarafından açıklanan ÜFE oranında artırılmasına, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.

…/…/……
Davacı
Ad Soyad
(İmza)

EKLER: Nüfus kayıt örneği, gelir durumunu gösteren belgeler, sağlık raporu.

Not: Reşit öğrenci davayı kendisi açar ve dilekçeye öğrenci belgesini ekler. Kurum bakımındaki kişi için dava, bakımı üstlenen kurum tarafından da açılabilir.

Yardım Nafakası Miktarı Nasıl Belirlenir?

Hakim, yardım nafakasının miktarını tayin ederken hem davacının ihtiyacını hem de davalının mali gücünü dikkate alarak bir denge kurar. Kanunda belirli bir nafaka tutarı öngörülmemiştir, her somut olayda koşullara göre hakim takdir eder. Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesi bu dengeyi şöyle kurar.

Dava, davacının geçinmesi için gerekli ve karşı tarafın malî gücüne uygun bir yardım isteminden ibarettir.

Nafakanın, yükümlülerin bir veya bir kaçından istenmesi hakkaniyete aykırıysa hâkim, onların nafaka yükümlülüğünü azaltabilir veya kaldırabilir.

Mahkemeler, nafaka miktarını belirlerken genellikle şu kriterlere bakar.

  • Tarafların Gelir ve Malvarlığı Durumları: Davacının aylık geliri veya gelirsiz oluşu, varsa malvarlığı, davalının düzenli geliri, ek gelirleri ve sahip olduğu malvarlığı incelenir. Örneğin davalının lüks bir hayat standardı varken küçük bir miktar nafaka ödemesi beklenebilir. Davalının geliri de asgari geçim düzeyindeyse yüksek nafaka yükümlülüğü getirilmez.
  • Temel İhtiyaçlar ve Yaşam Standardı: Davacının barınma, gıda, giyim, sağlık gibi asgari geçim giderleri hesap edilir. Yardım nafakasının amacı, muhtaç kişiyi yoksulluktan kurtarmak olduğundan, nafaka tutarı talep edenin nafaka ödeyen ile aynı yaşam standardına ulaşmasını sağlayacak kadar yüksek olamaz. Yargıtay, yardım nafakasının nafaka isteyenin her türlü gereksinmesini karşılayan bir zenginleşme aracına dönüşemeyeceğini vurgulamıştır.
  • Hakkaniyet İlkesi: Kanunun genel hükmü olan TMK m.4’teki hakkaniyet çerçevesinde, hakimin takdir yetkisini adil kullanması esastır. Tarafların özel durumları (sağlık durumu, bakmakla yükümlü oldukları başka kişiler, bölgesel ekonomik koşullar gibi) göz önüne alınarak makul bir miktar belirlenir. Gerekirse bilirkişi yardımıyla nafaka miktarı hesaplanabilir.

Yardım Nafakası Kaç TL?

Yardım nafakası için kanunda belirlenmiş bir tutar, alt sınır veya gelir oranı yoktur. Miktar her dosyada tarafların gelirine ve davacının zorunlu giderlerine göre ayrı belirlenir. Maaşın yüzde kaçı sorusunun bu yüzden kesin bir karşılığı bulunmaz.

Yargıtay miktarı denetlerken iki ölçüye bakar. Nafaka, davacıyı yoksulluktan kurtaracak kadar olmalı ama zenginleşme aracına dönüşmemelidir.

“Yoksulluğa düşme terimi açıkça çok sıkıntılı bir durumu ve ağır ekonomik koşulları ifade eder. Hükmedilecek yardım nafakasının miktarı yalnızca söz konusu sıkıntılı durumu önlemelidir.”

(Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 06.07.2017, 2017/9752 E., 2017/11174 K.)

Düşük kalan nafaka da bozma sebebidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 25.06.2026 tarihli, 2026/4198 E., 2026/7206 K. ve 19.02.2026 tarihli, 2025/10425 E., 2026/1961 K. sayılı kararlarında takdir edilen yardım nafakasını günün ekonomik koşullarına göre az bularak bozmuştur.

Somut bir örnek olarak, 2. Hukuk Dairesinin 15.03.2023 tarihli kararına konu dosyada bölge adliye mahkemesi aylık 6.000 TL yardım nafakasına hükmetmiştir. Daire, yıllık tutarın kesinlik sınırının altında kaldığını belirterek temyiz dilekçesini usulden reddetmiştir (2023/2171 E., 2023/1044 K.). Bu tutar o dosyanın koşullarına özgüdür, başka dosyalar için ölçü değildir.

Kendi durumunuza yakın bir tahmin için nafaka hesaplama yazımızdaki ölçütlere bakabilirsiniz.

Nafakanın ileriki yıllarda artırılarak ödenmesine de karar verilebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 365. maddesi bunu davacının istemine bağlar.[ref]Türk Medeni Kanunu m.365/5[/ref]

Örneğin her yıl ÜFE oranında artış talebi mahkemece uygun görülürse hükme konur. Hakim, talep olmaksızın gelecek yıllar için artış kararı veremez.

Yardım Nafakası Ne Kadar Süre Devam Eder, Nasıl Sona Erer?

Yardım nafakası için kanunda bir süre öngörülmemiştir, nafaka alacaklısının muhtaçlığı devam ettiği sürece ödenir. Ancak “ömür boyu” mutlak bir yükümlülük söz konusu değildir. Zamana yayılmış bu nafaka yükümlülüğü, bazı durumlarda sona erebilir veya değiştirilebilir.

  • Muhtaçlığın Ortadan Kalkması: Nafaka alacaklısı zaman içinde ekonomik durumunu düzeltirse, örneğin düzenli bir işe girip yeterli gelir elde etmeye başlarsa ya da maddi durumunu iyileştiren bir miras, ikramiye vb. elde ederse, nafaka hakkı sona erer. Bu durumda nafaka borçlusu mahkemeye başvurarak nafakanın kaldırılmasını talep edebilir.
  • Nafaka Borçlusunun Zor Duruma Düşmesi: Nafaka ödeyen kişinin ekonomik koşulları sonradan kötüleşebilir. Örneğin işini kaybeder, iflas eder veya ciddi bir gelir kaybına uğrarsa, mahkemeden nafakanın azaltılmasını veya tamamen kaldırılmasını talep edebilir. Mahkeme, borçlunun ödeme gücünün kalmadığına kanaat getirirse nafaka miktarında indirim yapabilir ya da yükümlülüğü tümden sona erdirebilir.
  • Taraflardan Birinin Ölümü: Nafaka alacaklısının vefatıyla birlikte yardım nafakası kendiliğinden son bulur. Nafaka borçlusunun ölümü halinde, ölüm tarihinden sonrası için yükümlülük mirasçılara geçmez. Ölüme kadar birikmiş ve ödenmemiş nafaka için mirasçılar sorumlu olabilir. Muhtaç kişi, ölen borçlunun yerine diğer nafaka yükümlüsü akrabalarına başvurarak yeniden yardım nafakası talep edebilir (örneğin ölen çocuğun yerine diğer çocuğuna yönelmek gibi).
  • Eğitimin Sona Ermesi: Reşit çocuğa eğitimi nedeniyle bağlanan nafaka, okul bitince kaldırma davasıyla sona erdirilir. Ara ara çalışmak veya açıköğretimde okumak tek başına yeterli sebep sayılmaz.

Yardım nafakasının sona ermesi veya miktarının değiştirilmesi için kural olarak yeniden dava açılması gerekir. Nafaka borçlusu veya alacaklısı, şartların değiştiğini ileri sürerek nafakanın artırılması, azaltılması ya da kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurmalıdır.

Mahkeme, ileri sürülen yeni durumları inceler. Hayat pahalılığı karşısında nafaka yetersiz kalmışsa artırabilir, alacaklının muhtaçlığı ya da borçlunun gücü değişmişse azaltabilir veya kaldırabilir. Artırma, azaltma ve kaldırma kararları da dava tarihinden itibaren hüküm ifade eder.

Süresiz Nafaka İptali Yardım Nafakasını Etkiler mi?

Etkilemez. Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiştir (E.2025/156, K.2026/131, RG 30.09.2026/33386). İptal hükmü 30.06.2027’de yürürlüğe girecektir.

Kararın ayrıntıları süresiz nafaka iptal kararı yazımızdadır.

Madde 175 yalnızca boşanma yüzünden yoksulluğa düşen eşe bağlanan yoksulluk nafakasını düzenler. Yardım nafakasının dayanağı olan 364 ve 365. maddelerde böyle bir ibare yoktur, bu nafaka muhtaçlık sürdükçe devam eder.

Yardım Nafakası ve Yoksulluk Nafakası Arasındaki Farklar

Halk arasında sıkça karıştırılan iki kavram olan yardım nafakası ile yoksulluk nafakası, aslında birbirinden oldukça farklıdır. Tablo, iştirak nafakasıyla birlikte üç nafaka türünü karşılaştırır.

Ölçüt Yardım nafakası Yoksulluk nafakası İştirak nafakası
Dayanak TMK m.364-365 TMK m.175 TMK m.182
Kim ister Muhtaç üstsoy, altsoy veya kardeş Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eski eş Velayeti kullanan anne veya baba, küçük çocuk için
Kimden istenir Mirasçılık sırasına göre yakın hısım, kardeşten refah şartıyla Diğer eş, onun kusuru aranmaz Velayeti kendisine verilmeyen anne veya baba
Kusur Aranmaz Nafaka isteyenin kusuru daha ağır olmamalı Aranmaz
Ne zaman biter Muhtaçlık veya ödeme gücü ortadan kalkınca, alacaklının ölümüyle Yeniden evlenme, ölüm ve TMK m.176’daki diğer hallerde Çocuk ergin olunca kendiliğinden
  • Bağlam ve Amaç: Yoksulluk nafakası, boşanma davası sonrasında ekonomik yoksulluğa düşecek eşe, diğer eş tarafından ödenen nafakadır. Boşanmanın fer’i (yan) sonuçlarından biridir ve evlilik birliğiyle ilgilidir. Yardım nafakası ise boşanmadan tamamen bağımsızdır ve kan hısımları arasındaki bir destek yükümlülüğüdür. Yardım nafakasının amacı aile içi ekonomik dayanışmayı sağlamak ve muhtaç akrabayı yoksulluktan kurtarmaktır.
  • Kimlere Verilir: Yoksulluk nafakası yalnızca boşandığı eşi kapsar (ve kanunen talep edebilmek için boşanmada daha fazla kusurlu olmamak şartıyla). Yardım nafakası ise üstsoy, altsoy ve kardeşler arasında söz konusudur.
  • Şartlar: Yoksulluk nafakası için boşanma sonucu yoksulluğa düşme ihtimali ve nafaka talep edenin boşanmada ağır kusurlu olmaması şartı aranır. Hakim, evliliğin sona ermesiyle maddi durumu kötüleşecek ve geçinemeyecek duruma gelecek eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedebilir. Yardım nafakasında ise muhtaçlık ve diğer akrabanın ödeme gücü şartları aranır, boşanma gibi bir koşul veya kusur değerlendirmesi yoktur.
  • Süre ve Sona Erme: Her iki nafaka türü de koşullar devam ettiği sürece ödenmeye devam eder. Yoksulluk nafakası, alacaklı eşin yeniden evlenmesi, taraflardan birinin ölümü veya alacaklının ekonomik durumunun iyileşmesi gibi durumlarda sona erer. Yardım nafakası da benzer şekilde muhtaçlığın bitmesi, tarafların ölümü veya mahkeme kararıyla kaldırılma gibi hallerde son bulur.

İştirak Nafakası ile Yardım Nafakası Arasındaki Fark

İştirak nafakası küçük çocuğun bakım ve eğitim giderleri için bağlanır ve velayeti kullanan ebeveyne ödenir. Çocuk ergin olunca kendiliğinden biter. Yardım nafakasında alacaklı ergin kişinin kendisidir ve davayı da kendisi açar.

Yargıtay, dava tarihinde reşit olan davacının iştirak nafakası artırımı diye nitelendirdiği talebi de gerçekte yardım nafakası istemi olarak değerlendirir. Talebin yanlış adlandırılması sonucu değiştirmez (3. Hukuk Dairesi, 08.02.2017, 2016/14063 E., 2017/941 K.).

YARDIM NAFAKASI NEDİR ŞARTLARI

Yardım Nafakası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Yardım nafakası ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık.

Yardım Nafakası Nedir? Şartları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/yardim-nafakasi-nedir-sartlari/feed/ 0
Ters İlişki Boşanma Sebebi Midir? https://www.harbiyehukuk.com/ters-iliski-bosanma-sebebi-midir/ https://www.harbiyehukuk.com/ters-iliski-bosanma-sebebi-midir/#respond Tue, 14 Oct 2025 13:26:31 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=13479 Ters ilişki, cinsel birleşmenin vajina yerine anüs yoluyla gerçekleştiği ilişki biçimidir ve halk arasında anal ilişki ya da arkadan ilişki diye bilinir. Eşe rızası olmadan dayatılan ya da ısrarla istenen anal ilişki, Türk hukukunda boşanma sebebi sayılır. Karşılıklı rızaya dayanan birliktelik ise tek başına dava konusu olmaz. Rızaya dayanmayan ters ilişki talebi ya da zorlaması […]

Ters İlişki Boşanma Sebebi Midir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Ters ilişki, cinsel birleşmenin vajina yerine anüs yoluyla gerçekleştiği ilişki biçimidir ve halk arasında anal ilişki ya da arkadan ilişki diye bilinir. Eşe rızası olmadan dayatılan ya da ısrarla istenen anal ilişki, Türk hukukunda boşanma sebebi sayılır. Karşılıklı rızaya dayanan birliktelik ise tek başına dava konusu olmaz.

Rızaya dayanmayan ters ilişki talebi ya da zorlaması boşanma sebebidir. Türk Medeni Kanunu açısından bu davranış, olayın ağırlığına göre evlilik birliğini temelinden sarsan bir olgu ya da pek kötü veya onur kırıcı davranış sayılabilir. Zorlama aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’na göre cinsel saldırı suçudur ve eşe karşı işlense bile cezası vardır.

Ters İlişki Nedir, Ne Demek? (Arkadan İlişki)

Ters ilişki, halk arasında anal ilişki olarak da bilinen, cinsel birlikteliğin vajina dışındaki doğal olmayan yolla (anüs üzerinden) gerçekleştiği cinsel ilişki türünü ifade eder. Yargıtay kararlarında aynı eylem “doğal olmayan yoldan cinsel ilişki” diye anılır.

Eşlerden birinin anal ilişki talebi, bunu istemeyen eş üzerinde baskı yaratabilir. Rızaya dayanmayan ya da zorla gerçekleştirilen anal ilişki ise evlilikte güven sorununa, psikolojik ve fiziksel zarara yol açar.

Anüs bölgesi, vajina gibi kendiliğinden kayganlaşma özelliğine sahip değildir ve esneme kapasitesi sınırlıdır. Bu yüzden ilişki sırasında ciltte yırtılmalar oluşabilir ve enfeksiyon riski artar.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) 5 Kasım 2024’te güncellenen tahminlerine göre korunmasız alıcı anal ilişkide HIV bulaşma olasılığı 10.000 temasta 138’dir. Bu oran alıcı vajinal ilişkideki 8’in yaklaşık 17 katıdır, verici tarafta ise risk anal ilişkide 11, vajinal ilişkide 4’tür.[ref]CDC, HIV Risk and Prevention Estimates, 5 Kasım 2024, https://www.cdc.gov/hivpartners/php/riskandprevention/index.html[/ref]

Anal yolla bulaşan HPV virüsleri de makat bölgesinde siğil, kanama ve ilerleyen dönemde anüs kanseri riskinin yükselmesi gibi sorunlara neden olabilir.

Ters İlişki Nedir, Ne Demek Arkadan İlişki

Evlilikte Cinsel Beklentiler ve Uyum

Eşlerin cinsel yaşamdan beklentileri farklı olabilir. Hukukun çizdiği sınır rızadır, evlilik bir eşe diğerine istemediği bir cinsel davranışı dayatma hakkı vermez.

Normal şartlarda evlilikte düzenli ve sağlıklı bir cinsel ilişki, duygusal bağı kuvvetlendirir. Eşlerden biri uzun süre cinsel ilişkiden kaçınıyorsa ya da diğerini sürekli reddediyorsa, bu durum da evlilik birliğini sarsabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşler arasında cinsel ilişki kurulamamasını da kusur belirlemesinde hükme esas alınabilecek davranışlar arasında saymıştır.

Evlilikte cinsel uyumsuzluklar bu yüzden geniş bir yelpazede boşanma nedeni olabilir. Bir uçta cinsel soğukluk, isteksizlik veya sağlık sorunları nedeniyle uzun süre cinsel ilişki yaşayamamak yer alır. Diğer uçta ise taraflardan birinin partnerini rahatsız eden cinsel istekleri, örneğin arkadan ilişki ısrarı bulunur.

Her iki durumda da ortaya çıkan cinsel geçimsizlik, çiftlerin arasındaki güven ve sevgi bağını zedeleyerek evlilik birliğini temelinden sarsabilir.

Ters İlişki Talebi Boşanmaya Yol Açar mı?

Evet, eşin rızası olmadan ters ilişki istemek ya da buna zorlamak boşanma sebebidir. Yargıtay, eşler arasında cinsellikle ilgili aykırı davranışları cinsel şiddete yönelik davranış sayar ve boşanma davasında kusur olarak dikkate alır. Bu davranış, olayın ağırlığına göre pek kötü muamele ya da onur kırıcı davranış olarak da nitelendirilebilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.06.2019 tarihli kararında, kocanın savcılık ifadesindeki kabul beyanıyla ters ilişkiye zorlama iddiasının kanıtlandığı bir dosyayı inceledi. Daire, kadının davasını reddeden bölge adliye mahkemesi kararını bozdu. Gerekçeye göre taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede bir geçimsizlik vardı ve kadın dava açmakta haklıydı.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2019/2079, K.2019/7685, 26.06.2019[/ref]

Fiziksel zorlama olmadan sürdürülen ısrar da hukuken önemsiz değildir. Eşini aşağılayan ya da cinsel birliktelikten soğutan sürekli talep, kusurlu davranış olarak ileri sürülebilir. Böyle bir iddianın dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekir.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Çiftler karşılıklı rıza göstererek anal birliktelik yaşıyor ve iki taraf da bundan şikayetçi değilse, ortada hukuken bir problem görülmez. Eşlerden biri sonradan dava açtığında ise “rızası vardı” savunması tek başına yetmeyebilir.

Mahkemeye gelen dosyaların çoğunda bir eş istememiş, diğeri ısrar etmiş ya da zorlamıştır. Baskıyla gerçekleşen anal ilişki, evlilik birliğini temelinden sarsan bir olay olarak değerlendirilir.

Ters İlişki Talebi Boşanmaya Yol Açar mı

Hukuki Açıdan Ters İlişki ve Yargıtay Kararları

Türk hukukunda boşanma sebepleri özel ve genel sebepler olarak ikiye ayrılır. Ters ilişki talebi, kanunda açıkça adı geçen özel boşanma sebeplerinden biri değildir. Bu davalar Türk Medeni Kanunu m.166/1‘deki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” genel sebebine dayandırılabilir.

Mahkemeler, eşler arasında ciddi uyumsuzluk ve geçimsizlik yaratan her türlü olguyu bu genel madde çerçevesinde değerlendirebilir. Cinsel şiddet ve zorlamalar, evlilikte ortak hayatı çekilmez hale getirdiği için boşanma kararı verilmesinde etkili olur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 08.11.2022 tarihli kararında, eşiyle üç kez anal yoldan ilişkiye girdiğini ve bunlardan birinin eşinin isteğiyle olduğunu savcılıkta anlatan bir kocanın durumunu inceledi. Dosya, 2. Hukuk Dairesi’nin 26.06.2019 tarihli bozma kararına bölge adliye mahkemesinin direnmesiyle Kurul’a gelmişti. Kurul, eşle doğal olmayan yoldan cinsel ilişki kurmayı cinsel şiddete yönelik bir davranış saydı ve kusurlu davranışlardan kabul etti.[ref]Yargıtay HGK, E.2020/131, K.2022/1452, 08.11.2022[/ref]

Evlilik birliği içersinde eşler arasında cinsel ilişki kurulamaması veya kurulmasına rağmen cinsellikle ilgili aykırı davranışlar sergilenmesi, cinsel şiddete yönelik davranışlardan olup, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında kusur belirlemesi bakımından hükme esas alınabilir. (…) eşi ile doğal olmayan yollardan cinsel ilişki gerçekleştirmek, cinsel şiddete yönelik bir davranış olup, evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında kusurlu davranışlardan sayılır.

Kurul, direnme kararını oy birliğiyle bozdu ve Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerektiğini belirtti. Soruşturma kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapanmıştı. Savcılık dosyasındaki ifade buna rağmen boşanma davasında kusurun dayanağı oldu.

Olayın ağırlığına göre özel boşanma sebebi de gündeme gelebilir. TMK m.162, eşlerden birinin diğerine pek kötü davranması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunmasını özel boşanma sebebi sayar ve eşini istemediği anal ilişkiye zorlamak da bu kapsama girebilir. Bu yazıda incelenen Yargıtay kararlarının tamamı ise TMK m.166/1’e dayalı davalarda verilmiştir.

Eşlerin cinsel yaşamı mahrem olsa da, bir tarafın vücut bütünlüğüne ve iradesine aykırı müdahale yargı tarafından ciddiye alınır. Boşanma davasında hakim, somut olayın koşullarına bakarak ters ilişki iddiasının evliliği çekilmez hale getirip getirmediğini değerlendirir. İddia yeterli delille ispatlanırsa, zorlayan eş ağır ya da tam kusurlu bulunabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kocanın kadını ters ilişkiye zorladığının savcılık soruşturma dosyasından ve 14.07.2014 tarihli beyanından anlaşıldığı bir davada tarafları eşit kusurlu sayan kararı bozmuştur. Daireye göre erkek, kadına oranla ağır kusurluydu (Yargıtay 2. HD, E.2017/5912, K.2018/12136, 30.10.2018). Eşine aşağılayıcı sözler söyleyip onu ters ilişkiye zorlayan kocanın da ağır kusurlu olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 2. HD, E.2016/6232, K.2017/11551, 24.10.2017).

Ters ilişki dışındaki kusurlu davranışların listesi boşanmada kusur sayılan haller yazımızda yer alıyor.

Hukuki Açıdan Ters İlişki ve Yargıtay Kararları

Zorla Ters İlişkinin Etkileri (Cinsel Şiddet ve Travma)

Rızaya dayanmayan her cinsel davranış gibi, zorla yaşanan anal ilişki de cinsel şiddet kapsamındadır ve çok ciddi olumsuz etkilere yol açar. Eşin istemediği halde anal ilişkiye zorlanması, kişi üzerinde derin bir travma bırakabilir. Mağdur eşte korku, utanç, öfke ve depresyon gibi psikolojik sorunlar görülebilir.

Evlilik içinde güvensizlik oluşur ve kişi bedeni üzerinde söz hakkı yokmuş gibi hissedebilir. Eşin istememesine rağmen anal birliktelik dayatmak, onur kırıcı bir tutum olarak kişilik haklarını zedeler.

Fiziksel olarak da zorla anal ilişki, ciddi acı ve yaralanmalara neden olabilir. Anüs bölgesindeki yırtık ve kanamaların yanında, kişi istemediği bir acıya maruz kaldığı için beden bütünlüğü ihlal edilmiş olur. Bu eylem, boşanmada kusur belirlenirken en ağır kusurlardan biri sayılır.

Evlilik, taraflara birbirlerinin vücutları üzerinde sınırsız hak tanımaz. Eşlerin cinsel hayatı karşılıklı rıza ve anlayışla yürütülmelidir. İstismara varan, zorlama içeren hiçbir davranış sevgi ve saygı temeline dayalı bir evlilikte kabul edilemez.

6284 sayılı Kanun, şiddet tanımına fiziksel ve psikolojik şiddetle birlikte cinsel şiddeti de açıkça alır. Bu yüzden ters ilişkiye zorlanan eş, boşanma davasını beklemeden aile mahkemesinden, kolluktan ya da mülki amirden koruma tedbiri isteyebilir. Koruyucu tedbir kararı için şiddetin uygulandığına dair delil veya belge aranmaz ve karar ilk defasında en çok altı ay için verilir.[ref]6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun m.2 ve m.8[/ref]

Tedbir türleri ve başvuru yolu uzaklaştırma kararı nasıl alınır yazımızda anlatılmıştır. Ortak hayat kişiliği ciddi biçimde tehlikeye düşürüyorsa eşin ayrı yaşama hakkı da vardır (TMK m.197).

Evlilikte Ters İlişkinin Cezası Var mı?

Evlilikte karşılıklı rızayla yaşanan ters ilişkinin cezası yoktur. Rıza olmadan yapılan anal ilişki ise evlilik içinde gerçekleşse bile cinsel saldırı suçu oluşturur. Eşin nikahlı olması, fiili suç olmaktan çıkarmaz.

Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:[ref]5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.102/2[/ref]

Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

Mahkemede ters ilişkiye zorlayan eşe verilecek ceza bu yüzden on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasıdır. Fiil eşe karşı işlendiğinde savcılık kendiliğinden harekete geçmez, soruşturma mağdurun şikayetine bağlıdır.

Uyarı: Şikayet süresi, fiil ve failin öğrenildiği günden başlayarak altı aydır. Süresinde şikayet edilmeyen suç için soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.[ref]5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.73[/ref]

Şikayetten vazgeçme, şikayete bağlı suçlarda kural olarak davayı düşürür (TCK m.73/4). Kamu davası bu yüzden düşer ve mağdur vazgeçerken şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklarsa, hukuk mahkemesinde de dava açamaz (TCK m.73/7). Vazgeçme dilekçesine ne yazıldığı bu yüzden sonucu değiştirir.

Ceza dosyasındaki vazgeçme, boşanma davasında af sayılmak zorunda değildir. Ters ilişkiye zorlamanın kusur sayıldığı bir dosyada Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kadının ceza davasındaki şikayetten vazgeçmesini af saymadı. Daireye göre vazgeçme eşini cezadan kurtarmak amacı taşıyordu ve başka olgularla desteklenmedikçe af niteliğinde kabul edilemezdi (Yargıtay 2. HD, E.2016/6232, K.2017/11551, 24.10.2017).

Zorlanan eş bu nedenle hem boşanma davası açabilir hem de suç duyurusu ile şikayetçi olabilir. Şikayette bulunmamak boşanma davasındaki haklarını ortadan kaldırmaz. Yargıtay, ceza kovuşturması için şikayet etmeyen kadının boşanma davasında manevi tazminat alabileceğine karar vermiştir (Yargıtay 2. HD, E.2014/25102, K.2015/10482, 25.05.2015).

Evlilikte Ters İlişkinin Cezası Var mı

Eşim Ters İlişki İstiyor, Ne Yapmalıyım?

Eşiniz ters ilişki istiyor ve siz istemiyorsanız, ilk adım sınırınızı açık ve net biçimde söylemektir. Hukuk, evlilik içinde de “hayır” deme hakkınızı korur. Talep ısrara, aşağılamaya ya da zorlamaya dönüşürse izlenecek yol şöyledir:

  • Mesajları saklayın. Eşinizin bu yöndeki taleplerini içeren yazışmaları silmeyin, yedekleyin.
  • Güvendiğiniz birine anlatın. Olayı zamanında aktardığınız yakınınız, ileride tanık olarak dinlenebilir. Konuyu iş yerinde ya da geniş bir çevrede yaymak ise mahremiyet ihlali sayılıp size de kusur olarak yüklenebilir.
  • Zorlama olduysa vakit kaybetmeden muayene olun. Adli muayene, şikayet üzerine Cumhuriyet savcısının istemiyle yapılır (CMK m.76).
  • Tehlike varsa koruma tedbiri isteyin. 6284 sayılı Kanun’a göre koruyucu tedbir için delil aranmaz.
  • Boşanma davasını süresinde açın. TMK m.162’ye dayanılacaksa altı aylık süre olayın öğrenilmesinden işlemeye başlar.

Eşler arasındaki cinsel sorunları çevreye anlatmak da kusur sayılabilir. Bölge adliye mahkemesi, eşiyle olan cinsel hayatını ve kendisini ters ilişkiye zorladığını başkalarına anlatarak eşini kötüleyen kadına da kusur yükledi ve tarafları eşit kusurlu saydı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kusur belirlemesini onadı (Yargıtay 2. HD, E.2023/3506, K.2023/3338, 20.06.2023).

Konuşma ve çift terapisi, zorlama içermeyen bir anlaşmazlıkta işe yarayabilir. Zorlama ya da şiddet varsa sorunu aile içinde çözmeye çalışmak delillerin kaybolmasına yol açabilir.

Eşim Ters İlişki İstiyor, Ne Yapmalıyım

Boşanma Davasında Ters İlişkiyi İspatlamak

Ters ilişki iddiasıyla açılan boşanma davasında ispat yükü iddia eden eştedir (TMK m.6). Hakim bu hassas konuda tarafların beyanlarını ve sunulan delilleri birlikte değerlendirir.

Doktor raporları, en somut delillerden biridir. Zorla gerçekleşen anal ilişki sonrasında alınacak raporlar, anüs bölgesindeki yırtık, travma veya enfeksiyon bulgularını ortaya koyabilir. Ceza soruşturmasında mağdurun iç beden muayenesi savcının istemi ve hakim kararıyla yapılır, mağdurun rızası varsa ayrıca karar gerekmez (CMK m.76).

Doğrudan hastaneye başvurulduğunda da sağlık personeli, suç işlendiğine dair bir belirtiyle karşılaşırsa durumu yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür (TCK m.280).

Raporda bulgu çıkmaması ise davayı zayıflatır. Bir dosyada adli tıp raporunda anal muayenede bulguya rastlanmamış, tanıklardan birinin bilgisi de duyuma dayanıyordu. Bölge adliye mahkemesi cinsel şiddetin ve diğer iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetti, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararı onadı.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2023/711, K.2023/3587, 04.07.2023[/ref]

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 24.09.2025 tarihli kararında da tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlanamayan ters ilişki iddiasının erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceğini belirtti. Daire, diğer delillere göre kadını ağır kusurlu bularak erkeği daha ağır kusurlu sayan kararı bozdu (Yargıtay 2. HD, E.2025/47, K.2025/7771, 24.09.2025).

Eşler arasındaki yazışmalar (mesajlar, e-postalar) ve olaya tanık olmuş ya da olayı sıcağı sıcağına dinlemiş kişilerin tanık ifadeleri de delil olarak sunulabilir. Kolluk tutanağı da önemli bir delildir. Yargıtay, eşini doğal olmayan yolla cinsel ilişkiye zorlamaya girişen kocaya karşı kadının polise başvurduğu dosyada, kadının anlatımını teyit eden tutanağa dayanarak boşanmaya karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 2. HD, E.2014/6248, K.2014/8677, 10.04.2014).

Aynı kararda hatırlatılan usul kuralı da önemlidir. Tanık listesinde gösterilmemiş kişiler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez (HMK m.240/2).

Delilin nasıl elde edildiğine de bakılır. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller mahkemece bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz (HMK m.189/2). Mesaj ve ses kaydı gibi delillerin hangi durumda geçerli sayıldığı WhatsApp yazışmaları delil olabilir mi yazımızda anlatılmıştır.

Ters ilişki iddiası da dilekçeler aşamasında açıkça ileri sürülmelidir. Yargıtay, bu aşamada usulüne uygun dayanılmayan ters ilişki talebi vakıasının eşe kusur olarak yüklenemeyeceğine karar vermiştir (Yargıtay 2. HD, E.2021/1618, K.2021/3061, 14.04.2021).

Başka bir dosyada kadın, eşinin cinsel taleplerine dava dilekçesinde “dine ve yaradılışa aykırı cinsel talepler” diyerek genel bir ifadeyle dayanmıştı. Bölge adliye mahkemesi bu ifadeyi ispatlanan cinsel eylemleri kapsamaya yeterli saydı ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararı onadı (Yargıtay 2. HD, E.2023/69, K.2023/2748, 30.05.2023).

Mahkemeler tek tarafın ifadesiyle karar vermek istemediğinden, iddiayı destekleyen objektif kanıtlar önem kazanır. Kadının durumu daha önce yakın çevresine anlatmış olması ya da olaydan sonra hastaneye gidip rapor almış olması güçlü delillerdir. İddia eden taraf, zorlama vakasını ne kadar somut verilerle ortaya koyarsa davası o ölçüde sağlam olur.

Bunun yanı sıra hukuken hak düşürücü süre konusu da göz önünde bulundurulmalıdır. TMK m.162’deki pek kötü davranış ya da ağır derecede onur kırıcı davranış sebebine dayanılıyorsa dava, sebebin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her halde sebebin doğumundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine (TMK m.166) dayanılıyorsa kanun herhangi bir hak düşürücü süre öngörmez.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.162 ve m.166[/ref]

Olayı affeden eşin TMK m.162’ye dayanarak dava hakkı yoktur. Taraflar olayı tolere edip evliliğe uzun süre devam ederse, aynı olayı sonradan gerekçe göstermek güçleşir. Bu yüzden bu olaya dayalı bir boşanma düşünülüyorsa davanın 6 ay içinde açılması önerilir.

Ters ilişki iddiasını destekleyen deliller şunlardır:

  • Tıbbi raporlar (anal muayene bulguları),
  • Tanıklar (olayı duyan/gören kişiler),
  • Yazılı deliller (mesajlar, mektuplar),
  • Dijital deliller (fotoğraf, video),
  • Resmi kayıtlar (polis tutanağı, savcılık ifadesi)

Boşanma Davasında Ters İlişkiyi İspatlamak

Ters İlişki Boşanma Davasında Ne Sonuç Doğurur?

Ters ilişki boşanma davasında kusur, tazminat ve nafaka üzerinden sonuç doğurur. Karşılıklı rızayla yaşanan birliktelik davaya konu olmaz, uygulamadaki dosyaların çoğu ise bir eşin istememesi ve diğerinin ısrarı ya da zorlaması üzerinedir.

Yargıtay uygulaması zorla anal ilişkiyi boşanma gerekçesi olarak kabul eder. Yargıtay’ın çeşitli kararları, evlilik içinde yaşanan cinsel şiddetin birlikte yaşamayı imkansız kılan bir kusur olduğunu ortaya koymuştur. Bu kusurun boşanmanın mali sonuçlarında da karşılığı vardır.

Boşanma yüzünden menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu eşten maddi tazminat isteyebilir. Kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ise manevi tazminat talep edebilir (TMK m.174). Yargıtay, eşine fiziksel şiddet uygulayan ve ters ilişkide bulunan kocayı tamamen kusurlu saymış, bu davranışların kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu belirterek manevi tazminat verilmesi gerektiğine hükmetmiştir.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2014/25102, K.2015/10482, 25.05.2015[/ref]

Yoksulluk nafakası isteyen eşin kusuru, diğer eşten daha ağır olmamalıdır (TMK m.175). Ters ilişkiye zorladığı ispatlanan ve diğer eşten daha ağır kusurlu bulunan eş bu yüzden nafaka alamaz. Tazminat miktarının nasıl belirlendiği boşanma davasında maddi ve manevi tazminat yazımızda anlatılmıştır.

Evlilikte hiçbir eşin, diğerini istemediği bir cinsel davranışa zorlamaya hakkı yoktur. Bu iddialarla açılan dava, kusur ve tazminatın tartışıldığı bir çekişmeli boşanma davası olarak görülür. Tazminat ve nafaka talepleri dava dilekçesinde ayrı ayrı gösterilir, delil listesinin hazırlanmasında bir boşanma avukatı desteği sürecin başında belirleyicidir.

Ters İlişki ve Boşanma Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Ters ilişki ve boşanma ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık.

Ters İlişki Boşanma Sebebi Midir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/ters-iliski-bosanma-sebebi-midir/feed/ 0
Erkek Hangi Hallerde Nafaka Ödemez? https://www.harbiyehukuk.com/erkek-hangi-hallerde-nafaka-odemez/ https://www.harbiyehukuk.com/erkek-hangi-hallerde-nafaka-odemez/#respond Tue, 14 Oct 2025 13:01:58 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=13476 Erkek hangi hallerde nafaka ödemez sorusunun cevabı kusura ve yoksulluğa bağlıdır. Kadının kusuru daha ağırsa, boşanmayla yoksulluğa düşmüyorsa ya da taraflar nafakadan vazgeçmişse erkek yoksulluk nafakası ödemez. Boşanma davalarında bağlanan nafaka, kadının yeniden evlenmesiyle kendiliğinden kalkar. Fiilen evli gibi yaşama, yoksulluğun bitmesi ya da haysiyetsiz hayat halinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır. Nafaka ödeyen erkeğin yeniden […]

Erkek Hangi Hallerde Nafaka Ödemez? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Erkek hangi hallerde nafaka ödemez sorusunun cevabı kusura ve yoksulluğa bağlıdır. Kadının kusuru daha ağırsa, boşanmayla yoksulluğa düşmüyorsa ya da taraflar nafakadan vazgeçmişse erkek yoksulluk nafakası ödemez.

Boşanma davalarında bağlanan nafaka, kadının yeniden evlenmesiyle kendiliğinden kalkar. Fiilen evli gibi yaşama, yoksulluğun bitmesi ya da haysiyetsiz hayat halinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır. Nafaka ödeyen erkeğin yeniden evlenmesi ise nafakayı düşürmez.

Toplumda erkeğin boşanmadan sonra her koşulda nafaka ödeyeceği düşünülür. Kanun ise nafakayı cinsiyete değil, yoksulluk ve kusur ölçütüne bağlar. Türk Medeni Kanunu m.175’e göre nafaka isteyen tarafın kusuru daha ağır olmamalıdır, ödeyecek tarafın kusuru ise aranmaz.

Erkeğin yoksulluk nafakası ödemediği ya da ödemeyi bırakabildiği başlıca haller şunlardır:

  1. Kadının kendi geliri geçimine yetiyorsa
  2. Evlilik kısa sürmüş ve kadın boşanmayla yoksulluğa düşmüyorsa
  3. Kadın boşanmada daha ağır kusurluysa
  4. Kadın düzenli gelir getiren işinden kendi isteğiyle ayrıldıysa
  5. Kadın yeniden evlendiyse ya da fiilen evli gibi yaşıyorsa
  6. Çocuğun velayeti babadaysa (iştirak nafakası yönünden)
  7. Taraflar anlaşmalı boşanmada nafakadan açıkça vazgeçtiyse

Bu hallerden hangisinin gerçekleştiğine her dosyada aile mahkemesi karar verir. Çocuk için ödenen iştirak nafakası ise ayrı kurallara tabidir.

Erkekten Nafaka İstemenin Şartları

Hakimin boşanmış olan taraflardan biri lehine yoksulluk nafakasına hükmedebilmesi için, aşağıdaki şartların gerçekleşmiş olması gereklidir:

  • Taraflardan birinin istemde bulunması: Taraflardan biri istemde bulunmadıkça hakim kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmedemez. Diğer bir deyişle, yoksulluk nafakasına ancak yoksulluğa düşecek olan tarafın istemi üzerine karar verilebilir.
  • İstemde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması: İstemde bulunan tarafın kusurunun diğer tarafın kusurundan daha ağır olmaması gerekir. Aksi takdirde nafaka bağlanamaz. Boşanma kararında nafaka hakkında hüküm yoksa bu talep, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde ayrı bir davayla ileri sürülebilir (TMK m.178).
  • Nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmaması: Nafaka ödeyecek tarafın kusurlu olması şart değildir. Yoksulluk nafakası bu yönüyle kusur arayan maddi ve manevi tazminattan ayrılır. Akıl hastalığı sebebiyle açılan boşanma davasında davalıdan tazminat istenemez, ancak şartları varsa ondan yoksulluk nafakası istenebilir.
  • İstemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması: Nafaka isteminde bulunan taraf, hiçbir gelirinin olmamasından ve geçinemeyecek durumda bulunmasından dolayı kendi kendini geçindiremeyecekse, boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunuyor demektir. Başka bir deyişle, geçimini kendi mal kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkanından yoksun olan tarafın yoksulluğa düşeceği kabul edilir.
  • Nafakanın diğer tarafın mali gücüyle orantılı olması: Hakimin takdir edeceği yoksulluk nafakasının, bunu ödeyecek olan tarafın (nafaka yükümlüsünün) mali gücüyle orantılı olması da şarttır. Nafaka isteyen taraf lehine daha önce boşanma nedeniyle manevi tazminata hükmedilmişse, nafaka miktarı belirlenirken bu tazminat da göz önünde tutulur ve istemde bulunan tarafın tazminata karşın yoksulluğa düşüp düşmeyeceği araştırılır.

Ödenecek yoksulluk nafakası, istemde bulunan tarafın yoksulluğa düşmesini önleyecek ve normal şartlarda onun geçimine yetecek miktarda olmalıdır.

Erkekten Nafaka İstemenin Şartları

Nafaka Nedir? Türleri ve Genel Kurallar

Nafaka, boşanma veya ayrılık durumunda, ekonomik olarak daha zayıf kalan eşin veya çocukların, diğer eşten maddi destek alması için öngörülen düzenli ödemedir. Türk hukukunda boşanmayla bağlantılı üç nafaka türü vardır:

  • Tedbir Nafakası: Boşanma davası devam ederken, süreç boyunca ihtiyaç sahibi eşe veya çocuklara geçici destek için ödenir. Bu nafaka, boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder.
  • İştirak Nafakası (Çocuk Nafakası): Boşanmada velayet kendisine verilmeyen ebeveynin, reşit olmayıp kendisiyle yaşamayan ortak çocukların bakım masraflarına katkı için ödediği nafakadır. Çocuk 18 yaşına gelene (ergin olana) kadar devam eder. Eğitim devam ediyorsa 18’den sonra da ana ve babanın bakım borcu sürer.
  • Yoksulluk Nafakası: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eşe, diğer eş tarafından mali gücü oranında ödenen nafakadır. Türk Medeni Kanunu m.175‘e göre, boşanma sonucunda ekonomik olarak yoksulluğa düşecek taraf, daha ağır kusurlu olmamak şartıyla geçimi için diğer taraftan süresiz nafaka isteyebilir. Yoksulluk nafakası genellikle kadın eş lehine hükmedilse de kanunen cinsiyete bağlı değildir. Erkek de gerekli koşullar oluşursa eski eşinden nafaka talep edebilir.

Yoksulluk nafakası bugün süresiz bağlanır ancak bu, sonsuza dek değişmeyecek demek değildir. Türk Medeni Kanunu m.176 uyarınca bazı durumların gerçekleşmesiyle yoksulluk nafakası kendiliğinden veya mahkeme kararıyla sona erer.

“İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır.”[ref]Türk Medeni Kanunu m.176/3[/ref]

Anayasa Mahkemesi, m.175’teki “süresiz olarak” ibaresini 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla oyçokluğuyla iptal etmiştir. Karar 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.[ref]Anayasa Mahkemesi, E.2025/156 K.2026/131, 04.06.2026 (RG 30.09.2026/33386)[/ref] İptal hükmü yayımdan dokuz ay sonra, 30 Haziran 2027‘de yürürlüğe girecektir.

Bu tarihe kadar mahkemeler yoksulluk nafakasını kanunun bugünkü metnine göre bağlar. Kararda daha önce bağlanmış nafakalar için ayrı bir hüküm yoktur. Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararları geriye yürümez, bu yüzden mevcut bir nafaka bu karar nedeniyle kendiliğinden kesilmez.

Mahkeme gerekçesinde nafakanın süresinin evlilik süresi, alacaklı eşin yaşı, sağlığı ve kendi geçimini sağlama gücü gibi ölçütlerle belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Doğan boşluğu dolduracak kanun teklifini TBMM öncelikle görüşür. Kararın ayrıntıları süresiz nafaka iptal kararı yazımızda anlatılmıştır.

Nafaka ödeyenin maddi durumu ciddi biçimde kötüleşirse, örneğin işsiz kalırsa, TMK m.176/4 uyarınca nafakanın azaltılması için dava açılabilir. Bu dava açılmadan ödeme kendiliğinden değişmez.

Nafaka Nedir Türleri ve Genel Kurallar

Erkek Nafaka Ödemek Zorunda mı?

Boşanan erkeğin nafaka ödeyip ödemeyeceği, boşanmanın maddi sonuçlarına ve tarafların durumuna bağlıdır. Türk Medeni Kanunu’na göre erkek veya kadın fark etmeksizin, boşanma sonrası yoksulluğa düşecek eşe, diğer eşin nafaka ödemesine hükmedilebilir.

Nafaka ödeyen taraf çoğu dosyada erkektir, çünkü gelir farkı genellikle erkek lehinedir. Mahkeme karar verirken tarafların gelirini, mal varlığını, çalışma durumunu, yaşını ve sağlığını inceler.

Erkek, her boşanma davasında otomatik olarak nafaka ödeyecek diye bir kural yoktur. Kanun, nafaka alacak kişinin daha ağır kusurlu olmamasını ve gerçekten ekonomik desteğe muhtaç hale gelmesini şart koşar.

Örneğin kadın eşin geliri erkeğinkine yakınsa veya daha fazlaysa, mahkeme yoksulluk nafakasına hükmetmeyebilir. Ekonomik açıdan zor durumda kalan eş erkekse erkek de nafaka alabilir. Kanun bu konuda cinsiyet ayrımı yapmaz.

Boşanan erkek, eski eşi boşanma nedeniyle geçimini sağlayamayacaksa ve kadının kusuru daha ağır değilse nafaka ödemek zorunda kalabilir. Bu iki şarttan biri eksikse erkek nafaka ödemez ya da bağlanan nafaka sonradan kaldırılır.

Kadın Boşanma Davası Açarsa Erkek Nafaka Öder mi?

Davayı kimin açtığı nafaka kararını belirlemez. Kadın boşanma davası açtı diye erkek nafaka ödemek zorunda kalmaz. Erkek davayı açtı diye de nafakadan kurtulmaz.

Hakim, nafaka isteyen eşin boşanmayla yoksulluğa düşüp düşmeyeceğine ve kusurunun karşı taraftan ağır olup olmadığına bakar. Nafaka talebi davacı eşten de davalı eşten de gelebilir. Davalı kadın bu isteğini cevap dilekçesinde ileri sürer.

Kadın yoksulluk nafakası istemezse hakim bu nafakaya kendiliğinden hükmedemez. Yargıtay, talep bulunmadığı halde kadın lehine yoksulluk nafakası bağlanmasını HMK m.26’ya aykırı bularak bozma sebebi saymıştır.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2015/4833 K.2015/19739, 28.10.2015[/ref] Kadın bu isteğini boşanma kesinleştikten sonra da bir yıl içinde ayrı bir davayla ileri sürebilir (TMK m.178).

Erkek Nafaka Ödemek Zorunda mı

Erkeğin Nafaka Ödemeyeceği Durumlar

Erkek hangi hallerde nafaka ödemez sorusunun cevabı TMK m.175 ve m.176 ile Yargıtay kararlarında yer alır. Nafakanın hangi durumlarda verilmediğini kadının geliri, kusuru, yeni ilişkisi ve tarafların anlaşması belirler.

Erkeğin Nafaka Ödemeyeceği Durumlar

Bu hallerin çoğu kadına bağlanan yoksulluk nafakasıyla ilgilidir. Çocuk için ödenen iştirak nafakası ise eşlerin kusuruna bağlı değildir, velayeti almayan ebeveynin yükümlülüğüdür ve kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona erer (TMK m.182, m.328).

Kadının Yeterli Geliri ve Mal Varlığı Olması

Boşanılan kadının kendi geliri, mal varlığı ya da düzenli bir işi varsa ve bu gelir geçimine yetiyorsa, mahkeme yoksulluk nafakası talebini reddeder. Kadının maaşı, kira geliri ya da birikimi varsa nafaka almasına gerek kalmayabilir. Mahkeme tarafların ekonomik durumlarını kıyaslar ve gelirler birbirine yakınsa nafaka bağlamaz.

Yargıtay’ın aradığı ölçüt gelirin sürekli ve düzenli olmasıdır. Düzenli ve sürekli geliri bulunan kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği yakın tarihli kararlarda da tekrarlanmıştır.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2024/8770 K.2025/6303, 23.06.2025[/ref] Sezonluk ya da geçici işlerde çalışan kadın ise arada bir gelir elde etse bile nafakaya hak kazanabilir.

Asgari ücret düzeyindeki gelir de tek başına engel sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunmasını yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak görmez ve bu geliri nafakanın miktarında dikkate alır (HGK, E.2017/1579 K.2018/673).

Kadının mal varlığı erkeğinkinden belirgin biçimde fazlaysa da sonuç değişir. Kadının ekonomik durumu erkeğinkinden güçlüyse ya da boşanma sonrası maddi zorluk çekmeyecekse, erkek nafaka ödeme yükümlülüğünden muaf tutulabilir.

Evliliğin Çok Kısa Sürmüş Olması

Kanunda evlilik süresine bağlı bir nafaka sınırı yoktur. TMK m.175 yalnızca boşanma yüzünden yoksulluğa düşmeyi ve kusur dengesini arar. Evlilik süresi ayrı bir şart değildir, ancak kısa evlilikte kadının ekonomik durumu çoğu zaman evlilik öncesindeki gibi kalır.

Mahkeme bu nedenle kadının evlilik yüzünden işini ya da gelirini kaybedip kaybetmediğine bakar. Böyle bir kayıp yoksa yoksulluk şartı oluşmaz ve mahkeme nafaka bağlamaz.

Örneğin sadece 6 ay evli kalmış bir çift düşünelim. Kadın bu süreçte çalışmaya devam etmiş ve gelir kaybı yaşamamışsa, boşanma sonrası erkeğin nafaka ödemesi beklenmez.

Kısa evlilikte de mahkeme aylık nafakayı bugün belirli bir yılla sınırlayamaz. Yargıtay, irat biçimindeki yoksulluk nafakasının süreli olarak bağlanmasını kanunun açık emrine aykırı bulmaktadır.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2025/6525 K.2026/2506, 04.03.2026[/ref] Bu uygulama, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği 30 Haziran 2027’ye kadar sürecektir.

Hakim süre koymak yerine nafakanın aylık değil toptan ödenmesine karar verebilir (TMK m.176/1). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilikte geçen süre, ortak çocuk bulunmaması ve tarafların yaşları gözetilerek bir defaya mahsus toptan ödeme ihtimalinin değerlendirilmemesini bozma sebebi saymıştır (E.2023/5554 K.2024/1958).

Kadının Yeniden Evlenmesi veya Fiilen Evli Gibi Yaşaması

Kadının yeniden evlenmesi, erkeğin nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldıran en net durumdur. Nafaka alacaklısı yeniden evlenirse yoksulluk nafakası kendiliğinden sona erer ve bunun için dava açmak gerekmez.

Örneğin nafaka ödeyen bir erkek, eski eşinin resmi nikahla evlendiğini öğrenirse ödemeyi durdurabilir. Ödemeyi kesmeden önce evlilik tarihini gösteren nüfus kaydını almak, olası bir icra takibinde ispatı kolaylaştırır.

Yeniden evlenme taraflarca ileri sürülmese bile mahkeme bunu kendiliğinden dikkate alır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ikinci evliliği sonradan boşanmayla biten kadının nafakasının yeniden evlendiği tarihte kalktığını kabul etmiştir (E.2014/18371 K.2015/4356). Bu karara göre ikinci evliliğin sona ermesi, eski eşten alınan nafakayı geri getirmez.

Nafaka alan kadının evlenmeden biriyle fiilen evli gibi yaşaması nafakayı kendiliğinden bitirmez. Bu halde erkek dava açar ve nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır (TMK m.176/3). Karar alınmadan ödemeyi kesmek, birikmiş nafaka için icra ve tazyik hapsi riskini doğurur.

Birlikte yaşamanın ispatında tanık beyanları ve ortak ikametgah kaydı kullanılır. Bu fiili evlilik durumu kanıtlandığında hakim nafakayı kaldırır.

Fiili birliktelik boşanma davası sürerken ortaya çıkmışsa nafaka hiç bağlanmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin tam kusurlu olduğu bir davada geçimini birlikte yaşadığı erkek arkadaşının sağladığını beyan eden kadına yoksulluk nafakası verilemeyeceğine karar vermiştir (E.2019/1558 K.2019/2923). Daireye göre kaldırma koşulları varken nafakaya hükmetmek kanunun amacına uygun olamaz.

Kuralın gerekçesi nafakanın amacıdır. Nafaka, kadını boşanmanın yarattığı yoksulluğa karşı korur. Yeni bir eşle hayatını birleştiren kadının eski eşten destek almaya devam etmesi beklenmez.

Çocukların Velayetinin Babada Olması

Boşanmadan sonra ortak çocuğun velayeti babaya verilirse iştirak nafakasının yönü değişir. Bu nafakayı çocuğun velayetine sahip olmayan ebeveyn öder. Çocuk babanın velayetindeyse baba anneye çocuk için nafaka ödemez.

Bu halde anne, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK m.182). Velayet sonradan babaya geçerse, babanın ödediği iştirak nafakası istem üzerine mahkeme kararıyla kaldırılır (TMK m.331).

Taraflar velayet protokolüne annenin hiç nafaka ödemeyeceğini yazmış olsa bile baba çocuk adına iştirak nafakası isteyebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi böyle bir davada “İştirak nafakasında nafaka doğmadan feragat mümkün değildir.” diyerek davanın reddini bozmuştur (E.2016/19648 K.2017/8094).

Kadına bağlanan yoksulluk nafakası ise velayetten bağımsızdır. Çocuk babada olsa bile kadın boşanma nedeniyle yoksulluğa düşüyorsa ve kusuru daha ağır değilse yoksulluk nafakası isteyebilir. Velayeti alan babanın çocuk giderlerini üstlenmesi, onun mali gücünü ve takdir edilecek nafaka miktarını etkiler.

Tarafların Anlaşma Yapması (Nafakadan Feragat)

Boşanma esnasında veya protokolünde, eşler kendi aralarında nafaka ödenmemesi konusunda anlaşabilirler. Örneğin, boşanma protokolünde kadın nafaka talebinden feragat ettiğini (vazgeçtiğini) beyan ederse, mahkeme bu anlaşmayı onayladığında erkek nafaka ödemez.

Karşılıklı anlaşma ile gerçekleşen boşanmalarda bazen maddi tazminat veya mal paylaşımı gibi konular halledilirken, taraflar nafaka konusunda da mutabakata varır. Kadın, maddi durumu yeterli olduğu için ya da başka sebeplerle nafaka istemediğini beyan edebilir.

Boşanma protokolünde yoksulluk nafakası talep edilmeyeceğine dair açık bir madde varsa ve hakim protokolü onaylarsa, karar kesinleştikten sonra erkekten yoksulluk nafakası istenemez. Bu vazgeçme yalnız eşin kendi nafakası için geçerlidir.

Anne, çocuk adına iştirak nafakasından feragat edemez, çünkü bu nafaka çocuğun hakkıdır. Hakim de TMK m.166/3 gereği çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulmadıkça boşanmaya karar vermez.

Nafakadan vazgeçme iradesi protokolde açık yazılmalıdır. Belirsiz bir ifade ileride feragat olup olmadığı tartışmasına yol açar. Protokol hazırlanırken bir aile hukuku avukatına danışmak bu riski azaltır.

Kadının Boşanmaya Sebep Olan Ağır Kusurlu Davranışları

Boşanma davasında eğer kadın, evlilik birliğini sarsan olaylarda ağır kusurlu taraf olarak belirlenmişse, kanun gereği bu kadın lehine yoksulluk nafakası bağlanamaz. Türk Medeni Kanunu m.175’e göre nafaka talep eden tarafın kusurunun diğerinden daha ağır olmaması gerekir. Yargıtay bu ilkeyi “Ağır kusurlu kadın yararına yoksulluk nafakası takdir edilemez.” diyerek uygulamaktadır.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2024/10107 K.2025/11213, 15.12.2025[/ref]

Örneğin boşanmaya gerekçe olarak kadının aldatma (zina) veya evi terk gibi kusurları tespit edilmiş olsun. Mahkeme kadını daha ağır kusurlu bulursa aldatılan erkek yoksulluk nafakası ödemez. Eşini aldatan kadının nafaka durumu aldatan kadın nafaka alır mı yazımızda ayrıca ele alınmıştır.

Ağır kusur yalnız boşanmadan sonraki yoksulluk nafakasını engeller. Dava sürerken bağlanan tedbir nafakasında eşlerin kusuru dikkate alınmaz ve kusurlu eş yararına da tedbir nafakasına hükmedilebilir.[ref]Yargıtay HGK, E.2017/1579 K.2018/673, 04.04.2018[/ref] Eşlerin gelirleri birbirine yakınsa dava süresince tedbir nafakası bağlama zorunluluğu ortadan kalkabilir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15.12.2025 tarihli kararında bölge adliye mahkemesi tarafları eşit kusurlu bulmuştu. Daire, erkeğe yüklenen şiddet eyleminden sonra evliliğin sürdüğünü ve kadının bu eylemi affetmiş sayıldığını belirtti. Affedilen olay kusur sayılmayınca kadın daha ağır kusurlu kaldı ve nafaka kararı bozuldu.

Kusurlar eşitse kadın nafaka alabilir, çünkü kanun yalnızca daha ağır kusuru engel sayar. Erkeğin kusuru da nafakayı kendiliğinden doğurmaz. Yargıtay, erkeğin tamamen kusurlu bulunduğu bir davada hastanede asgari ücretle sürekli çalışan ve geliri erkeğinkine yakın olan kadının yoksulluk nafakası isteminin reddi gerektiğine hükmetmiştir.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2019/8426 K.2020/185, 15.01.2020[/ref]

Harbiye Hukuk iletişim

Erkeğin Maddi Gücünün Yetersiz Olması

İşsiz kalan ya da geliri düşük olan erkeğin nafaka yükümlülüğü ortadan kalkmaz, gelir yalnızca nafaka miktarını etkiler. Yargıtay’a göre çalışmasına bedensel ya da ruhsal bir engeli olmayan yükümlü, düzenli bir gelirinin bulunmaması nedeniyle nafakadan kurtulamaz.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2021/3189 K.2021/3969, 26.05.2021[/ref] Aynı kararda erkeğin cezaevinde olmasının da nafaka sorumluluğunu engellemediği belirtilmiştir.

Örneğin asgari ücretle çalışan ya da işsiz bir erkek düşünelim. Kadın nafaka şartlarını taşıyorsa mahkeme bu erkeği nafakadan muaf tutmaz, gelirine uygun düşük bir miktar belirler. Nafaka bağlandıktan sonra erkek işini kaybeder ya da iflas ederse, TMK m.176/4 uyarınca nafakanın azaltılmasını isteyebilir.

Erkek kendi kusuru olmadan ödeme gücünü tamamen yitirmişse nafaka kaldırılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bel rahatsızlığı nedeniyle fabrikadaki işinden ayrılıp gündelik işlerde çalışan erkek için nafakanın tamamen kaldırılmasını onamıştır.[ref]Yargıtay HGK, E.2017/1009 K.2019/1179, 14.11.2019[/ref] Kurul bu sonuca oyçokluğuyla, TMK m.175’teki “mali gücü oranında” ölçütüne dayanarak varmıştır.

Erkeğin emekli olması ise kanunda nafakayı bitiren haller arasında sayılmamıştır. Emekli aylığı da nafaka borcu için haczedilebilir, çünkü 5510 sayılı Kanun m.93 nafaka borçlarını haciz yasağının dışında tutar. Nafaka miktarının gelire göre nasıl belirlendiği nafaka hesaplama yazımızda anlatılmıştır.

Kadının Çalışma Gücü ve İsteyerek İşsiz Kalması

Nafaka isteyen kadının düzenli gelir getiren bir işten kendi isteğiyle ayrılması, erkeğin nafaka ödememesine yol açabilir. Yargıtay bu durumda kadının işten kendi isteğiyle mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığının araştırılmasını ister.[ref]Yargıtay 2. HD, E.2021/8458 K.2021/9414, 13.12.2021[/ref] Kadın sürekli ve yeterli gelirini yalnızca nafaka alabilmek için bıraktıysa talebi reddedilebilir.

Her istifa ise nafakayı engellemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, başladığı işten ertesi gün istifa eden kadın için bu kadar kısa bir çalışmanın nafaka almak amacıyla işten ayrılma sayılamayacağına karar vermiştir (E.2019/4027 K.2019/11471, 25.11.2019). Aynı Daire, son işinden istifa eden ama sürekli bir işi olmayıp geçici sezonluk işlerde çalışan kadının nafakaya hak kazandığını kabul etmiştir (E.2021/2619 K.2021/3388).

Nafaka bağlandıktan sonra kadının işe girmesi nafakayı kendiliğinden kesmez. Erkek dava açarak nafakanın kaldırılmasını talep edebilir. Mahkeme, kadının yeni gelirinin sürekli olup olmadığına ve geçimine yetip yetmediğine bakar.

Asgari ücretle sigortalı bir işe girmek tek başına yoksulluğu kaldırmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu böyle bir davada nafakanın kaldırılamayacağını, ancak hakkaniyete uygun bir indirim yapılabileceğini kabul etmiştir (E.2017/1036 K.2019/1147). Boşanmadan sonra memur olarak düzenli maaş almaya başlayan kadın için ise Yargıtay 3. Hukuk Dairesi nafakanın tamamen kaldırılması gerektiğine karar vermiştir (E.2016/10053 K.2017/597).

Diğer Nafaka Kesilme ve Sona Erme Halleri

Kanunda sayılan ya da yargı kararlarıyla şekillenen başka haller de vardır. Bu durumlarda nafaka ödemesi sona erer:

  • Nafaka alacaklısının ölmesi: Nafaka alan eşin vefatıyla birlikte nafaka kendiliğinden sona erer. Erkek, ölmüş bir eş için ödeme yapmaya devam etmez.
  • Nafaka borçlusunun ölmesi: Erkek nafaka öderken vefat ederse nafaka yükümlülüğü kendiliğinden biter (TMK m.176/3). Ölüm tarihine kadar birikmiş ve ödenmemiş nafaka ise miras hukukuna göre değerlendirilir.
  • Nafaka alacaklısının yoksulluk halinin bitmesi: Kadın boşanma sonrası bir süre nafaka aldıktan sonra ekonomik durumunu düzeltirse (örneğin iyi bir işe girip yeterli kazanç elde etmeye başladıysa veya önemli bir miras, tazminat vb. gelir elde ettiyse), erkek mahkemeye başvurarak “yoksulluk hali ortadan kalktı” gerekçesiyle nafakanın kaldırılmasını sağlayabilir. Nafakanın amacı yoksulluğu önlemek olduğu için, artık yoksul olmayan tarafa nafaka ödenmeye devam edilmez.
  • Kadının haysiyetsiz hayat sürmesi: Kanun, haysiyetsiz hayat süren nafaka alacaklısına bağlanan nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılacağını öngörür. Haysiyetsiz hayat sürme kavramı, toplumun ahlak anlayışıyla bağdaşmayan ve süreklilik gösteren bir yaşam biçimini ifade eder. Bu durumda erkek kaldırma davası açar, iddiasını ispat ederse mahkeme nafakayı kaldırır.
  • Çocuğun ergin olması: İştirak nafakası çocuk ergin olana kadar sürer. Erginlik 18 yaşın doldurulmasıyla ya da evlenmeyle başlar (TMK m.11). Eğitimine devam eden ergin çocuk için ana ve baba eğitim bitene kadar bakım borcu altındadır (TMK m.328/2) ve bu destek yardım nafakası olarak istenebilir.

Nafakanın kalkması her durumda aynı yolla olmaz. Bazı hallerde yükümlülük kendiliğinden biter, bazılarında mahkeme kararı gerekir. Tablo, erkeğin hangi halde dava açması gerektiğini gösterir.

Durum Nafaka nasıl sona erer? Dayanak
Kadının yeniden evlenmesi Kendiliğinden, dava gerekmez TMK m.176/3
Taraflardan birinin ölümü Kendiliğinden, dava gerekmez TMK m.176/3
Fiilen evli gibi yaşama Mahkeme kararıyla TMK m.176/3
Yoksulluğun ortadan kalkması Mahkeme kararıyla TMK m.176/3
Haysiyetsiz hayat sürme Mahkeme kararıyla TMK m.176/3
Erkeğin mali durumunun kötüleşmesi Mahkeme kararıyla azaltma TMK m.176/4
Çocuğun ergin olması (iştirak nafakası) Kendiliğinden, eğitim için yardım nafakası istenebilir TMK m.328
Velayetin nafaka ödeyene geçmesi (iştirak nafakası) Mahkeme kararıyla TMK m.331

Uyarı: Mahkeme kararı gereken hallerde ödemeyi kendi başına kesen erkek, alacaklının şikayeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsiyle karşılaşabilir.[ref]İcra ve İflas Kanunu m.344[/ref]

Erkek nafakanın kaldırılması ya da azaltılması için dava açmışsa, hakim ileri sürülen sebepleri gözeterek tazyik hapsinin uygulanmasını bu davanın sonuna bırakabilir (İİK m.344/2). Bu imkan ödemeyi kesmeyi haklı kılmaz, yalnızca yaptırımı erteleyebilir.

Erkek Evlenirse Nafaka Düşer mi?

Hayır, nafaka ödeyen erkeğin yeniden evlenmesi nafakayı düşürmez. TMK m.176/3 kendiliğinden sona ermeyi yalnızca nafaka alan tarafın evlenmesine ve ölüme bağlar. Erkeğin evliliği bu sebepler arasında sayılmamıştır.

Evlilik erkeğin mali durumunu değiştirmişse başka bir yol açılır. Yeni eşin bakım yükü ya da yeni doğan çocuğun giderleri, TMK m.176/4 uyarınca nafakanın azaltılması için gerekçe olarak ileri sürülebilir. Azaltma kendiliğinden olmaz, erkeğin dava açması gerekir.

Mahkeme bu davada yeni evliliğin erkeğin ödeme gücünü gerçekten düşürüp düşürmediğine bakar. Karar çıkana kadar erkek, eski eşine bağlanan nafakayı tam olarak ödemeye devam eder.

Erkeğin Yeni Evliliği Çocuk Nafakasını Etkiler mi?

Erkeğin yeni evliliği çocuk için ödenen iştirak nafakasını da kendiliğinden düşürmez. Durum değişmişse hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler (TMK m.331).

Yeni evlilik, çocuğun artan ihtiyaçları karşısında da tek başına savunma olmaz. Babanın yeniden evlendiğini ve bir çocuğu daha olduğunu savunduğu bir davada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, çocuğun yaşı ve eğitim durumu gözetilerek iştirak nafakasının artırılması gerektiğine karar vermiştir (E.2016/8530 K.2016/12125).

Erkek Evlenirse Nafaka Düşer mi

Erkek Nafaka Ödemez mi? Sıkça Sorulan Sorular

Erkeğin hangi hallerde nafaka ödemediğine dair en sık sorulan soruları kusur ve yeniden evlenme açısından cevapladık.



Erkek Hangi Hallerde Nafaka Ödemez? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/erkek-hangi-hallerde-nafaka-odemez/feed/ 0
Düğünde Takılan Takılar Kime Aittir? https://www.harbiyehukuk.com/dugunde-takilan-takilar-kime-aittir/ https://www.harbiyehukuk.com/dugunde-takilan-takilar-kime-aittir/#respond Thu, 04 Sep 2025 15:48:23 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=12902 Düğünde takılan takılar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024’te değiştirdiği içtihada göre kural olarak kime takıldıysa ona aittir. Geline takılan altın ve paralar kadının, damada takılanlar erkeğin kişisel malı sayılır. Karşı cinse özgü bir takı ise kime takılırsa takılsın o cinsten olan eşe kalır. Bu kural iki durumda uygulanmaz. Eşler takıların paylaşımı konusunda anlaşmışsa anlaşmaya, yöreye […]

Düğünde Takılan Takılar Kime Aittir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Düğünde takılan takılar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2024’te değiştirdiği içtihada göre kural olarak kime takıldıysa ona aittir. Geline takılan altın ve paralar kadının, damada takılanlar erkeğin kişisel malı sayılır. Karşı cinse özgü bir takı ise kime takılırsa takılsın o cinsten olan eşe kalır.

Bu kural iki durumda uygulanmaz. Eşler takıların paylaşımı konusunda anlaşmışsa anlaşmaya, yöreye özgü bir örf ve adet ispat edilirse o adete göre karar verilir. Boşanma davalarında takıların kime ait olduğu bu sırayla belirlenir.

Ziynet eşyasının tanımı ve hangi eşyaların bu kapsama girdiği ziynet eşyası nedir yazımızda, takıların dava yoluyla nasıl geri alınacağı ise düğün takıları ve ziynet eşyası davası yazımızda anlatılmıştır. Bu yazı takıların hangi eşe ait olduğuna odaklanır.

Düğünde Takılan Takılar Kime Aittir?

Türk Medeni Kanunu’nda düğün takılarının aidiyetine dair açık bir hüküm yoktur. Boşluk Yargıtay içtihatları ve örf-adet kurallarıyla doldurulur. Takılar, takıldığı eşe karşılıksız kazandırılmış sayıldığı için o eşin kişisel malıdır.

Yargıtay’ın Güncel Görüşü (2024 İçtihat Değişikliği)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024 tarihli ve 2023/5704 E., 2024/2402 K. sayılı kararında “her şey kadınındır” yönündeki eski içtihadını açıkça terk etti.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 04.04.2024, E.2023/5704, K.2024/2402[/ref] Daire, değişikliğin gerekçesini düğünlerde kadına özgü ziynetler dışında eşlere ortak hayat için ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılmasına dayandırdı. Kararda yer alan ilke aşağıdadır.

“Taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir.”

Mahkeme önce eşler arasında takıların paylaşımına dair bir anlaşma olup olmadığına bakar. Anlaşma yoksa, ileri sürülen yöresel adetin ispatlanıp ispatlanmadığını inceler. İkisi de yoksa sıra genel kurala gelir:

  • Geline takılan her şey gelinin, damada takılan her şey damadın kişisel malı olur.
  • Yalnızca kadına ya da yalnızca erkeğe özgü bir takı, kime takıldığına bakılmadan o cinsten olan eşe verilir.
  • Kimsenin üzerine takılmayıp sandığa atılan ve iki cinse de uygun olan şeyler eşlerin ortak malı sayılır.

Kararda hangi takının kadına ya da erkeğe özgü olduğu tek tek sayılmamıştır. Bu konuda çekişme çıkarsa mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırır. İnceleme sonucunda takının iki cinse de uygun olduğu anlaşılırsa takı, takıldığı eşe ait olur.

Daire bu ilkeyi sonraki kararlarında da aynen tekrarladı. Örneğin 09.04.2026 tarihli kararda ilk derece mahkemesi, eşlere takılan bütün takıların kadına iadesine hükmetmişti. Yargıtay bu kararı bozdu:

“Ancak yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflara takılan takıların “tümünün” kadına ait olduğu kabulü ile hüküm verilmesi hatalıdır.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.04.2026, 2025/8772 E., 2026/3891 K.)

Kadına (Geline) Takılan Takılar Kime Aittir?

Geline takılan altın, bilezik, set, para ve döviz kural olarak kadının kişisel malıdır. Takıyı damadın ailesinin ya da bir davetlinin takmış olması sonucu değiştirmez. Takı bakımından istisna, geline takılan bir eşyanın açıkça erkeğe özgü olmasıdır.

Erkeğe (Damada) Takılan Takılar Kime Aittir?

Damadın yakasına takılan çeyrek altın, para ve döviz artık erkeğe aittir. Eski içtihatta bunlar da aksi ispat edilmedikçe kadına ait sayılıyordu. Damada takılan bir takı kadına özgüyse, erkeğe takılmış olsa bile kadına verilir.

Düğünde Takılan Paralar Kimindir?

Kararın ilkesi takı ile sınırlı değildir, “ekonomik değer taşıyan her şey” için geçerlidir. Bu nedenle geline iğnelenen para ve döviz kadının, damada iğnelenenler erkeğin olur. Kimsenin üzerine takılmadan sandığa veya torbaya atılan paralar ise eşlerin ortak malı sayılır.

Takıyı Kimin Taktığı Önemli Mi?

Hayır, belirleyici olan takının kime takıldığıdır. Hediyeyi takan kişinin gelinin ailesinden veya damadın ailesinden olması sonuca etki etmez. Damadın annesinin geline taktığı bilezik gelinin, gelinin babasının damada taktığı çeyrek altın damadın kişisel malıdır.

Yargıtay’ın Önceki Görüşü

2024’ten önce Yargıtay, düğünde takılan her şeyi kural olarak kadına ait sayıyordu. Bu görüşün en güçlü dayanağı Hukuk Genel Kurulunun 13.04.2021 tarihli kararıdır:[ref]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 13.04.2021, E.2017/1038, K.2021/458[/ref]

“Yargıtayın yerleşik uygulamasına, yaygın örf ve adet ile ülke gerçeklerine göre kural olarak, düğün sırasında takılan ziynet eşyası ve paralar kim tarafından ve hangi eşe takılırsa takılsın aksine bir anlaşma ya da örf ve adet kuralı olmadığı takdirde kadına bağışlanmış sayılır ve artık kadının kişisel malı kabul edilir. Yani erkeğe takılan ziynetler ve paraların da aksi kanıtlanmadığı müddetçe kadına ait olduğu kabulü vardır.”

Karar bir içtihadı birleştirme kararı değildir. Yerel mahkemenin direnme kararı üzerine oy çokluğuyla verilmiştir. Görüşmelerde takıların kime takıldıysa ona hediye edildiği görüşü dile getirilmiş, ancak Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

Kurul, takıların kadına geleceğinin güvencesi olarak takıldığı kabulünden hareket etmiştir. 2. Hukuk Dairesinin 2024 kararı bu yaklaşımı terk ederek takının takıldığı eşe ait olduğu ilkesini getirmiştir.

Örf-Adet ve Eşler Arası Anlaşma Nasıl İspatlanır?

Yöresel adeti ileri süren taraf onu ispatlamak zorundadır. Hukuk Genel Kurulunun 2021 kararındaki olayda koca, düğün takılarının yöre adetine göre erkeğe ait olduğunu savundu ve köy muhtarını tanık gösterdi. Muhtar ise “bizim adetlerimiz düğünde takılan takılar, kıza takıldıysa kızın, oğlana takıldıysa oğlanın olur” dedi.

Kurul bu beyan karşısında kocanın “daha köklü bir adetin varlığını ispatlayamadığı” sonucuna vardı. Karar, tek bir tanığın genel beyanının yöresel adeti kanıtlamaya yetmeyebileceğini gösterir. Yazılı bir anlaşma, mesaj kaydı veya birden fazla tutarlı tanık beyanı ispatı kolaylaştırır.

Yeni İlke 2024’ten Önceki Düğünlere de Uygulanır Mı?

2. Hukuk Dairesi ilkeyi önündeki derdest dosyalara da uyguluyor. 2024 kararı 2020’de Sivas’ta açılmış bir davada verilmiştir. 09.04.2026 tarihli bozma kararı da 2021’de Ankara’da açılmış bir davaya ilişkindir.

Not: Düğünün 2024’ten önce yapılmış olması tek başına eski kuralın uygulanacağı anlamına gelmez. Yargıtay’ın 04.04.2024 ve 09.04.2026 tarihli kararlarına konu düğünler de 2024’ten önce yapılmıştı.

BOŞANMA AVUKATA SOR

Erkek Eş Düğün Takılarını Talep Edebilir Mi?

Evet, erkek eş kendisine takılan ve kadında kalan altın, para ve takıları isteyebilir. Eski uygulamada bu ancak yöresel bir adetin ya da özel bir anlaşmanın ispatıyla mümkündü. Güncel içtihatta damada takılan, erkeğe özgü veya iki cinse de uygun takılar zaten erkeğin kişisel malıdır.

Türk Medeni Kanunu’nun 226. maddesine göre her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Erkek bu hakkı ayrı bir talep olarak ileri sürebileceği gibi kadının açtığı ziynet davasında savunma olarak da kullanabilir. 09.04.2026 tarihli bozma kararında Yargıtay, erkeğin ziynetlerin çoğunluğunun kendisine takıldığı savunması üzerine eşlere takılan takıların ayrı ayrı belirlenmesini istemiştir.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 09.04.2026, E.2025/8772, K.2026/3891[/ref]

Düğün Takıları Mal Paylaşımına Konu Edilebilir Mi?

Hayır, düğün takıları boşanmada mal paylaşımı hesabına doğrudan girmez. Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesine göre karşılıksız kazanılan malvarlığı değerleri kişisel maldır. Takılar da takıldığı eşe karşılıksız kazandırıldığı için o eşin kişisel malıdır ve ayrı bir ziynet alacağı talebiyle istenir.

Evlilik sırasında düğün takıları bozdurulup bir ev veya araba satın alınmışsa, bu durumda satın alınan malın değeri içinde takı sahibinin kişisel malı olan ziynetlerin katkısı bulunmaktadır. Taşınmaz ya da araç tamamen ziynet bedeliyle alınmışsa kişisel mal yerine geçen değer sayılır ve paylaşıma hiç girmez.

Alım kısmen ziynetle yapılmışsa takı sahibi eş denkleştirme isteyebilir, bu hesap nominal iade değil katkı oranı ile malın tasfiye anındaki değeri üzerinden yapılır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.220/4 ve m.230/3[/ref] Denkleştirmeden sonra kalan artık değerin yarısı üzerinde her eş diğer eşe karşı hak sahibi olur.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.231 ve m.236/1[/ref]

Hukuk Genel Kurulu 13.12.2023 tarihli kararında, ev hanımı kadının düğün takılarıyla eşi adına alınan eve katkı yaptığını kabul etmiştir. Kurula göre “Olağan olan, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza ev hanımı olan kadının var olan ziynetleri ile katkı yapmasıdır.” (2022/1273 E., 2023/1238 K.). Olay 2002 öncesi mal ayrılığı dönemine ait olduğu için alacak, katkı payı alacağı olarak hesaplanmıştır.

Satılan ya da Harcanan Düğün Takıları Geri İstenebilir Mi?

Evet, takı sahibi eş bozdurulan takıların bedelini isteyebilir. Takıların evin ihtiyaçlarına, düğün borcuna veya bir araç alımına harcanmış olması, takıları bozduran eşi tek başına sorumluluktan kurtarmaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 25.10.2018 tarihli kararında bu ilkeyi şöyle ifade etmiştir:

“Kural olarak, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır. Dava konusu kadına ait altınlar koca tarafından bozdurulup değişik amaçlarla kullanılmış olabilir. Çeşitli sebeplerle (ev veya araç alımı, evin ihtiyaçları, düğün borçları, balayı vs) koca tarafından bozdurulan bu altınların karşılığının hibe edilmediği müddetçe kadına iadesi zorunludur.” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 25.10.2018, 2017/52 E., 2018/10594 K.)

Takıları alan eş, onların kendisine geri istenmemek üzere verildiğini ispat etmedikçe iade borcundan kurtulamaz. Hukuk Genel Kurulu 2021 kararında bu kuralı “Artık, ziynetlerin geri istenmemek üzere verildiği iddia ve ispat edilmedikçe, bunları alan iade etmekle yükümlüdür.” cümlesiyle ortaya koymuştur.

Uyarı: Takı sahibinin önce takıların varlığını ve kendisinde olmadığını ispatlaması gerekir. Yargıtay’a göre olağan olan, kadına özgü ziynetlerin kadının yanında bulunmasıdır.

Hangi Durumlarda Düğün Takıları İstenemez?

Takının sahibi belli olsa bile bazı durumlarda karşı taraftan talepte bulunulamaz. Bunların başında takıların zaten sahibinin elinde olması gelir.

  • Kişi kendi elindeki altınları karşı taraftan yeniden isteyemez.
  • Kendi isteğiyle bozdurup kendi ihtiyacına harcadığı takıların bedeli eşten talep edilemez.
  • Takıların eşe geri istenmemek üzere bırakıldığı ispat edilirse iade borcu doğmaz.
  • İspatlanmış bir anlaşma ya da yöresel adet takıları diğer eşe bırakıyorsa genel kural uygulanmaz.

Takılarını Geri Almak İsteyen Eş Ne Yapmalı?

Takıların iadesi, ziynet alacağı davasıyla istenir. Dava boşanma davasıyla birlikte açılabileceği gibi boşanmadan sonra ayrı olarak da açılabilir. Önce takıların aynen iadesi, bu mümkün değilse bedeli talep edilir.

Dava süreci ve bedelin hangi tarihe göre hesaplanacağı ziynet eşyası davası yazımızda ayrıca ele alınmıştır.

Düğünde takılan takılar kime aittir

Dini (Diyanet) Görüşü ve Mehir Kavramı

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, düğünde verilen hediyelerin boşanmada kime kalacağı sorusunu 09.04.2025 tarihli fetvasında cevaplamıştır. Kurulun fetvasına göre:

“Hediyeler eşlerden hangisine verilmiş ise ona ait olur. Kimin adına getirildiği bilinmemesi hâlinde, mümkünse getirenlerden sorulur ve onların sözüne göre hareket edilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde bulunulan yerin örf ve âdeti esas alınır.”

Fetvaya göre gelin ile damadın birbirine ve anne, baba, kardeş gibi mahrem akrabaların verdiği hediyeler hibe hükmündedir ve bunlardan tek taraflı dönmek caiz değildir. Bunların dışındaki kişiler ise hediyeyi tahrimen mekruh olmakla birlikte geri isteyebilir. Dinen de takı, kural olarak kime takıldıysa onundur.

Mehir konusunda fetva ayrı bir ölçü koyar: “Damadın veya ana babasının geline taktıkları takılar örfen mehirden sayılıyorsa mehirdir. Eşlerin boşanmaları halinde mehir hükümleri geçerli olur.” Yani geline takılan bilezik kendiliğinden mehir sayılmaz, bulunulan yerin örfüne bakılır.

Davetlilerin taktığı takılar ise mehir değil hediyedir. Mehrin ne olduğu ve nasıl istendiği mehir nedir yazımızda açıklanmıştır.

Bilgi: Mahkemeler takıların aidiyetine Diyanet fetvasına göre değil, Yargıtay içtihadına göre karar verir. Fetva da güncel Yargıtay ilkesi de hediyenin kime verildiğini esas alır.

Nişanda Takılan Takıların Durumu

Nişanda takılan takılar da kime takıldıysa ona hediye edilmiş sayılır. Gelin adayına takılan set kadının, damat adayına takılan saat veya çeyrek altın erkeğin olur. Takıyı aile büyüklerinin takmış olması bu sonucu değiştirmez.

Nişan bozulursa Türk Medeni Kanunu’nun 122. maddesi uygulanır. Bu maddeye göre nişanlılık evlenme dışında bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirine ya da anne babanın diğer nişanlıya verdiği alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.122[/ref] Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.

Madde yalnızca evlenmeyle sonuçlanmayan nişanlar için geçerlidir. Çift evlenmişse nişanda takılan takılar da boşanmada ziynet alacağı talebine dahil edilebilir.

Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2025 tarihli kararına konu davada nişanda ve düğünde takılan ziynetler aynı davada istenmişti. Bilirkişi, takıları nişan ve düğüne ait kamera görüntüleri ile fotoğraflar üzerinden tespit etmişti (2023/1142 E., 2025/370 K.).

Takı Uyuşmazlığını Önlemek İçin Neler Yapılabilir?

Takı davalarında sonucu çoğunlukla ispat belirler. Düğün videosu ve fotoğrafları, hangi takının hangi eşe takıldığını göstermenin en güçlü yoludur. Yargıtay kararlarına konu dosyalarda takıların cinsi ve adedi genellikle bu kayıtlar üzerinden bilirkişiye tespit ettirilir.

Takılar bir aile büyüğüne, banka kasasına veya ortak hesaba emanet edilecekse bunu yazılı hale getirmek yararlıdır. Kısa bir mesaj bile ileride kimin elinde kaldığını göstermeye yarar. Paylaşım konusunda özel bir anlaşma yapılacaksa yazılı yapılması, ispat sorununu baştan çözer.

Her olayın koşulları farklı olduğundan, takı uyuşmazlığında bir boşanma avukatından destek almak hak kaybını önler.

Düğünde Takılan Takılar Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Düğünde takılan takıların kime ait olduğu ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık. Ziynet eşyası dışında boşanmada kadının sahip olduğu diğer haklar için Boşanma Davasında Kadının Hakları Nelerdir? yazımıza bakabilirsiniz.



Düğünde Takılan Takılar Kime Aittir? yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/dugunde-takilan-takilar-kime-aittir/feed/ 0
İmam Nikahlı Kadının Hakları https://www.harbiyehukuk.com/imam-nikahli-kadinin-haklari/ https://www.harbiyehukuk.com/imam-nikahli-kadinin-haklari/#respond Wed, 03 Sep 2025 15:56:14 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=12885 İmam nikahı hukuken evlilik doğurmaz. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik yalnızca evlendirme memuru önünde kurulur, bu nedenle imam nikahlı kadının hakları eş sıfatına değil, ortak yaşamın fiili sonuçlarına dayanır. Resmi nikah bulunmadığından kadın birlikte yaşadığı erkeğin mirasçısı olamaz, ondan dul aylığı alamaz, mal rejiminden pay ve boşanmaya bağlı nafaka isteyemez. Kadın yine de hakkını arayabilir. […]

İmam Nikahlı Kadının Hakları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
İmam nikahı hukuken evlilik doğurmaz. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik yalnızca evlendirme memuru önünde kurulur, bu nedenle imam nikahlı kadının hakları eş sıfatına değil, ortak yaşamın fiili sonuçlarına dayanır.

Resmi nikah bulunmadığından kadın birlikte yaşadığı erkeğin mirasçısı olamaz, ondan dul aylığı alamaz, mal rejiminden pay ve boşanmaya bağlı nafaka isteyemez. Kadın yine de hakkını arayabilir. Evlenme vaadiyle kandırıldıysa manevi tazminat, ziynetleri ve mala yaptığı katkı için de alacak davası açabilir.

Çocukların hakları ise korunur. Tanıma veya babalık davasıyla soybağı kurulan çocuk, nafaka ve miras bakımından babanın diğer çocuklarıyla eşittir. Babasından yetim aylığı alan kadının aylığı da yalnızca imam nikahı kıydığı için kesilmez, kanun bunun için resmi evlenmeyi arar.

İmam Nikahı Nedir?

İmam nikahı, diğer adıyla dini nikah, eş adaylarının kendi dini inanışları doğrultusunda bir din görevlisi (imam) huzurunda, en az iki şahit eşliğinde gerçekleştirdikleri evlilik törenine verilen isimdir. Dinen geçerli olması için aranan imam nikahı şartları ayrı yazımızda anlatılmıştır.

Toplumda dini nikah yaygın bir uygulama olmakla beraber, Türk Medeni Kanunu’na göre evliliğin hukuken geçerli olması için yetkili devlet memuru önünde resmi nikah kıyılması şarttır. Yalnızca imam nikahıyla kurulan bir birliktelik kanunen evlilik sayılmaz. Resmi nikah yapılmadığı sürece eşler arasında aile hukuku hükümlerinden doğan hak ve yükümlülükler devreye girmez.

Birçok kişi imam nikahının tek başına yeterli olduğunu düşünür. Oysa yalnızca dini nikaha dayanarak birlikte yaşamak hukuken evli statüsü sağlamaz ve bu yanılgının bedelini çoğu zaman kadın öder.

BOŞANMA AVUKATA SOR

BOŞANMA AVUKATA SOR

İmam Nikahlı Kadının Hakları

İmam nikahıyla birlikte yaşayan kadın, resmi nikahın yokluğu nedeniyle kanunen eş sayılmaz. Kadın ile birlikte yaşadığı erkek arasında evlilik birliğinden doğan hak ve yükümlülükler oluşmaz. Kadının kaybettiği haklar ile genel hükümlerden doğan haklarını birbirinden ayırmak gerekir.

Resmi Nikah Olmadan Kurulan Birlikteliklerin Hukuki Statüsü

Resmi nikah yapılmaksızın yalnızca dini tören ile kurulan birliktelikler, Türk hukukunda geçerli bir evlilik olarak kabul edilmez. Taraflar yasal olarak evli sayılmadıkları için birbirlerine karşı evlilik birliğinden doğan bir yükümlülükleri yoktur. İmam nikahlı çift ayrılsa bile boşanma davası açılmaz, çünkü boşanma ancak resmi olarak kurulmuş evliliklere uygulanır.

Türk Medeni Kanunu evliliği yalnızca yasal şekil şartlarına uygun kıyılan resmi nikahla tanır. Evlenme, tarafların evlendirme memurunun sorusuna olumlu sözlü cevap verdiği anda oluşur. Yalnızca imam önünde kurulan beraberlik kanunen yok hükmündedir, hukuken kurulmuş bir evlilik yoktur.

Resmi Nikahı Olmayan Kadınların Yaşadığı Mağduriyetler

Toplumda imam nikahının evlilik için yeterli olduğu ve bazı yasal hakları kendiliğinden sağladığı şeklinde yanlış bir algı vardır. Pek çok kadın, eşinden ayrıldığında veya eşi vefat ettiğinde kanuni hak talep edemediğini ancak o zaman öğrenir. Resmi nikahın yokluğu kadını özellikle ayrılıkta maddi ve manevi açıdan korunmasız bırakır.

İmam nikahlı bir kadının yararlanamayacağı başlıca haklar şunlardır.

  • Yasal mirasçılık hakkı: Resmi nikahlı eş, vefat eden eşinin mirasçısı olur. İmam nikahlı eş ise kanunen mirasçı kabul edilmez.
  • Mal rejiminden pay: Edinilmiş mallara katılma rejimi imam nikahlı birlikteliklerde uygulanmaz. Kadın ancak mala yaptığı katkıyı genel hükümlere göre isteyebilir.
  • Boşanmaya bağlı tazminatlar: Boşanma davasında istenebilen maddi ve manevi tazminat, imam nikahlı ayrılıkta gündeme gelmez.
  • Yoksulluk ve tedbir nafakası: Bu nafakalar resmi evliliğe bağlıdır, imam nikahlı kadına bağlanamaz.
  • Eş üzerinden sosyal güvence: İmam nikahlı kadın, birlikte yaşadığı erkeğin sağlık sigortasından yararlanamaz ve ondan dul aylığı alamaz.
  • Aile birliğine dair diğer haklar: Aile cüzdanı, eşin soyadını kullanma ve resmi makamlarda evli kabul edilme de dini nikahlı eş için geçerli olmaz.

Bu kayıplar birlikteliğin ilk gününden itibaren vardır ve zamanla kendiliğinden ortadan kalkmaz. Uzun yıllar süren beraberlik, çocuk sahibi olmak ya da düğün yapılmış olması sonucu değiştirmez.

İmam Nikahlı Kadının Başvurabileceği Hukuki Yollar

Eş sıfatından doğan hakların yokluğu, kadının hiçbir talepte bulunamayacağı anlamına gelmez. Kadının talepleri aile hukukuna değil, borçlar hukukuna ve soybağı hükümlerine dayanır. Başlıca talepler ve dayanakları şöyledir.

Talep Dayanak Görevli mahkeme
Evlenme vaadiyle kandırılma nedeniyle manevi tazminat TBK m.58, TMK m.24 Asliye hukuk mahkemesi
Düğünde takılan ziynetlerin iadesi Genel hükümler Asliye hukuk mahkemesi
Birliktelikte edinilen mala yapılan katkı TBK m.77 (sebepsiz zenginleşme) Asliye hukuk mahkemesi
Doğum ve gebelik giderleri TMK m.304 Aile mahkemesi
Babalık davası ve çocuk için nafaka TMK m.301, m.327 ve m.333 Aile mahkemesi
Partnerin ölümünde destekten yoksun kalma tazminatı TBK m.53 Genel mahkeme
Şiddete karşı koruma tedbiri 6284 sayılı Kanun Aile mahkemesi

İmam Nikahlı Kadının Miras Hakkı

İmam nikahına dayalı birliktelikte erkek öldüğünde, sağ kalan kadın kanunen eş olmadığı için yasal mirasçı olamaz. Türk Medeni Kanunu’nun 499. maddesi sağ kalan eşe, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre mirasın dörtte birinden tamamına kadar pay verir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.499[/ref] Bu pay yalnızca resmi nikahlı eş içindir.

İmam nikahlı kadın, ancak erkeğin sağlığında yaptığı bir tasarrufla mirastan pay alabilir. Erkek vasiyetname veya miras sözleşmesi ile kadına mal bırakabilir ya da onu mirasçı atayabilir. Bu da kesin güvence değildir, çünkü atanmış mirasçının kanunla korunan bir saklı payı yoktur.

Türk Medeni Kanunu’na göre mirasbırakanın çocukları ile anne ve babası saklı paylı mirasçıdır. Saklı paylarının karşılığını alamayan bu mirasçılar tenkis davası açarak kadına bırakılan payı tasarruf edilebilir kısma indirebilir.[ref]Türk Medeni Kanunu m.506 ve m.560[/ref] Mirasçıların sırası ve payları yasal mirasçılar ve miras payları yazısında anlatıldı.

İmam Nikahlı Kadın Dul ve Yetim Maaşı Alabilir mi?

İmam nikahlı kadın, birlikte yaşadığı erkeğin ölümü üzerine ondan dul aylığı alamaz. 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesi ölüm aylığını sigortalının dul eşine bağlar ve dul eş sıfatı yalnız resmi evlilikle kazanılır.[ref]5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.34[/ref] Yargıtay 10. Hukuk Dairesi de resmi nikahı olmayan sigortalıdan ölüm aylığı bağlanması isteminin reddini onamıştır.[ref]Yargıtay 10. HD, 15.02.2013, 2012/22078 E., 2013/2348 K.[/ref]

Kadının kendi babasından veya önceki resmi eşinden aldığı aylık ise ayrı bir konudur. Bu aylıkların akıbeti, imam nikahının hukuken evlilik sayılmamasına göre belirlenir. Ölüm aylığının genel şartları ve oranları dul ve yetim aylığı yazısında anlatıldı.

İmam Nikahlı Biriyle Yaşayan Kadının Dul Maaşı Kesilir mi?

Kesilmez, kanunda bunun için bir kesme sebebi yoktur. 5510 sayılı Kanun’un 35. maddesine göre hak sahibinin aylığı, 34. maddedeki şartlar ortadan kalkınca kesilir. Dul eşin aylığını kesen olay yeniden resmi nikahla evlenmesidir, başka biriyle imam nikahı kıymak ise resmi evlilik değildir.

Tek istisna, kadının boşandığı eşiyle yeniden birlikte yaşamasıdır. 5510 sayılı Kanun’un 56. maddesine göre boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların aylığı kesilir, ödenen tutarlar da geri alınır. Yargıtay’a göre bu kural, kişinin boşandığı herhangi bir eşiyle yaşaması halinde de uygulanır.[ref]Yargıtay 21. HD, 29.04.2013, 2012/1609 E., 2013/8292 K.[/ref]

Not: Nafakada sonuç farklıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesine göre irat biçimindeki yoksulluk nafakasını alan eski eş evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşarsa, nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır.

İmam Nikahlı Kadın Babasından Yetim Maaşı Alabilir mi?

Alabilir. 5510 sayılı Kanun’un 34. maddesi, yaşları ne olursa olsun evli olmayan kız çocuklarına ölen anne veya babalarından aylık bağlar. İmam nikahlı kadın hukuken evli değildir, ayrıca çalışmaması ve kendi sigortalılığından gelir ya da aylık almaması gerekir.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, babasından yetim aylığı alırken başka biriyle resmi nikahsız yaşayan kadın hakkındaki dolandırıcılık davasında beraat kararını onamıştır. Dairenin gerekçesi şöyledir.

“Yürürlükteki mevzuata göre sanığın, babasının ölümünden sonra yetim aylığı almaya hak kazandığı, bu şekilde bu aylığı alırken başka biriyle gayri resmi olarak karı-koca hayatı yaşamasına engel bir durum bulunmadığı, sanığın, babasından kalan aylığının kesilmesi için onun gayri resmi olarak yaşadığı kişiyle resmi olarak evlenmeye zorlamak veya evlenmemesini bu şekilde yaptırıma bağlamanın mümkün olmadığı (…)”
— Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 22.01.2015, 2013/7350 E., 2015/1027 K.

Aylık iki durumda kesilir. Kadın birlikte yaşadığı kişiyle resmi nikah kıyarsa aylığı durur, 5510 sayılı Kanun’un 37. maddesine göre talep ederse iki yıllık aylık tutarı evlenme ödeneği olarak peşin ödenir. Kadın daha önce evlenip boşanmışsa ve imam nikahıyla yaşadığı kişi eski eşiyse, aylık 56. madde gereği kesilir ve ödenenler geri istenir.

İmam Nikahlı Kadının Ayrılık Durumunda Hakları

Türk hukukunda imam nikahına özgü bir yasal düzenleme yoktur. Resmi evlilik bağı olmayan çift ayrıldığında boşanma hükümlerinden ve buna bağlı fer’i haklardan yararlanamaz. Tazminat ve alacak talepleri genel hükümlere göre, aile mahkemesinde değil asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Resmi nikahla evli çiftler ayrılırken boşanma davasında nafaka, tazminat, mal paylaşımı ve velayet isteyebilir. İmam nikahlı birliktelikte bu davalar açılamaz, ancak bu durum hiçbir hak talep edilemez anlamına gelmez. Genel hukuk kurallarına dayanan talepler ayrı davalarla ileri sürülür.

Maddi ve Manevi Tazminat Talep Edebilir mi?

İmam nikahına dayalı ilişki sona erdiğinde kadın, uğradığı zarar için tazminat isteyebilir. Boşanma hükümleri uygulanmasa da kişilik hakkının zedelenmesi ve haksız fiil hükümleri devreye girer. Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi, kişilik hakkı zedelenen kişiye manevi tazminat isteme hakkı verir.

Yargıtay’ın bu konudaki tutumu bir süre tartışmalıydı. 4. Hukuk Dairesi bazı kararlarında, reşit kadının nikahsız birlikteliğe rızasıyla girdiğini kabul edip manevi tazminatı reddediyordu. Hukuk Genel Kurulu 2021’de bu bozmaya karşı direnen yerel mahkeme kararını yerinde buldu.

Olayda taraflar düğün salonunda geniş katılımlı bir düğün yapmış, resmi nikah sonraya bırakılmış ve bir buçuk yıl içinde de kıyılmamıştı. Kurul’un gerekçesi şöyledir.

“Tüm bu olgular birlikte değerlendirildiğinde; davacı kadının davalı erkek tarafından nikâh yapma vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında gerek fiziksel gerek ruhsal bakımdan zarara uğratıldığı, bu nedenle acı ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi, davacının hukuka aykırı olan bu fiilden dolayı etkilenen manevi dengesinin eski hâle dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir fiilde bulunmamasını sağlamak bakımından lehine manevi tazminata hükmedilmesi isabetlidir.”
— Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.02.2021, 2017/1316 E., 2021/167 K.

4. Hukuk Dairesi de 2018’de, resmi nikah sözüyle imam nikahlı yaşayan, çocuk sahibi olan ve erkeğin sonradan başka biriyle evlendiği kadın lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğine karar verdi.[ref]Yargıtay 4. HD, 16.05.2018, 2016/7057 E., 2018/4216 K.[/ref] Aynı kararda, kadının kendi isteğiyle çalışmamasının maddi tazminat gerektirmeyeceği de belirtildi.

Tazminat kendiliğinden doğmaz, kadının kandırıldığını ve kişilik hakkının zedelendiğini ispat etmesi gerekir. Erkeğin kişilik hakkına saldırı oluşturan bir eyleminin ispatlanamadığı bir davada manevi tazminat talebi reddedilmiştir.[ref]Yargıtay 4. HD, 25.06.2020, 2018/5148 E., 2020/2290 K.[/ref]

Nafaka Hakkı Var mı?

Yoksulluk nafakası, resmi evlilik boşanmayla sona erdiğinde yoksulluğa düşecek eşin diğerinden istediği maddi destektir. İmam nikahlı birliktelik hukuken evlilik sayılmadığından ayrılan kadın yoksulluk nafakası isteyemez. Ayrılık sürecindeki geçici destek olan tedbir nafakası da aynı nedenle istenemez.

Kadının kendisi için isteyebileceği kanuni bir ödeme ise vardır. Türk Medeni Kanunu’nun 304. maddesine göre anne, babalık davasıyla birlikte veya ayrıca, babadan ya da mirasçılarından doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebeliğin gerektirdiği diğer giderleri isteyebilir. Çocuk ölü doğmuş olsa bile hakim bu giderlerin karşılanmasına karar verebilir.

Ortak çocuk varsa çocuğun bakımı için babadan nafaka istenebilir. Bu nafaka kadının değil çocuğun hakkıdır ve babayla soybağının kurulmuş olmasını gerektirir.

Birliktelikte Edinilen Mallar ve Mal Paylaşımı

İmam nikahlı birliktelikte edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaz, her mal kimin adına kayıtlıysa onundur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu konudaki ilkeyi şöyle koymuştur.

“Yasanın tanıdığı ve kabul ettiği evlenme şekli dışında gerçekleşen birliktelikler ne ad altında yapılmış olursa olsun evlilik olarak değerlendirilemez. Medeni Kanunun yasal görmediği birliktelikler sırasında edinilen mallara yönelik olarak da, evlilik birliği içinde edinilen mallara ilişkin olan düzenlemelere dayanılarak katkı payı alacağı, değer artış payı alacağı ve katılma alacağı istekli talepte bulunulamaz. Evlilik birliği içinde edinilmeyen mallara ilişkin olarak genel mahkemelerde ve genel hükümlere dayanılarak dava açmak mümkündür.”
— Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 26.10.2010, 2010/3452 E., 2010/5111 K.

Kadın, erkeğin adına alınan bir eve ya da araca parasıyla katkı yaptıysa bunu sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 77. maddesine göre haklı bir sebep olmaksızın başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bunu geri vermekle yükümlüdür. Katkıyı ispat yükü kadına aittir, bu yüzden ödeme belgeleri ve banka kayıtları saklanmalıdır.

Davada neyin istendiği de sonucu belirler. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ev bedelini ödediğini ileri sürüp yalnızca tapu iptali ve tescil isteyen davacının davasını reddeden kararı onamıştır.[ref]Yargıtay 7. HD, 13.12.2023, 2022/6211 E., 2023/6226 K.[/ref] Bölge adliye mahkemesine göre uyuşmazlık borçlar hukukuna tabiydi ve bedele yönelik açılmış bir dava yoktu.

Düğünde Takılan Ziynetler

Resmi nikah olmadan yapılan düğünlerde de kadın, kendisine takılan ziynetler için alacak davası açabilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 25.06.2020 tarihli kararında, gayri resmi evlilikten ayrılan kadının ziynetlerini yanına almadan evden çıktığının anlaşıldığı davada talebin tümden reddini bozmuştur. Daireye göre düğün fotoğrafları ve tanık beyanları birlikte değerlendirilerek ziynet alacağı belirlenmeliydi.

Dini nikahta kararlaştırılan mehrin niteliği ise mehir yazısında ayrıca ele alındı.

Şiddet Halinde Koruma

Şiddete uğrayan imam nikahlı kadın, 6284 sayılı Kanun’un korumasından yararlanır. Kanun, şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadınları evlilik şartı aramadan korur. Tedbirlerin nasıl isteneceği uzaklaştırma kararı yazısında anlatıldı.

İmam Nikahından Doğan Çocukların Hakları

Yalnızca imam nikahıyla kurulan birliktelikten doğan çocuk hukuken evlilik dışında doğmuş sayılır. Çocuğun soybağı, velayeti, nafakası ve mirası Türk Medeni Kanunu’nun evlilik dışı çocuklara ilişkin hükümlerine göre belirlenir. Bu hükümlerin hepsinde belirleyici olan, babayla soybağının kurulup kurulmadığıdır.

Çocuğun Soybağı (Nesebi)

Bir çocuğun soybağı, anne ve babayla olan hukuki bağını ifade eder. Türk Medeni Kanunu’na göre çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Baba ile soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur.

İmam nikahlı ilişkiden doğan çocukta ana ile resmi evlilik olmadığından babayla soybağı kendiliğinden kurulmaz. Biyolojik babanın baba hanesine yazılabilmesi için iki yoldan biri izlenir.

  • Babanın çocuğu tanıması: Türk Medeni Kanunu’na göre tanıma, babanın nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmi senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur. Tanımayla çocuk babanın hanesine tescil edilir. İşlemin adımları evlilik dışı çocuğun baba tarafından tanınması yazısında anlatıldı.
  • Babalık davası: Baba çocuğu tanımazsa anne veya çocuk aile mahkemesinde babalık davası açabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.[ref]Türk Medeni Kanunu m.301 ve m.303[/ref] Annenin dava hakkı doğumdan itibaren bir yıl geçmekle düşer, çocuğun dava hakkına ilişkin süre ise Anayasa Mahkemesi’nin 2011 tarihli kararıyla iptal edilmiştir.

Not: Çocuk nüfusta annenin evli olduğu başka bir erkeğin çocuğu görünüyorsa, önce bu bağın soybağının reddi davasıyla kaldırılması gerekir. Türk Medeni Kanunu’na göre başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.

Çocuğun Velayeti

Velayet, çocuğun bakımını ve onu temsil etme yetkisini kapsayan anne-baba sorumluluğudur. Türk Medeni Kanunu’nun 337. maddesine göre ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir. İmam nikahlı birliktelikten doğan çocuğun velayeti bu nedenle doğumla birlikte annededir.

Babalık tanıma ya da mahkeme kararıyla kurulsa bile velayet kendiliğinden babaya geçmez. Ana küçük, kısıtlı veya ölmüşse ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre vasi atar veya velayeti babaya verir.

Türk Medeni Kanunu’nun 292. maddesine göre ana ve baba sonradan birbiriyle evlenirse, çocuk kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tabi olur. Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanır.

Babadan Nafaka Talebi (Çocuk Nafakası)

İmam nikahlı birliktelikten doğan çocuğun bakım ve yetiştirme masrafları anne ile babanın ortak sorumluluğudur. Resmi nikah olmasa bile baba ile soybağı kurulduysa çocuk için babadan nafaka istenebilir. Bu nafaka, çoğunlukla iştirak nafakası şeklinde olur.

İştirak nafakası, çocuğun yanında kalmadığı ebeveynin çocuğun giderlerine katılmak için ödediği aylık paradır. Velayet annede olduğundan anne, aile mahkemesinden babanın mali gücüne uygun bir nafaka bağlanmasını isteyebilir. Mahkeme çocuğun yaşını, ihtiyaçlarını, anne ve babanın ekonomik durumlarını dikkate alır.

Babalık hukuken kurulmadıkça babadan nafaka istenemez. Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesine göre babalık davasıyla birlikte nafaka istenir ve hakim babalık olasılığını kuvvetli bulursa, hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir. Kanunun 328. maddesine göre bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar sürer, eğitimi devam eden ergin çocuk için eğitimi sona erinceye kadar devam edebilir.

Çocuğun Miras Hakkı

Ana ile babanın resmi nikahı olmaması, çocuğun miras hakkını ortadan kaldırmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 498. maddesine göre evlilik dışında doğmuş ve soybağı tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olur. Tanınmış çocuk, babanın resmi evliliğinden olan kardeşleriyle eşit pay alır.

Babayla soybağı kurulmamışsa çocuk babanın mirasına ortak olamaz. Baba ölmüşse babalık davası mirasçılarına karşı açılabilir ve soybağı sonradan kurulursa çocuk mirastan payını isteyebilir. Annenin mirasında ise sorun yoktur, çünkü anne ile soybağı doğumla kurulur.

Babası ölen ve soybağı kurulmuş çocuk, şartları taşıyorsa babasından yetim aylığı da alır. 5510 sayılı Kanun, tanınmış veya babalığı hükme bağlanmış çocukları da ölüm aylığından yararlanan hak sahipleri arasında sayar.

İmam Nikahlı Kadının Hakları

İmam Nikahlı Kadının Hakları

İmam Nikahlı Kadının Hakları Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İmam nikahlı kadının hakları ile ilgili sorularınızı bu başlık altında cevapladık.

İmam Nikahlı Kadının Hakları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/imam-nikahli-kadinin-haklari/feed/ 0
Evliliğin İptali Davası Nedir? Şartları ve Sonuçları https://www.harbiyehukuk.com/evliligin-iptali-davasi/ https://www.harbiyehukuk.com/evliligin-iptali-davasi/#respond Wed, 03 Sep 2025 14:50:59 +0000 https://www.harbiyehukuk.com/?p=12881 Evliliğin iptali, kanunda sayılan bir geçersizlik sebebi nedeniyle evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Bu dava Türk Medeni Kanunu’nda “evlenmenin butlanı” adıyla düzenlenir. Karar verilene kadar evlilik geçerli sayılır ve geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.156[/ref] İptal sebepleri kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır. Nikah kıyıldıktan sonra pişman olmak ya da evliliğin beklentileri […]

Evliliğin İptali Davası Nedir? Şartları ve Sonuçları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Evliliğin iptali, kanunda sayılan bir geçersizlik sebebi nedeniyle evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Bu dava Türk Medeni Kanunu’nda “evlenmenin butlanı” adıyla düzenlenir. Karar verilene kadar evlilik geçerli sayılır ve geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.156[/ref]

İptal sebepleri kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır. Nikah kıyıldıktan sonra pişman olmak ya da evliliğin beklentileri karşılamaması iptal sebebi değildir. Bu hallerde ancak boşanma davası açılabilir.

İşte bu noktada hatalı bir işlem yapmamak adına alanında uzman bir boşanma hukuku avukatı ile irtibata geçmek için buraya tıklayabilirsiniz. Harbiye Hukuk Bürosu’nun uzman boşanma avukatlarından danışmanlık hizmeti almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Evliliğin İptali ile Boşanma Arasındaki Fark

Boşanma, hukuken geçerli bir evliliğin kanundaki şartlar gerçekleştiğinde mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Evlenmenin butlanı ise kanunun aradığı geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir. Hukuk Genel Kurulu bu ayrımı şöyle ifade etmiştir.[ref]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2294, K.2020/671, T.23.09.2020[/ref]

“(…) boşanma; hukuken geçerli olan bir evliliğin kanundaki şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme kararı ile sona erdirilmesini ifade etmekte iken, evlenmenin butlanı; kanun tarafından aranan geçerlilik koşullarını taşımayan bir evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesini ifade etmektedir.”

Butlan kavramı, evlenmenin hiç gerçekleşmediği “yokluk” halinden de ayrılır. Evlendirme memuru önünde irade açıklanmaması gibi kurucu unsurların eksik olduğu durumda evlilik yoktur. Şeklen kurulmuş ama geçerlilik şartlarından yoksun evlilik ise butlanla sakat sayılır.

BOŞANMA AVUKATA SOR

Nikah Kıyıldıktan Sonra Kaç Gün İçinde İptal Edilir?

Kanunda nikahtan sonra 15 gün ya da 24 saat içinde iptal imkanı tanıyan bir kural yoktur. Evliliğin iptali gün sayılarına değil iptal sebebinin türüne bağlıdır.

Mutlak butlan sebeplerinde dava açma süresi sınırlı değildir. Nisbi butlan sebeplerinde ise iptal davası açma hakkı, sebebin öğrenildiği ya da korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her halde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.152[/ref]

Bu iki süre birlikte uygulanır. Örneğin evlilikten dört yıl sonra gizlenen bir hastalığı öğrenen eşin altı ayı vardır. Aynı durumu evlilikten altı yıl sonra öğrenen eş ise beş yıllık süre dolduğu için iptal davası açamaz.

Sebep kanunda sayılanlardan değilse nikahın kısa süre önce kıyılmış olması bir şey değiştirmez. Bu durumda tek yol boşanmadır. Nikahtan sonra evliliği sürdürmek istemeyen eşler için anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma yolları açıktır.

Evliliğin İptali Sebepleri

Mutlak butlan ve nisbi butlan sebeplerinin her ikisi de kanunda sınırlı sayıda sayılmıştır.[ref]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2294, K.2020/671, T.23.09.2020[/ref] Mutlak butlan kamu düzenini ilgilendiren ağır geçersizlikleri, nisbi butlan ise yalnızca eşlerin iradesine ve menfaatine ilişkin sebepleri kapsar. Butlan kavramının genel çerçevesi butlan nedir yazısında açıklanmıştır.

Mutlak Butlan Sebepleri

Türk Medeni Kanunu’na göre aşağıdaki hallerde evlenme mutlak butlanla batıldır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.145[/ref]

  • Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması
  • Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması
  • Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması
  • Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması

Hısımlık engeli üstsoy ile altsoy, kardeşler, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri kapsar. Kayın hısımlığı doğuran evlilik sona ermiş olsa bile eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, ayrıca evlat edinen ile evlatlık arasında da evlenme yasaktır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.129[/ref]

Çok eşlilik halinde bir istisna vardır. Evliyken yeniden evlenen kişinin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetliyse bu evlenmenin butlanına karar verilemez.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.147/3[/ref]

Mutlak Butlan Davasını Kimler Açabilir?

Mutlak butlan davasını Cumhuriyet savcısı re’sen açar, ilgisi olan herkes de açabilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.146[/ref] Sona ermiş bir evliliğin butlanını savcı re’sen dava edemez ama her ilgili butlanın karar altına alınmasını isteyebilir. Ayırt etme gücünü sonradan kazanan ya da akıl hastalığı iyileşen eş varsa davayı yalnız o eş açabilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.147[/ref]

Mutlak butlan davası her zaman açılabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, boşanma kararı yargılamanın iadesiyle ortadan kalktığı için davalının ikinci evlenme tarihinde davacıyla evli sayıldığı bir olayda, zamanaşımı nedeniyle verilen ret kararını bozmuş ve şunları belirtmiştir.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2012/23688, K.2013/17326, T.20.06.2013[/ref]

“Mutlak butlan ile sakat olan bir evlilik, kural olarak, kamu düzenini zedelediğinden, nisbi butlan hallerinden (TMK.md.152,153/2) farklı olarak, bu evliliğin iptalini istemek her zaman mümkündür.”

Nisbi Butlan Sebepleri

Nisbi butlan sebepleri eşlerin iradesinin sakatlanması halleridir. Kanun bunları şu şekilde sayar.

  • Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olma (TMK m.148)
  • Yanılma (TMK m.149)
  • Aldatma (TMK m.150)
  • Korkutma (TMK m.151)
  • Küçüğün veya kısıtlının yasal temsilcisinin izni olmadan evlenmesi (TMK m.153)

Yanılma

Yanılma iki şekilde gerçekleşir. Eş evlenmeyi hiç istemediği ya da evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği halde yanılarak razı olmuşsa iptal isteyebilir. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenen eş de aynı hakka sahiptir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.149[/ref]

Davacının yanılarak değil karşı tarafı tanıyarak ve özgür iradesiyle evlendiğinin tespit edildiği bir davada Yargıtay 2. Hukuk Dairesi iptal kararını bozmuştur.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2015/22332, K.2017/1350, T.13.02.2017[/ref]

Aldatma

Aldatma yalnızca iki halde iptal sebebidir. Birincisi eşin namus ve onuru hakkında doğrudan onun tarafından ya da onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı edilmektir.

İkincisi davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalığın kendisinden gizlenmesidir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.150[/ref] Hukuk Genel Kurulu bu sınırı şöyle vurgulamıştır.[ref]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2294, K.2020/671, T.23.09.2020[/ref]

“Açıklanan bu iki durum dışında “aldatma eylemi” sübjektif açıdan ne kadar önemli olursa olsun, iptal sebebi olması mümkün değildir.”

Aynı kararda hastalığın gizlenmesi iddiasında, hastalığın ağır tehlike oluşturup oluşturmadığının ve tedavi edilip edilemeyeceğinin tam teşekküllü bir devlet ya da üniversite hastanesinin heyet raporuyla belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Tek bir hastane raporuyla yetinilerek verilen ret kararı bozulmuştur.

Korkutma

Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı ya da namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilen eş evlenmenin iptalini dava edebilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.151[/ref] Korkutma iddiası ispatlanmalıdır.

Kadının korkutularak evlenmeye razı edildiği iddiası ispatlanamamış, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de iptal talebinin reddini onamıştır.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/7903, K.2024/2240, T.01.04.2024[/ref]

Küçüklerin Evliliği

Erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş kişinin evlenmesine izin verebilir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.124[/ref]

Küçük ya da kısıtlı yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse iptal davasını izni alınmayan yasal temsilci açabilir. Evlenen kişi sonradan on sekiz yaşını doldurur ya da kadın gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.153[/ref]

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, on yedi yaşını doldurmuş davacının yasal temsilci izni olmadan evlendiği bir olayda iptal hakkının yalnızca izni gereken yasal temsilciye ait olduğunu belirtmiş ve davacının davasını reddeden kararı onamıştır.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2011/3446, K.2012/10315, T.19.04.2012[/ref] On altı yaşını dahi doldurmamış kişinin yaptığı evlenme ise aynı Daire tarafından butlanla değil yokluk ile sakat sayılmıştır.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2011/4235, K.2011/7649, T.03.05.2011[/ref]

Evlilik izni ile ilgili işçi hakları ise evlilik izni yazısında ayrıca anlatılmıştır.

Evliliğin İptalinin Sonuçları

Batıl bir evlilik ancak hakimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan halinde bile evlenme, hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.156[/ref]

Hukuk Genel Kurulu hakimin kararının ileriye etkili olduğunu belirtmiştir. İptal kararı kesinleştiğinde evlilik sona erer ancak geçmiş dönem sonuçları ortadan kalkmaz.

Çocuklar Bakımından

Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılır. Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.157[/ref]

Bu nedenle velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası boşanmadaki esaslara göre belirlenir. Ayrıntılar boşanma davasında çocuğun velayeti kime verilir yazısında anlatılmıştır.

Eşler Bakımından

Evlenmenin butlanına karar verilirse evlenirken iyiniyetli bulunan eş, bu evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.158[/ref] Mal paylaşımının işleyişi boşanmada mal paylaşımı yazısında, soyadı konusu boşanmadan sonra soyadı değişikliği yazısında anlatılmıştır.

Davacı eş dava devam ederken ölürse evlilik ölümle sona erer. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi böyle bir dosyada evliliğin mutlak butlanla iptali talebinin konusuz kaldığını ve bu talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2017/4992, K.2018/13690, T.28.11.2018[/ref]

Butlanı dava etme hakkı mirasçılara geçmez, ancak mirasçılar açılmış davayı sürdürebilir. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçı olamaz.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.159[/ref]

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Evlenmenin butlanı davasına aile mahkemesi bakar. Medeni Kanun’un ikinci kitabından doğan aile hukuku davaları aile mahkemelerinin görevi içindedir.[ref]4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun m.4/1[/ref]

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, Cumhuriyet savcısının açtığı mutlak butlan davasında aile mahkemesini yargı yeri olarak belirlemiştir.[ref]Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E.2010/8089, K.2011/1358, T.18.02.2011[/ref] Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar.

Butlan davasında yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.160[/ref] Bu nedenle eşlerden birinin yerleşim yeri ya da davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkilidir.[ref]4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.168[/ref]

İptal Davasıyla Birlikte Boşanma Talebi

Davacı evliliğin iptalini asıl talep, boşanmayı ise iptal kabul edilmezse karar verilmesi istenen talep olarak aynı dilekçede isteyebilir. Hukuk Genel Kurulu bu usulü şöyle açıklar.[ref]Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2017/2294, K.2020/671, T.23.09.2020[/ref]

“(…) davacının açtığı davada öncelikle evlenmenin butlanını, olmadığı takdirde ise kademeli olarak boşanma isteminde bulunması mümkündür. Ancak böyle bir durumda mahkemece öncelikli olarak evlenmenin butlanı isteminin incelenip, butlan isteminin reddi hâlinde boşanma istemi incelenebilir hale gelecektir.”

Mahkeme iptal talebini reddederse boşanma talebi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar vermek zorundadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, iptal talebini reddedip terditli boşanma talebi hakkında hüküm kurmayan bir bölge adliye mahkemesi kararını bu nedenle bozmuştur.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/4287, K.2025/11382, T.17.12.2025[/ref]

Mutlak butlan sebebiyle açılan iptal davası ayrıca açılmış bir boşanma davası bakımından bekletici sorun oluşturur.[ref]Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/17646, K.2018/5968, T.03.05.2018[/ref] Boşanma sebeplerinin neler olduğu evlilik birliğinin temelinden sarsılması yazısında ele alınmıştır.

Evliliğin İptali Davası Nedir Şartları ve Sonuçları

Evliliğin İptali Davası Nasıl Açılır?

Dava, yetkili aile mahkemesine verilen dilekçeyle açılır. Dilekçede iptal sebebi hangi madde kapsamında olduğu belirtilerek somut olgularla anlatılır ve deliller gösterilir. Nüfus kayıt örneği ve evlenme belgesi, sebebe göre sağlık kurulu raporu, önceki evliliğe ilişkin kayıtlar, yazışmalar ve tanık listesi dilekçeye eklenir.

İptal sebebinin ispat yükü davacıdadır. Sebep kanunda sayılanlardan değilse iptal talebi reddedilir. Sürecin hak kaybı olmadan yürütülmesi için dava öncesinde sürelerin ve sebebin hukuki niteliğinin bir avukatla değerlendirilmesi gerekir.

Evliliğin İptali Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Evliliğin iptali ile ilgili en çok sorulan soruları bu başlık altında cevapladık.



Aile Hukuku ve Boşanma Davası Avukatımıza Ulaşın

İstanbul boşanma avukatı Harbiye Hukuk Bürosu, deneyimli aile hukuku kadrosu ve çözüm odaklı yaklaşımıyla evlilik ve boşanma süreçlerinde sizlere danışmanlık vermeye hazırdır. Evliliğinizin iptali için sebep bulunup bulunmadığını değerlendirmek amacıyla avukata sor sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Evliliğin İptali Davası Nedir? Şartları ve Sonuçları yazısı ilk önce Harbiye Hukuk üzerinde ortaya çıktı.

]]>
https://www.harbiyehukuk.com/evliligin-iptali-davasi/feed/ 0